Saadet Partisi, İmam Hatip'lerin orta kısmının kapatılmasıyla bu ülkeye neler kaybettirildiğinin bilincinde olan bir partidir. Saadet Partisi ecdadımızla aramızdaki duvarları 'Osmanlıca'ya verilen değerle ortadan kaldırmayı hedefleyen bir partidir. Saadet Partisi, Refahyol döneminde 'herkesin duası'nı aldığı maddi ve manevi rahatlatmayı yapabilecek gücün de partisidir.
Demokrasi tarihi yaralarla berelerle dolu bir ülkede yaşıyoruz. Siyasetin kendi yolunu bulabildiği ender zamanları iyi hatırlıyoruz da işlerin yolunda gittiğini pek hatırlayamıyoruz.
Osmanlı'yı 'tarihin tozlu sayfaları'na çekenler Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm adımlarını hesaplayarak görünmez engellerle donattılar. Aynı anda hem Hitler'e hem de Yahudilere selam çakan İsmet İnönü'nün tavrı, kim kazançlı çıkarsa onun yanına dizilmek anlamı taşıyordu. İngilizlerin desteğiyle Abdulhamid'in 'vermediği' Filistin toprakları cetvel mühendislerince Siyonizmi benimsemiş katillere açık çek olarak verildi. Belki de Yahudileri pek sevmeyen Avrupalılar, Amerika'ya yeni ve 'tehlikeli' bir oyuncak verirken İslam dünyasını da 'patlatılmaya hazır bomba' kıvamında Siyonist lobilerin emrindeki 'kendini 'Tanrı sanan' bir güce bıraktılar.
Türkiye tarihi bir bakıma İsrail tarihidir de. Merhum Necmeddin Erbakan'ın Haim Nahum planı dediği, Lozan'da gizlenen maddeler bizim ülke olarak neleri yapamayacağımızı da 'güçlülerle' belirledi. Milli şefliğin ardından gelen bahar havası Menderes'i idama götüren cuntacıların demir yumruğuyla son buldu. Sonrasında ortaya konulan tuluatta Ecevit'in ve diğer aktörlerin karşısına 'dokuzuncu' yerleştirildi. Süleyman Demirel'e verilen görev belliydi. Demokrasinin belinin kırılacağı zamanlarda 'şapkasını alıp gitmek' zorundaydı. O da rolünü başarıyla tamamladı. Tabi bu hareketler o zaman içinde bakıldığında demokratik bir mücadele gibi görünüyordu. 'Demokrasi kahramanı' olarak alkışlanan Demirel'in foyası 28 Şubat sürecinde ortaya çıkınca sistemin Truva atının kim olduğu da iyice belirginleşmiş oldu.
Artık neredeyse '28 Şubat Postmodern darbesi' olarak adlandırılan süreçte uluslararası güçlerin etkin oyunculuğu, yerel aktörlerin iyi kurgulanmasıyla birleşince orta çıkan 'plan' Roger Garaudy'nin imlediği bir gerçekle okunabilir. Türkiye'den bir belgesel için kendisine gelen ekibe Necmettin Erbakan'la ilgili sorular soran Garaudy, 'üçüncü dünya savaşını başlatacak bombanın pimini çekmek üzere olan İsrail'in planlarını Erbakan'ın İran'la yaptığı anlaşmayla bozduğunu' söylüyordu Garaudy. Sistemin egemenleri tarafından da 'büyük suç' olarak görülen o doğalgazı da içine alan anlaşmalar 'bize verilen oyun alanı'nın dışına taştığımızı ve birilerinin fena halde canının sıkıldığını gösteriyordu.
Sonrasını hep birlikte yaşadık. Müslüm-Fadime oyunları, kaset savaşlarıyla ekonomisi yoluna girmekte olan ülkeye 'psikolojik savaş' unsurlarıyla müdahale edildi. Bugün artık ne o dönemi savunan apoletli erk var ne de beşli çeteyi oluşturan sendikacılar. Bir tek nazarlık olsun diye Ertuğrul Özkök kaldı utancını gizleyebilen. Onun da geldiği durum mini etekle namaz kılabilen, kılarken de aynı zaman da içkisini içebilen 'mümin' insanları hayal etmek. Yakında ümmeti Muhammed'in Meryem Ana'da hacı olmasını savunabilir. Hatta şöyle bir önerisi de olabilir. Mekke'ye kadar gidip pis (!) Araplara para kazandırmayalım. Kutsal İzmir'de Meryem Ana'da hacı olalım dünya bizim gücümüzü görsün!
