Günümüz dünyasındaki müslüman ülkeler, "görünen ve görünmeyen" yöneticileri yüzünden içler acısı bir hali yaşamaktadır. Halk ne kadar samimi ve dindar ise yöneticiler bir o kadar halktan ve halkın değerlerden kopuktur. "Tarihte firavunlar, nemrutlar gelip geçmiştir" diyeceğim fakat onların soyu yok olmamış, ad ve görüntü değiştirerek bugün de "çağdaş firavunlarlar saltanatı ve zulmü" sürüp gitmektedir.
Müslüman ülkeleri yöneten kralların yaşam biçimlerini ve yaptıklarını gördükçe, kalbinde zerre kadar iman taşıyan bir insanın vicdan azabından kahrolmaması mümkün değildir. Hani Afrika'nın putperest klan toplumlarında aç, susuz, çıplak ve bir deri bir kemik vaziyetteki siyah renkli insanlar, yine aynı renkteki kabile reislerini, oldukça süslü bir taht üzerinde omuzlarında taşırlar ya, işte müslüman halklar da sanki benzer bir hali yaşamaktadırlar. Kendileri ülkenin doğal zenginliklerini firavunlar gibi kullanıp "krallar gibi" yaşarken, halka da "bir lokma bir hırka"yı imkân diye sunmaktadırlar. Böyle bir zulmün sonucu olarak müslüman halkın yaşadığı sefalet, halkın kaderi olarak gösterilmektedir. Oysa halkın hakkı olan ülkenin doğal zenginliklerinden ve millî servetten yabancı ülkelerin bankaları vasıtasıyla zengin ülkeler daha çok istifade etmektedirler.
Kralların veya güya seçimle gelmiş "devlet başkanı" kılıklı despotların, ülkelerinden çaldıkları milyarlarla ifade edilen servetleri, bu zamana kadar görülen örneklerde de olduğu gibi kimseye yar olmamıştır. Ne var ki firavunlar hep altına, paraya ve zengin devletlerin bankalarına güvenmişlerdir. Oysa onların "para tanrıları", tam da kendilerine muhtaç oldukları zamanda onları hep yalnız bırakmıştır. İbret olmaya devam etmektedirler. Mazlum olmayı değil de zalim olmayı tercih ettikleri için de, onların sonları hep sürüngenler gibi olmuştur.
Kralların yüzlerine baktığınızda simalarındaki meymenetsizliğin yanı sıra, kin ve nefreti okuyorsunuz. Bunlar "çağdaş" firavunlardır. Bunlar, müslüman halkın temsilcisi olacağına kahrolsunlar daha iyi diyorsunuz. Çünkü bir müslüman olarak utanıyorsunuz bu durumlardan, içiniz kan ağlıyor, inancınız adına...
Bu firavunların, servetlerine servet katmak adına sebep oldukları sefalet yüzünden, müslüman halkın yaşadığı halleri gördükçe yüzünüz kızarıyor. Afrika'daki, Ortadoğu'daki Asya'daki müslüman halk, bunları hak etmiyor diyorsunuz.
Müslüman halkın yaşadığı yerlerde darbe yaparak iş başına gelenler, yine ancak darbeyle gidiyorlar. Otuz yıl, kırk yıl gibi bir insan hayatını kapsayan geniş bir zaman diliminde, ölümleri de kesmiyor onları, "soy"larıyla sürdürüyorlar zalimliklerini, soyu kuruyasıcalar...
Arap dünyası, yönetimler açısından yüz karası bir hayatı yaşıyor. Allah'n onlara bağışladığı doğal zenginliklerini halkın refahı ve geleceği için harcamak yerine, deniz ortasına adalar, saraylar, eğlence mekânları yaparak keyif çatmaya yönelik harcamalarıyla, lağım fareleri gibi yer altlarına saraylar inşa ederek paralarını harcamaya utanmıyorlar.
Bunlar müslümanların yaşadıkları topraklarda, azgın nefislerinin tatmini için bıkmadan usanmadan firavunluklarını icra edebilmek için ellerinden geleni arkalarına koymadılar ve hâlâ da koymuyorlar. Halkın "yeter artık! demesine de, kulaklarını tıkayıp onları "isyancılar" şeklinde yaftalamaktan da çekinmiyorlar. Dünyanın gözleri önünde zulümlerin icra edilmesi, insanlık tarihinde fazla bir şeyin değişmediğini de göstermektedir. Hatta bazı zengin ülkeler, bu karışıklığı fırsat bilerek oraların doğal zenginliklerinin kontrolünü ellerine geçirmenin yollarını aramaktadırlar. Teknoloji gelişti, özellikle iletişim araçları sınırları ortadan kaldırdı, fakat insanlar maddî anlamda birbirlerine bu kadar yakınlaşmasına rağmen mânevî anlamda birbirlerinden bir o kadar uzaklaşmaktadırlar.
Özgürlük ve adalet gibi değerlerin hayata geçirilmesi, dünya nimetlerinin insanca paylaşımı gibi isteklerde bulunanlar sokaklarda öldürülürlerken; Amerika başta olmak üzere dünyanın sömürgeci ülkeleri, bundan sonrasında, zulüm düzeninin sürmesi için pazarlıklar peşinde koşmaktadırlar.
Hatta "firavunluk koltuğu"nda biraz daha fazla oturabilmek için, bütün İslâm ve Arap dünyasını karşısına alan çağdaş bir firavun, işgalci ve zalim İsrail'in çıkarlarını gözetmekten geri durmamaktadır. Çünkü ona göre, İsrail tarafından Filistin'in yeryüzünden silinmesi, koltuğun korunmasından daha evlâdır.
"İslâm dünyası" dediğime bakmayınız, lafın gelişi bir ifade bu, çünkü ortada böyle bir dünya yok! Sadece zulme maruz kalan müslümanlar vardır. Firavun kılıklı kralların yönettiği bir dünyada İslâm'ın esamesinden bahsetmek ne mümkün!
Dünya coğrafyasının her bir yerinden, yıllardır süren zulümlerin neticesinde, mazlum, masum müslümanların ahı yükseldi semalarımıza. Şimdi onlar rahmete dönüştü ve yeryüzüne inmeye başladı. Bu yüzden büyük firavunlar, yavru firavunlar, bir bir gitmeleri gereken yerlere doğru gönderiliyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



