Mardin, Türkiye'nin en ilginç ve güzel köşelerinden biri. Fevkalade önemli ve tarihi beldelerin arasında kendi kişiliği ile temayüz etmesini bilen bir vilayet. Diyarbakır'dan Mardin'e giden ana yolundan güzel bir köye yani Bilge Köyü'ne gidilir. Yani bu köy, öyle yerleşim merkezlerinden, kolaylıklarından uzakta bir yer olmayıp, tam aksine güzel, panaromik, eski bir yerleşim yeridir.
Bilge köyü, aniden başlarına çöken bir facia ile bölgenin ve Türkiye'nin dehşete ve kedere gömüldüğü akşam ölümün ve dehşetin acısını tatmıştır. Ölüm her yerden ve en acısı, dost elinden sunulmuştur köy halkına. Tek kelime ile "insanlığın, vicdanın ve izan'ın" durduğu andır, o an. Tarihe geçip, o kanlı hali ile donup, kalmıştır.
Sebepler ve Gerçekler:
Birçok sebepler ileri sürülmüştür. Olayı bilen, bilmeyen herkes konuşmuş, kimi televizyona veya basına çıkmak için, kimi, birkaç saatliğine "ilgi odağı" olmak için, her türlü şeyi söylemekten kaçınmamıştır.
Aileler kan ağlarken, bir köyden 45 can birden mezara giderken (bu sayının gerçekte daha yüksek olduğu söylentileri de mevcut), suçlu tarafın akrabaları tez elden oradan kaçıp, göç ederken, jandarma ve polis hızla canileri yakalamıştır. Katillerin soğukkanlı şekilde aralarında konuşup, hatta "gülüştükleri" bile müşahade edilmiş ve bu husus basına bile yansımıştır.
Kime gülmekteydiler acaba? Yaptıkları caniliğin büyüklüğüne mi yoksa kanla tatmin ettikleri kendi doyumsuzlarına mı? Kısacası, bir insan olmanın utancı mıydı onları gülmeye zorlayan, yoksa bir canavar olmanın kıvancı mı?
Kız işi, gönül işi, kan davası, aşiret kavgası dediler. Hepsi yalan. Tüm söylenenler sadece bir kılıf olanlar için. İşin esası daha da vahim. Yirmi yıl önce oradan ayrılan ve büyük topraklara sahip olan aileler, yıllarca vatanın başka yerlerinde yaşamışlar ama terör'ün azalması ile birlikte "Köye dönüş" programı çerçevesinde tekrar köylerine dönmüşlerdir. Yeni ve eski muhtarlar da bu olayı teşvik etmiş ve yardımcı olmuşlardır. (Cinayet de bu muhtarın kızının düğününde işlenmiştir. Yani, yaptığı doğru işi, bazıları onlara böyle ödetmiştir.)
İlk göç sırasında boşalan köyün korunması işi "köy korucularına" verilmiştir. Devlet koruculara, köylüyü, köy topraklarını korumaları için silah vermiş ve eğitmiştir. Yıllar sonra aynı adamlar, bu aynı silahlarla yaşadıkları ve korudukları bu köydeki inanılmaz katliamı gerçekleştirmişlerdir.
Geçen yıllar içinde "geçici olarak göç edenlerin" geride bıraktıkları topraklar ve evler de korucular ve aileleri tarafından kullanılmıştır. Eski sahiplerin geri dönüşü dengeyi yine etkilemiş ve kurulmuş olan bu yeni düzenin de değişmesi icab etmiştir. İşte, kıyamet o zaman kopmuştur.
Mülkiyeti düzenleyen kanunlara göre varisleri bilinmeyen toprak ve emlakı 15-20 yıl sürekli olarak kendi kullanımlarında tutanlar, diğer kanuni varislerin bulunamaması halinde o yerlerin "zilliyet" haklarını elde edebilirler. Zamanla zilliyet hakkı, mülkiyet hakkına dönüşür. İşte Mardin'de bu korkunç cinayeti işleyenler de bu maddeden yararlanmak için, "kanuni mirasçıları" ortadan kaldırmayı planlamış ve gerçekleştirmişlerdir.
Kapsamlı plan yapılmıştır: Düğün adetleri gereği, herkesin birlikte düğün evinde namaz'a durduğu vakit, "en uygun zaman "olarak seçilmiştir. Saf olup, hareketsiz durarak duaya başlanıldığı an, caniler tarafından en uygun "hedef anı" olarak kullanılmıştır çünkü vuracakları kişiler savunmasızdır, kendilerini koruyamadıkları gibi cevap verecek durum ve hazırlıkları da yoktur. Üstelik hareketsiz olmaları da atışı yapanın "tam hedeften vurması için" en istenilen pozisyondur. Bundan daha soğukkanlı, daha gaddar ve daha mel'un bir ön plan herhalde yapılamazdı.
Gözlerini toprak ve varlık hırsı bürümüş olan caniler bunca canı, akraba, ahbap, dost veya komşu demeden vurmuş, kara toprağa gömmüşlerdir.
Böyle bir cinayeti ve katliamı, eskilerin tabiri ile "Moskof bile yapmazdı" ama Bilge köylü'ler yapmıştır. Böyle bir canavarlığı, yapsa, yapsa Ermenilerin Taşnakları yapardı. İstilacı Yunan ve Rumlar da aynını yapmışlardı. Bu olayın benzerleri Yugoslav iç savaşında da yaşanmıştı. Ortodoks Sırplar ve Katolik Hırvatlar, Müslüman Boşnaklar'a karşı aynen bu vahşeti göstermişlerdi. Bu sebeple de Lahey de yargılanmışlardı.
Buna benzer olayları, ABD güçleri Irak'ta, İsrail de Gazze'de benzerini gerçekleştirmişlerdir. Ama bu sayılanların çoğunda zaten bir savaş hali, belli bir düşmanlık durumu vardı. Hepsinin kendilerine göre sebebi veya hedefi mevcuttu.
Peki ama Mardin'in Bilge Köyü'nde ne vardı? Savaş mı? İç savaş mı? İstila mı? İşgal mi? Hangisi mevcuttu?
Orada sadece düğün vardı ve köylerine geri dönen mutlu insanlar mevcuttu. Ama Bilge Köyü'nde bir de caniler vardı. Sadece kendileri için, kan için öldüren, kendi çıkarı için soğukkanlılıkla plan yapıp, onları gerçekleştiren aynı köyün, aynı halkın ve hatta aynı ailenin canavarları vardı. İşte, bu durumun izahı bile yapılamıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