Camilere sıra koyup güçlülerin dini (!) Hıristiyanlaşmayı savunan 'resmi ideoloji aydınları'nı bile geride bıraktı Hürriyet'in gizli genel yayın ve magazin yönetmeni.
Özkök'ü çok değer verdiği Demirel'in avuçlarına bırakalım, viskiyle beslesin onu 'birader'i.
Türkiye'nin siyasetine müdahale etmeyi marifet bilenlerin tüm planları ortalığa döküldü artık. Kendilerine 'kandırabilecekleri' halk da bulamıyorlar. 'Lav-Boru' hattında işler karışık yani. Sol-sağ oyunu geride kaldı, şimdi solu toparlayabilecek 'ırk' siyasetini deneme aşaması.
Türkiye demokratikleştikçe önündeki engeller de artacak. Uluslararası güçlerin 'kontrol dışı' bir Türkiye'yle İslam coğrafyasını dizaynı mümkün değil. D-8 gibi bir denge ortaya koyan Necmettin Erbakan'ın 'hayali gerçekleştirmeye yönelik adımları' boşuna durdurulmadı. Bugünden bakıldığında bir şeyi fark ediyoruz, Refahyol döneminde atılan adımlar 'ülkemizi ve coğrafyamızı' gelecek tehlikelerden koruma amaçlı adımlardı ve başarılı da oldu.
Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Libya'da 'özgürlük' isteyen Batı, Gazze'de zalimlerin peşinde ibrik tutuyor. Beşşar Esad ve Kaddafi'yi 'gidecekler' hanesine yazan Batılı güçler Netanyahu'yu ayakta alkışlıyorlar.
Demem o ki yeni dönemin aktörleri oyunu eski kurallara göre oynamaya devam ediyorlar. Ama bu kez daha dikkatliler. Batı'nın akıl tutulması 'İsrail'dir ve bu onların tüm demokrasicilik oyunlarını yerle bir eden tek gerçek.
Türkiye önemli bir seçime giriyor. Dünyanın yeni oyun planı içinde 'Türkiye' yeni bir role hazırlandırılıyor adeta. Liderlerin kasetle devrildiği, kasetle dizayn hareketlerinin yapıldığı 'ahlaksız' bir süreç. Bu yaşananların ülkenin iç güçlerince gerçekleştirildiği akla yatkın değil. İçerde 'figüran' tutulduğu ortalığa saçılan gizli belgelerde açığa çıkıyor zaten. Siyaseti dizayn edenlerin korkuları arasında Millî Görüş'ün iktidarda olması veya Meclis'te bir güç olarak kendini hissettirmesi var. Belli ki uluslararası oyunların hedefinde de Meclis olacak. Bunca hır gür, yurt dışında oyunu kullanacaklara getirilen zorluklar, illerdeki milletvekili sayılarıyla oynamalar 'yeni anayasa' konusunda yeterli sivil gücün oluşmaması için sergilenen hileler, halkın oyunun bir anlamının olmaması için gerçekleştirilen hamleler bizi 'kader' seçimine götürüyor.
Benim bu dönem için en büyük dileğim Millî Görüş'ün Meclis'te hissedilmesi. Saadet Partisi, Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan'ın ömrü boyunca savunduğu ve gerçekleşmesi için mücadele ettiği 'ruh'u Meclis'e taşımalıdır. Prof. Dr. Mustafa Kamalak, halkı hiçe sayan uydurma koalisyonları 'hukuk' yoluyla yıkabilen bir insandır. Türkiye'de her türlü hilenin 'hukuk' üzerinden işletildiği düşünüldüğünde de Kamalak'ın birikimine bu dönemde çok ihtiyaç var. Her sene düzenlenen Fetih Günü'nde ortaya çıkan dinamizm Saadet Partisi'nin 'ümmet' bilinci konusundaki hassasiyetini de ortaya koyuyor. İslam dünyasının da Saadet Partisi'ne ihtiyacı var. Türkiye Büyük Millet Meclisi 'bu milletin kendisi' olan Saadet Partisi'yle 'egemenlerin, uluslararası oyuncu aktörlerin karşısında' dimdik duracaktır.
Saadet Partisi, İmam Hatip'lerin orta kısmının kapatılmasıyla bu ülkeye neler kaybettirildiğinin bilincinde olan bir partidir. Saadet Partisi ecdadımızla aramızdaki duvarları 'Osmanlıca'ya verilen değerle ortadan kaldırmayı hedefleyen bir partidir. Saadet Partisi, Refahyol döneminde 'herkesin duası'nı aldığı maddi rahatlatmayı yapabilecek gücün de partisidir.
Oyunu bozmanın yolu Saadet Partisi'nden geçiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



