Müslüman coğrafyaların sinema alanlarındaki durum bir tarafa, Türkiye sinema sektörünün Mavi Marmara'nın 'açtığı gediği' iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Mavi Marmara'da yaşananlar o kadar gerçek ki, filme alınması kaçınılmaz. Mavi Marmara'da akan kanın bölgesel ve küresel ölçekte ne tür gelişim ve değişimlere yol açacağını öngörebilen herkes şunu biliyor ki; artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.
İsrail'in, siyonist politikalarıyla yönlendirdiği işgal devletinin varlığını sürdürebilmesinin en önemli sebeplerinden biri dünya kamuoyunda psikolojidir. Maddi olarak dünyayı kontrol eden, gerek ekonomik gerekse modern politik sistemin bizatihi kurucusu olan siyonistler, psikolojik harekat unsuru olarak da medyayı kullandı. Televizyon/gazete/internet/radyonun, haber bağlamında nasıl bir etki oluşturduğunu son Mavi Marmara Katliamı'nda bir kez daha gördük. Ancak bu defa silahları ters tepti. İsrail, kendi silahı (medya unsurları) ile dünya nezdinde haksız duruma düştü. Gazetecilerin Mavi Marmara'dan 'kaçırdığı görüntüler' ve baskın sırasında canlı olarak dünyaya ulaştırılan anlar, İsrail'in bugüne kadar kullandığı en önemli silahlarından birini peşinen etkisiz hale getirdi. Bahsettiğim medya unsurlarının olay anından itibaren kullanılabilmesi sayesinde İsrail, medya noktasında çaresizce bir debelenme içinde.
Kısa vadede ortaya çıkan bu manzaranın bir de uzun vadede yansıması olacak. Mevzubahis medya organlarının uzun vadede en etkilisi ise hiç şüphesiz sinema. Ve yine çok şeyin değiştiğine ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına delalet olarak, Mavi Marmara Katliamı'nın sinemaya 'kazandırılması' gerekiyor.
İsrail bugüne kadar bu noktada Hollywood'u kullandı. Şimdi 'Yahudi Soykırımı' desem, sinemaya en uzak olanınız bile birkaç tane bu konu ile ilgili film sayarsınız. Peki müslümanların maruz kaldığı katliam/soykırımlarla ilgili filmleri sorsam kaç kişi film adı sayabilir.
Evet, haklısınız. Bu noktada küresel sistemle boy ölçüşemeyecek derecede gerideyiz. Ancak Mavi Marmara'da yaşananların oluşturduğu küresel hava ve medya organlarının da ilk aşamada en etkili şekilde kullanılmasının üzerine bir film yapılması artık farz oldu.
Gemide yaşananlarla ilgili belgesellerin hemen yapılmaya başlanacağına eminim. Zira İsraillilerden görüntü kaçırmayı başaran G. Koreli film yapımcısı ve yönetmeni Iara Lee, mevcut görüntülerle ilk belgeseli hemen oluşturuverdi. Gemide yer alarak o vahşet anlarını yaşayan biri olarak bu hak öncelikli olarak onundu zaten.
Peşi sıra Mavi Marmara gazileri ile yapılacak olan görüşmelerle ulusal ve uluslararası belgeseller gelecektir. Şahsım da bu konuda çeşitli projeler üzerinde çalışıyor.
Lakin daha da önemlisi bir sinema filmi olarak Mavi Marmara'nın dünya halklarına ulaştırılması önemli. Ve en az bu minvalde önem arz eden husus da Türkiye'de böyle bir filmin çekilmesinin gerekliliği. Bir düşünsenize; konusu Filistin olan, o bölgede geçen kaç film biliyorsunuz. Cevap: Hiç. Belgesel olarak filme alınmış olan çalışmalar var. Ancak kurmaca tarzda Filistin'i konu alan yüzde yüz Türkiye yapımı bir film henüz yapılmadı.
Hazır İsrail ilk defa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kurşun sıkıp can almışken, kamuoyu da bu noktada bir bilinç patlaması yaşamışken, Mavi Marmara'yı konu alan bir film çekilmesi şart olmuştur.
Kurtlar Vadisi Filistin'in yakın zamanda vizyona gireceğini biliyoruz. Filmde Mavi Marmara Katliamı'na değinilecek mi, henüz net değil. Ama benim bahsettiğim, sadece Mavi Marmara'yı konu alan bir film.
Benzeri konularda proje aşamasında bazı çalışmaları olan şahsım, bu konuda da hemen bir senaryo projelendirdi. Mavi Marmara Katliamı ve farklı bir açıdan da Türkiye-Filistin ekseninde Filistin sorununu konu alan senaryolar üzerinde çalışıyorum. Bu noktadaki her türlü çalışmaya da destek vermeye hazırım.
Bu noktada asıl iş yapımcılara düşüyor. Benim gibi çok sayıda sinema gönüllüsünün bu konuda çalışma yaptığına eminim. Fikirleri senaryolaştırmak bir yerden sonra sorun değil. Sorun olan maddiyat. Tam da bu noktada yapımcıların dikkatini çekmek isterim. Mavi Marmara öncesi ile sonrası arasında, bir Filistin filminin getirisi/götürüsü hesabı hususunda çok şey değişti. Yaşananlardan önce yapacağınız bir Filistin filmi 50 bin gişe yapacaksa, aynı film bugünkü şartlarda en az iki misli izlenecektir. Hele hele sinema ksıtasları açısından kaydadeğer bir eser ortaya çıkacak olursa, dünya çapında ses getirmesi ve ticari olarak yapımcıya 'kazandırması' ihtimali de çok yüksek.
Mavi Marmara'da akan kanın bölgesel ve küresel ölçekte ne tür gelişim ve değişimlere yol açacağını öngörebilen herkes şunu biliyor ki; artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. Sinema sektörü açısından da bu böyle. Daha önce yine bu sayfada kaleme aldığım bir yazıda İslam coğrafyalarındaki zulümlerin sinema yolu ile kitlelere ulaştırılamaması sebebiyle müslümanların kendilerinin ifade etmekte zorlandıklarını ve eksik kaldıklarını dile getirmiştim.
Müslüman coğrafyaların sinema alanlarındaki durum bir tarafa, Türkiye sinema sektörünün Mavi Marmara'nın 'açtığı gediği' iyi değerlendirmesi gerekmektedir.
Mavi Marmara'da yaşananlar o kadar gerçek ki, filme alınması kaçınılmaz. Her fırsatta, sinemanın, hayatın ta kendisi olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Filistin'de ve İslam coğrafyalarında hergün şehit veriliyor. Ancak Mavi Marmara sayesinde ilk defa Filistin hususunda şehitlerimiz oldu. Bu ilk ülkemiz açısından o kadar büyük sosyo-kültürel ve politik değişimlere gebe ki, sinemamızın bu etkiden uzak kalması söz konusu bile olamaz. Böyle olmaması gerektiği bir yana, eşyanın tabiatı açısından da vuku bulacak olan durum budur.
Şimdi sinemacıların kolları sıvama zamanıdır. Filistin için; Türkiye için; ümmet için...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



