İslâm uygarlığında kadına iktidar bırakılmadığı yargısı hâkimdir.
Tarih boyunca örnekleri görülse de, asıl neden o meşhur hadis değil aslında.
İktidar için erkek kardeşlerin kıran kırana kavga verdiği bir ortamda; kadınlar kenara çekilmiş sürekli.
Son çağda Çiller'li, Butto'lu kadın siyasetçiler; Müslüman ülkelerde hayli oy aldılar. Bengaldeş gibi yoksul bir ülke de bu kervana katıldı. Ne ki bu kadınlar da kısa zamanda "erkek siyasete" ayak uydurup, derin ilişkiler ya da yolsuzlukla suçlanıp, oy kaybına uğradılar. Kesinlikle bir kadın ayrımcılığı yaşamadılar.
Gerçi İran'da kisra kızının iktidara gelmesi ile söylenmiş "Kadından başına başkan seçen, iflah olmaz" gibi bir Peygamber hadisi en önemli kanıttı, kadınları iktidara yanaştırmamak için.
Sadece bu hadisi çürütmek için bir doktora tezi hazırlayan fas¬lı laik bayan teologa göre ise, hadisenin arkasında politik bir durum vardır. İlk önce bu hadisi zikreden sahabe güvenli değildir, yalan yere şahitlikten yargılanmıştır. İkincisi bu şahıs Hz. Aişe ile Hz. Ali arasındaki savaşta, iki tarafla da arasını açmamak için kurnaz davranıp; bu hadisi peygamberden duyduğunu söyleyerek, neden Aişe yanlısı olamadığını bu türlü ispata çalışmıştır.
Elbet Faslı bayan'ın görüşleri bunlar. Türkiyeli ilahiyatçı hanımların bu konuyu araştırması halinde, farklı sonuçlara mutlaka ulaşılacaktır. Zaten kadın müfessire ihtiyaç çok fazladır. Artık ev işlerine biraz ara verilip, bir kadın ilahiyatçının tefsir yazması nicedir beklenmekte. Zira tefsirler hep erkek zihinlerin ürünü olduğundan; kadınların o çok renkli dünyası, düşünce ekseni, daha şefkatli bakış açısı, çok daha farklı boyutlar katacaktır.
Asıl anlatmak istediğim Erzincan'ın Tercan ilçesindeki Saltuklular dönemine ait türbe idi. Emire Mama Hatun için inşa edilen bu nefis türbe, aynı adla anılan köprü ve kervansarayla bir kadın iktidarının kanıtıdırlar da aynı zamanda.
Mama Hatun, Saltuklu melikesi. Emir Saltuk, daha önce tarihin yakından tanıdığı bir sima. Malazgirt savaşında Alparslan'ın komutanlarındandır Saltuk. Zaferden sonra, Erzurum ve civarının kendisine verilip Saltuklular beyliğini kuran aktör. Mama Hatunsa, Saltuklu beyi 2. İzzettin Saltuk'un kızı. İktidarı yürüten ağabeyi Nasrettin Muhammed'in ölümü üzerine 1191'de beyliğin başına geçer.
Hayatta olan ağabeyi ve yetişkin yeğenleri olmasına karşın, bir kadının devletin başına geçmesi hayli enteresandır.
Arap kaynakları, Mama Hatun'dan "Erzurum sahibesi"olarak söz etmektedir.
İktidarı döneminde yün örmekle geçirmez vaktini.
Devir savaşlar dönemidir. Selâhaddin Eyyubi, büyük bir coğrafyaya yayılma siyasetini hedef almıştı. Doğu Anadolu da projeleri arasında idi. Yeğeni Takiyeddin Ömer'i bölgenin fethi için görevlendirir. Mama Hatun, Selahaddin'in yeğenine destek verir, askerinin başında gelip Ahlât Savaşı'na ve Malazgirt kuşatmasına katılır. Kuşatma uzun sürer, Takiyeddin'in ölümü üzerine de kuşatmaya son verilir.
Bu çok hareketli savaş ortamı yetmiyormuş gibi aile içerisinde de iktidarda gözü olan Mama Hatun'un yeğenleri, kazan kaldırmaya başlamışlardır.
Bu gerilimli durum karşısında Mama Hatun bir çare arar.
Devrin Eyyubi hükümdarı Melik Adil'e haber göndererek nüfuzlu bir kişi ile evlenmek istediğini bildirir. Sene 1201. En uygun aday olarak Eyyubilerden Nablus emiri Fariseddin Meymun tespit edilir. Fariseddin düğün hazırlıklarına başlar. Fakat aile içi mücadeleyi yeğeni Alaaddin Melikşah kazanır, Mama Hatun'u tahttan uzaklaştırarak, hapsettirip; yerine geçer.
Artık iktidar gibi özgürlük de bir hayal olmuştur. Bir daha da kaynaklar Mama Hatun'dan bahsetmez. Büyük ihtimalle zindanda vefat eder.
Anadolu' da üstelik en doğu Anadolu'da bir kadının on sene iktidar olması çok ilginç. Törelerin bugün bile fazlasıyla egemen olduğu Erzurum'da oldu bu tarihi kadın iktidarı.
Mama Hatun Erzurum, Erzincan ve Tercan bölgesinde önemli bir motifti.
Akıllı, kuvvetli, hırslı ve yetenekli idi. Gelecek kuşakları unutmayıp, abidevi sanat eserleri de miras bıraktı. Uzun yıllar, Mamahatun olarak anılan yöreye sonra Tercan ismi verildi. Artık neden böyle ruhsuz bir isim verildiyse.
Hatta yeniden eski isminin iade edilmesi, acilen ihtiyaçtır.
Bir külliye şeklinde inşa ettirdiği türbesi, kervansarayı, hamamı, camii ve köprüsü ile Tercan'ı tüm zamanların cazibe merkezi yaptı.
Deprem bölgesi olmasına karşın yapılar topluluğu, 800 senedir ayaktadır. Evliya Çelebi'nin de seyahatnamesinde bildirdiği gibi, hakkında menkıbeler anlatılan Mama Hatun'un bir azize olduğu vurgulanmaktadır.
Ayrıca tahsis ettiği vakfa ait gelir kaynaklarını da anlatır Evliya. Türbe mimarisi, Anadolu'da başka örneği olmayan özgün bir plan taşımaktadır. Mimarı, Ahlâtlı Ebü'nNema b.Mufaddal'dır.Bir melikenin şanına uygun abidevi bir mezar yapısıdır. Devrin şefkatini yansıtan kervansarayı da hafızalardan silinmeyecek bir güzelliktedir. Hamam orijinalliğini korusa da, cami yeniden yapılmıştır. Köprü de onarım geçirmiştir.
Hemen bir batılı hemcinsiyle karşılaştırdığımda; Mama Hatun'dan çok sonra Karl'ın varisi olmadığı için yerine geçen kız kardeşi Ulrika tahtta fazla kalmaz.
Gelenekselin kadına biçimlendirdiği role razı olup, kocası Frederik lehine tahttan çekilir.
Zamansa hayli geç bir devir olan 18. yüzyıldır.
Mama Hatun ve Ulrike...
Biri İslam öteki Hıristiyan.
Biri iktidar uğruna zindandaki ölümü seçerken, öteki hemen koltuğunu kocasına bırakıp, mutfağın yolunu tutmuş.
Biraz farklı iki kadın yaşamı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



