Türkiye ve Ermenistan dondurulmuş ilişkilerinin İsviçre arabuluculuğunda geliştirileceğine dair kamuoyuna sunulan haberler Kafkasya'nın geleceği ile ilgili pek çok soruyu da beraberinde getirmiştir. Meseleye yönelik olarak Batı'nın ve Rusya'nın yaklaşımları irdelenen konuların ana temasını oluşturmaktadır. Özellikle enerji hatları hususunda Rusya'nın Batı ile mutabık olduğu görülmektedir. Bu konuda da 08.08.2008 tarihinde gerçekleşen Rusya'nın Gürcistan müdahalesinden sonra ülkenin yeni dengelerde eskisine göre daha farklı bir konuma getirileceği öngörülmektedir. Araştırmacılar Türkiye ile ilişkilerinin geliştirilmesi sonucu Ermenistan'ın enerji hatları için yeni bir geçiş bölgesi olup, Gürcistan'ın devre dışı bırakılabileceğini savunmaktadırlar. Konuyla ilgili olarak Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya da çok önemli noktalara değinmektedir. Yeni dönemde Ermenistan'ın bölgedeki konumu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Yalçınkaya, Ermenistan'ın enerji hatları için yeni bir güzergah yapılmasının, Gürcistan'ın Türkiye ve Azerbaycan yanlısı politikalarına ihanet etmek olacağını söylemekte ve şimdiye dek gerçekleştirilen Bakü-Supsa, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve TRACECA projelerinde Azerbaycan ve Türkistan'ı Rusya ekseninden kurtaran tek etkenin, Gürcistan'ın Rusya karşıtı cesur adımları olduğunu belirtmektedir.
Sorunun çözülmesini ABD de istiyor
Bölgedeki sorunların şimdiye dek çözülememesinden doğan sıkıntılardan en fazla şikayetçi olan ülkenin ABD olduğunu belirten Yalçınkaya şunları belirtmektedir : "Ermenistan ile sorunların çözülmesini Türkiye ile birlikte ABD'deki yeni yönetim de (hatta eskisi de) şiddetle istemektedir. Çünkü Beyaz Saray her dönemde gücü fena sayılmayan Ermeni Lobisi ile dış politik realiteleri arasında sıkışmıştır. Demokrat yönetimler daha fazla Ermeni yanlısı olduğu halde, bugünkü konjonktür Türkiye'yi daha fazla yanına almayı gerektirmiştir."
Buna ek olarak ABD'nin çözüm yanlısı adımlarına Rusya da olumlu bakmakta ve sorunun çözümüne katkı sağlayacağını belirtmektedir.
"Öte yandan Kafkasya'daki Ermeni sorununun en büyük destekçisi Moskova da bunu daha fazla taşıyamayacağını görmüştür. Bu noktaya gelmede Azerbaycan ve Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini makulleştirmesinin de etkisi var. Böyle bir ortamda İsviçre'nin aracılığı ile yapılan müzakerelerin altında bence başka bir şey aranmaması gerek. Bununla beraber, diaspora Ermenilerinin gayet organize ve faal olduklarını hatırlamakta fayda var. Bugüne kadar veya bundan sonra müzakereleri oldu bittiye getirmemek veya bir şekilde hileli unsurlar yerleştirmemek için çok dikkat etmek lazım."
Muhalefeti azarlamak desteksiz kalmayı gerektirir
Türkiye'nin açılımlarda bulunurken göz ardı ettiği en büyük dayanağın muhalefet kesimi olduğunu belirten Yalçınkaya, sorunun tek elden çözümünün mümkün olmadığını belirtmektedir : "Kanaatimce burada Ermenistan'ın en büyük gücü; muhalefet ve kamuoyu. Türkiye'de muhalefetten veya kamuoyundan gelen aykırı seslerin azarlanması ve suçlanması aslında diplomatik bakımdan en büyük dayanağı tepmek demektir. Mutabakat metinlerinden Ermenistan lehine, Gürcistan, Azerbaycan veya Türkiye aleyhine daha fazla anlam çıkarılması, uygulamaya geçilmesi tehlikesine karşı kamuoyu, muhalefet, akademik camia ve diğer toplum önderlerine daha fazla söz hakkı verilmelidir. Bugünkü durumun sorumlusunun geçmiş yöneticilerimiz değil; Erivan'ın saldırgan, mütecaviz politikaları olduğu göz ardı edilmemelidir."
'Sıfır sorun azami işbirliği' söylemi yanlıştır
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "sıfır sorun azami işbirliği" açılımının muhtemel sonuçlarına da değinen Yalçınkaya taviz yönlü politikaların yeni tavizleri doğuracağını belirtmektedir: "Ne pahasına olursa olsun; sıfır sorun ve barış ortamı son derece tehlikeli bir söylemdir. Çünkü saldırgan tarafın geri adım atmasını beklemek yerine onun taleplerini kabul etmek, saldırgandan yeni taleplerin kapısını açacaktır.
Öte yandan, mevcut durum Türkiye'ye olduğundan çok daha fazla Ermenistan aleyhinedir. Türkiye daha önce hiçbir şey almadan hava yolu köprüsünü açarak Ermenistan'a bu saldırgan politikalarında hayat suyu vermiştir. Dostluk, barış ve işbirliği şartlarını kabul ettiği oranda Türkiye'yle (ve tabii ki Azerbaycan) ilişkilerini geliştirmelidir. Mevcut dönem sona erip, işbirliği ve barış ortamı oluştuğunda, Ermenistan'ın enerji projeleri içerisinde yer alması kaçınılmaz olacaktır" Türkiye'nin, özellikle Batı'nın ve Rusya'nın bölgede talep ettikleri değişikliklerin gerçekleşmesinde öncü rol oynadığı açık bir durum. İzlenen politikalar yerine daha cesur adımlar atılması, ileride oluşabilecek menfi durumları engelleyecektir. Şunu da belirtmekte fayda var. Mevcut protokolde Dağlık Karabağ mevzusu yer almamaktadır. İki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik hazırlanan protokol sadece Türkiye ve Ermenistan'ı konu almakta. Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya'nın da belirttiği gibi bundan sonraki adım, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan'la ilişkilerini geliştirme çabasına dayanmaktadır.
Bir Kutlama: Azerbaycan'ın Rus ve Ermeni işgalinden kurtarılışının 91. yıldönümünü kutluyoruz. Mehmet Emin Resulzade önderliğinde Doğu'nun ilk cumhuriyeti olarak 1918'de kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti, aynı dönemde Rus ve Ermeni işgaline uğramıştı. Kardeşlerini bu durumdan kurtarmak amacıyla Enver Paşa, büyük çoğunluğu gönüllülerden oluşan Kafkas İslam Ordusu'nu kurup kardeşi Nuri Paşa ile Bakü'ye göndermiş ve büyük zaferi gerçekleştirmişlerdi. Umuyoruz ki, kardeşliğin tesisinde büyük rol oynayan bu zaferimiz, günümüzde oluşturulmaya çalışılan yapay krizlerin ne kadar boş ve düşmanca olduğunu bizlere öğretir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




