Toplumun tüm genetik kodlarına müdahale etmeye andiçmiş medya zihniyeti ve dizi kültürünün insanlarımızı ne hale getirmeye çalıştığını zaman zaman kaleme alıyoruz. İnsanlarımız medya ve dizi kültürüyle, internet ve bilgisayar kültürüyle birbirlerine yabancılaşıyorlar, uzaklaşıyorlar, giderek bireyselleşiyorlar, kendilerine yeter hale geldiklerini zannediyorlar, kendi kısır dünyalarında bambaşka kimlikler kazanarak farklılaşıyorlar. Geçtiğimiz hafta neden stres toplumu haline geldiğimiz konusuyla ilgili olarak Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı ile bir söyleşi yaptım. Toplumda komşuluk ilişkilerinin giderek yozlaşması, insanların birbirleriyle yabancılaşması, aile içi iletişimin kopmasıyla ilgili olarak Sefa Saygılı şunları söyledi: "İnsanlar giderek bireyselleşiyorlar, toplumsal hayattan kopuyorlar. Bunun sebepleri ve etkileri var tabii ki. İnternet, cep telefonları, televizyonlar, özellikle televizyon dizileri insanları kendilerine yeter hale getiriyor, sanal olarak. Böyle olunca insanlar kendi başına, kendi dünyalarında kendi bireyselliklerini yaşamaya başlıyorlar. Başka insanların sıcaklığı, sohbeti onları ilgilenmiyor, ihtiyaç olmuyor gibi bir durum meydana geliyor. Bu da insanlarda bir takım psikolojik sıkıntıları getiriyor. Stresi, gerginliği artırıyor. Bunun bir başka sebebi de insanların yaratılış gayesinden kopuşu. Söylediğimiz bu tür meşgaleler insanı, Allah inancından ve ibadetten uzaklaştırıyor. Bu da insanı yabancılaştıran ve yalnızlaştıran bir başka faktör. Giderek kendine dönmesini sağlayan, içe kapanıklaştıran farklı unsurlarla karşı karşıyayız"
Sohbet, muhabbet, aile içi iletişim, sevgi, saygı.... Giderek yok olan değerler bunlar. Toplumu kendi arzuladığı bir dünya görüşü çerçevesinde biçimlemek, dönüştürmek ve konuşmayan, sorgulamayan, analiz etmeyen, geçmişini ve geleceğini düşünmeyen birer prototip haline getirmek için çabalayan medya zihniyeti, bu değerlerin yozlaşmasının, yok olmasının, bitmesinin en temel sebeplerinden birisi.
Herkes kendi kabuğuna çekilmiş.... Herkes kendisine ait bir dünya kurmuş.... Kendi kahramanlarını ise televizyon ekranlarından kendilerine sunulan dizilerden, programlardan, yarışma programlarından seçiyor.
Herkesin elinde bir cep telefonu. Dikkatinizi çekiyor mu bilmem. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde yayınlanan reklamların neredeyse yüzde 30'unu cep telefonu ve GSM reklamları oluşturuyor. Sadece konuşmak için değil, google'ye girmek, facebook'a girmek için insanlar teşvik ediliyor. Çok komik rakamlara internette gezinebileceklerine dair albenili bir iletişim dünyası sunuluyor. Bir toplu taşıma aracına biniyorsunuz. Herkes elindeki telefonla konuşuyor, oyun oynuyor, bir şeyler yapıyor, müzik dinliyor.
"Bu nasıl bir dünya hikayesi zor" diye Üstad'ın bir mısraı vardı. Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl bir algı yanılsamasıdır. Bu tür meşgaleler Prof. Dr. Sefa Saygılı'nın ifade ettiği gibi bizi maneviyatımızdan uzaklaştırıyor, yaratılış gayesinden, ibadetten uzaklaştırıyor.
Tamamen kapitalist bir zihniyet etrafında örülen dünyanın içinde kendimize ait raylar döşemiş, nereye seyahat ettiğimizi bilmeden bir hiçliğe doğru gittikçe gidiyoruz.
Saygılı, toplumsal hastalıklarımızı tedavi etmek için, kesinlikle bir manevi seferberlik başlatmamız gerektiğini belirterek, "Toplumu içten içe kemiren hastalıklar, alkol, uyuşturucu, gayri meşru ilişkiler, eğlence zihniyeti, kısa zamanda köşe dönme zihniyeti, helale harama dikkat etmeden yaşama zihniyeti gibi hastalıklar giderek toplumda yayılma eğiliminde" diyor.
Bu manevi hastalıklar toplumu çürütmeden, yok etmeden, devirmeden bu seferberlik şart gibi görünüyor.
Öyle değil mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



