Küresel düzeyde yaşanan son gelişmeler ve bunların Türkiye ekonomisine olan yansımalarına bakılır ise, kısa vadede enflasyon tehlikesine yönelik endişeler bir miktar azalacak, fakat cari açığa ilişkin olanlar artacak. ABD ve AB kökenli yeni parasal genişleme sinyalleri, başta ülkemiz olmak üzere gelişmekte olan ekonomilerdeki sorunları ağırlaştıracak, orta vadede kırılganlık yükseliş eğiliminde olmaya devam edecek. Her türlü aşırılıktan kaçınmak yönündeki eğilimler daha özel bir önem taşır hale gelecek. Küresel çapta son on yılda yaşananlar olumlu düşünmeye izin vermiyor.
Konuyu bazı sorular ile açmaya çalışalım: Son on yıldaki giderek büyüyen parasal genişleme yaşanmamış olsa idi, başta altın ve petrol olmak üzere emtia fiyatları bu ölçüde yükselir, gelişmekte olan ekonomilerde tüketim ve yatırım cephesinde aşırılıklar kredi krizine sebep olacak ölçüde tehlikeli bir tırmanış sergiler miydi? Bu soruların yanıtı kesinlikle hayır şeklindedir. 1997'de Asya krizi ile başlayan ve 2000 yılında ABD'nin de durgunluğa girmesi ile iyice dramatik hale gelen küresel koşullar, sistemik riski önemli ölçüde arttırmıştı. Toplam talep daralıyor ve deflasyon baskısı artıyordu; başta kamu kesimi ve mali sektör olmak üzere tüm kesimler bunalmıştı, çarkların dönmesi zorlaşmıştı. 2002 yılı sonrasında bu duruma tepki olarak ciddi bir parasal genişleme devreye girdi, kredi koşulları olmaması gereken düzeyde gevşedi ve gelişmekte olan ekonomiler finansal sermayenin akını ile bazı istisnalar dışında kontrolü kaybetmeye başladı. Ortaya çıkan çelişkiler görmezden gelindi. Geniş kesimler gelirinden çok harcama teşvik edildi; sanki talep hep artacakmış gibi aşırıya kaçan oranda yatırımlar teşvik edildi; bu eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı ihmal edildi. Bu şekilde hesapsız ve aşırı risk almanın bedeli küresel kriz oldu.
Türkiye de bu dış gelişmelerden hem olumlu, hem de olumsuz yönde en çok etkilenen ekonomilerden biri oldu. Finansal sermayeye erişim kolaylaştıkça her türlü aşırılığı zorladı ve Ağustos böceğini oynadı, tersi olduğunda ise ne yapacağını şaşırdı, çaresizleşti. Tüketim ve yatırım cephesinde aşırılıkların zorlaması dış görünümü iyileştirirken, bindiğimiz dalın kesilmesine ve kırılganlaşmasına sebep oldu; cari açık rekorlar kırdı, emtia fiyatlarındaki yükseliş de bu sonuca yardım etti.
Bu aşamadan sonra küresel talep artmayacak, dalgalı ve sarsıcı şekilde daralacak. Parasal genişlemenin gelir dağılımı ve rekabet koşulları üzerindeki olumsuz etkisi bu sonuçta etkili olacak, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı sancılı ve uzun bir geçiş dönemi yaşanacak. ABD ve AB'nin durgunluktan çıkamaması, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'nun karışması, gelişmekte olan ekonomilerin aşırılıklar nedeniyle yorgun düşmesi ve sorunlarının ağırlaşması gibi somut gelişmeler daha farklı düşünmeye izin vermiyor. Bu aşamada talep hep aratacakmış varsayımı ile yapılan yatırımlar ciddi sıkıntıları da beraberinde getirecek, atıl kapasite büyüdükçe verimlilik azalacak ve ekonomik daralma kronikleşecek. Bu gerçeği fark edenler, bu son parasal genişleme dalgasından yararlanarak risklerini azaltmaya ve kendilerini kurtarmaya çalışacaklar. Güvensizlik büyüyecek ve bir süre sonra yeni kriz dalgalarını tetikleyecek. Sorunlu kurum, sektör veya ekonomi sayısı geometrik bir hızla artacak. Hesapsızca aşırılıkları daha önce zorlamış olanlar, en olumsuz etkilenecekler listesinde birbirleri ile yarışacaklar. Ekonomi daralırken işsizlik ve enflasyon artacak, bu durum sosyal ve siyasi istikrarsızlığı dayanılmaz boyutlara taşıyacak.
Özetle söylemek gerekirse, tarih kendini tekrarlayacak. Açgözlü uyanıklar ile çaresizlerin işbirliği daha büyük felaketlerin sebebi olacak. Birileri yerken çoğunluğun bakması, medeniyet diye pazarlanan tek dişi kalmış canavarı bir kez daha hortlatacak. Ne diyelim, görünüşe aldanmayın; fırtına yaklaşıyor, güvenli bir liman bulmaya çalışın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



