Suç ve Ceza:
Bu kan yerde mi kalacak? Adalet nasıl yerini bulacak? Esasen, böyle bir durumda "adalet nedir?" Aynısının tıpkısının yapanlara uygulanması mı yoksa onları bir hapishaneye koyup, yıllarca devlete ve dolayısı ile tüm topluma yük olarak yaşamalarının sağlanması mıdır adil olan?
Yahutta, beş- on yıl sonra iktidara gelecek siyasi bir partinin veya onun liderlerinin "siyasi ve sosyal jest yapma dürtüsü" ile çıkaracakları "genel aflardan yararlanarak" bu canilerin tekrar topluma karışmaları mıdır, adalet?
Ceza ne zaman gerçekleşecektir? Yıllar sonra her şey unutulunca mı veya cezanın türü ne olacaktır? 15 yılda affa uğramak ümidi ile sözde "ömür boyu hapis" cezası mı verilecektir yoksa bu bile fazla sayılıp, "insan haklarına" aykırı bulunarak AB müfettişlerinin müdahalesine mi uğrayacaktır?
Acaba, Avrupa Birliği'nin zorlaması ile (hangi sebeple zorladıkları bilindiği halde) kaldırılan idam cezasının geri getirilip, getirilmemesi, TBMM'de özel bir oturumda ele alınacak mıdır? Halk bunu sormaktadır.
Mazlumları, katledilenleri kim koruyacaktır?
Yoksa bu hususları da AB yetkililerine mi danışmak gerekmektedir?
Nerede yalnış yapılıyor:
Diğer taraftan acaba, "ülkede kullanılan eğitim programları kifayetsiz midir?" sorusu akla gelmektedir. Acaba, insanlara vicdan, adalet, sulh, barış, denge gibi kavramları öğretebilecek dersler, kurumlar yok mudur veya yeterli değil midir?
Acaba, insanlara "manevi değerleri", doğru ve yanlışı öğretecek kurum ve sistem gerektiği gibi çalışmamakta mıdır?
Eksik olan nedir, öğretilen nedir, unutulan nedir?
Yoksa acaba, kanunlar mı yetersiz kalmaktadır? Kanunlar ve ceza, suç ve ceza dengeli midir? Boşluklar nerededir?
Bu olay, sosyolojik, sosyo-patalojik ve psikolojik çalışmaları gerektiren bir olaydır. Süratle bu alanda, hem hukuki ve hem de uygulamalı araştırmalar yapılmalıdır? Tek bir köye değil, bir bölgenin tümüne ve hatta bütün bir Türkiye'deki suç oranı gelişimine bakılmalı, derinliğine analizler yapılmalıdır.
"Acaba, olayda dışarıdan etkiler var mıdır?" sorusu da sorulmalıdır. Adeta bir refleks olarak, insan nerede ise, "dıştan gelenlerin teşviki ile oldu" demek istemekte, kendi köylüsüne konduramamaktadır böyle bir canavarlığı. Ama ne yazık ki Bilge Köyü'ndekilerin hepsi "yerli malı". İşte olayın en korkutucu ve anlaşılmaz boyutu da bu zaten.
Diğer taraftan, medya başlı başına bir olay. Onların genelde yararlı olmak gibi bir dertleri yok. Sadece "magazin" olmayı ve çok satmayı düşünüyorlar. Büyük köşe yazarlarının bazıları İstanbul'daki çalışma odalarından "ahkam kesiyor", "herkesi suçluyor, azarlıyorlar". Ama olayların geçtiği yerlere belki bir kerre bile yolları düşmemiştir. Acaba bu kişilere de "bir sene veya altı ay, o yerlerde mecburi hizmet verilse", işe yarar mı? Biraz daha objektif, biraz daha geniş düşünür hale gelirler mi? Acaba yaşanılan olayların tümündeki müşterek faktör adeta "Korkunç dereceye ulaşmış olan maddecilik", "bilgisizlik" ve "aldırmazlık" mıdır?
İç faktörlerin yanı sıra olayın bir de dıştaki yansıması var. Dışardan Türkiye'ye bakılınca, durum daha da vahimleşmektedir. Türkiye'nin imajı ve şöhreti fena darbe yemiş ve dibe vurmuş durumda. Hem de tam 24 Nisan süreci döneminde. Bütün dünyada Ermenilerin "sözde soykırımını" kabul ettirmek için her baskıyı kullandıkları ve her çareye başvurup, her yalanı söyledikleri bir sürecin sonunda bu olay olmuştur. Daha hafta bitmeden, adeta bütün töhmetleri ispat etmek istercesine, Güneydoğu Anadolu'da böyle bir "akıl ve vicdan ötesi" katliamın gerçekleşmesi, fırsat arayanlara tam bir "altın fırsat " olmuştur.
Sonuç:
* Acaba, ne tip ve nasıl bir ceza, bu adaleti sağlayabilecektir? Bu adalet ne kadar zamanda gerçekleşecektir?
* Acaba, o toprakları kapmak için pusu kurup, kalleşçe vuranlar ve tüm aile fertleri, bu topraklara sonunda sahip olabilecek midir? Malum, kendi çocuklarını göç ettirterek, kan davasına karşı tedbir aldıkları da basına yansımış bulunmaktadır. Başka hazırlıkları da olabilir. Boşuna gülmüyorlardı bu "sırtlan-insanlar",
* "Acaba o kişileri ve ailelerini sonsuza kadar bu topraklardan men eden özel bir kanun TBMM'de çıkarılamaz mı?" diye sorası geliyor insanın.
*Acaba, zedelenen Türkiye imajını düzeltebilmek için , katillerin ömrünün toplamı kadar yıl, yeterli olabilecek mi? Onların yıktığını kimler düzeltebilecek?
Bir toplumda istikrar ve güven olması için mutlaka "suç ve ceza"nın dengelenmesi ve birbirine uygun olması gerekmektedir.
Hızlı ve etkili bir şekilde gerçekleşmeyen ceza ise, adalet ve güveni temin etmekten aciz kalır. Ceza, sadece hukukçuları değil, amme vicdanını da tatmin edip, rahatlatmalıdır. "hak yerini buldu" dedirtmelidir.
Adalet, yaşanılan toplumun iç dinamiklerine uygun olmalıdır. İç dengelerin ve değerler sisteminin normlarına uygun olarak işlemelidir. Toplumun değerlerine yabancalaşan adalet, adalet değildir. Adaleti sağlayamayan hükümetler de güçlü değildir. Boşuna dememişler," Adalet Mülkün Temelidir" diye.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



