Başbakan Nuri el Maliki'nin Bağdat'tan Ankara'yı hedef alan salvoları ve attığı "yanlış" adımlar, Irak iç siyasetindeki krizi Ankara üzerinden bölgesel boyuta taşıma hedefini ortaya koyuyor. Ankara'yı kendisine "günah keçisi" edinen Maliki, "mal bulmuş mağribi gibi" saldırıyor. Bu gidişle, ABD'nin Irak'ta yapamadığını neredeyse tek başına gerçekleştirmek üzere...
Dolayısıyla, neresinden bakarsanız bakın, bölge Irak üzerinden yeni bir savaşın içine çekiliyor. Bağdat-Erbil olarak başlayan bunalımın hızlı bir şekilde Ankara'yı da için alması ve krizde Tahran'ın oynadığı "örtülü rol", açıkçası etnik-mezhepsel temelli bir iç ve bölgesel savaşın güçlü sinyallerini veriyor.
Kuşkusuz, burada diğer bölgesel ve bölge dışı başkentlerin oynadığı rolü de göz ardı etmemek gerekir. Ama ortada olan onlar değil, bizleriz. Dolayısıyla oyun içinde oyun var, hem de oldukça büyük bir oyun!
***
Tüm gelişmeler bizi "planlı bir kriz" süreciyle karşı karşıya bırakıyor. Temel hedef, bölgede Ankara'yı etkisizleştirmek...
Bu noktada Maliki'nin "Türkiye bölgeye felaket ve iç savaş getirmeye çalışıyor" ifadeleri oldukça dikkat çekici. Hatta fazlasıyla provokatif ve tehlikeli. Bir diğer ifadeyle, çok boyutlu-hedefli bir kriz yönetimi sürecinde Türkiye'ye yönelik olarak yürütülen psikolojik operasyonun S-400'leri gibiler...
Yalnız, burada bir yanılgıya düşmemek lazım! Maliki, üzerine düşen görevi yapıyor. O, sadece bir "emir eri". Bir çok kimse biliyor ki, "siyaset-strateji-araçlar" bağlamındaki "ahenksizlik", böylesine yüksek perdeden bir atış yapabilmesine müsait değil. Hatta "Kuzey"in sahip olduğu "siyasi bütünlük" ve silahlı gücün kaçta kaçına sahip olduğu bile tartışmalı...
Bundan dolayı bırakın Ankara'ya meydan okumayı, Erbil'le bile tek başına mücadeleye girmesi mevcut şartlar altında mümkün görünmüyor. "Kum"a bu kadar yakın duran Maliki'nin, güneyde Irak milliyetçiliği daha ön plana çıkan Şii lider Mukteda el Sadr'dan bile destek alması kolay değil. Hatta tam tersi bir gelişme bile söz konusu olabilir. Sonuçta "ince siyaset" ve "oyun" bu topraklarda da geçerli.
Dolayısıyla söyleyene değil, söyletene bakmak lazım! Peki, o zaman burada hemen sormak lazım; Maliki niçin Ankara'ya kafa tutuyor ya da "tutturuluyor"?
***
Bunun için öncelikle krizdeki zamanlamaya dikkat çekmek gerekiyor. Ne de olsa "ani bir kriz" ile karşı karşıya değiliz. Nitekim gelişmelere ana hatlarıyla baktığımızda: ABD'nin Irak'tan "resmen" çekildiğini; Arap Baharı rüzgârlarının Şam kapılarına kadar dayandığını, dolayısıyla İran'ın ileri karakolu konumunda bulunan Suriye'yi kaybetme riski ile karşı karşıya bulunduğunu; Türk-Amerikan ilişkilerinde göreceli bir yakınlaşma sürecinin başladığını ve bunun özellikle Ortadoğu ağırlıklı olarak etkisini hissettirdiğini; BM Güvenlik Konseyi'nde İran'ın yanında duran Türkiye'nin bir süre sonra Füze Kalkanı'na "evet" dediğini ve Kürecik'i işaret ettiğini görüyoruz.
Bu noktada Ankara-Tahran-Şam dengesinin ekseninin kaydığını ve "güven" sorunun dillendirilmeye başlandığını, hatta Türkiye'ye aba altında sopa gösterildiğini; İran-Batı arasındaki nükleer krizin tırmandığını ve Hürmüz'e doğru yelken açtığını; İran İslam Devrimi'nin en güçlü varlık nedenlerinden birini oluşturan Filistin meselesinde Tahran'ın elini zayıflatan gelişmelerin yaşandığını; Türkiye'nin PKK terörü ile mücadelede etkin sonuçlar almaya ve Kuzey Irak ile de "farklı" ve yeni bir sürece yöneldiğine hep birlikte şahit oluyoruz.
Dolayısıyla, Ankara-Bağdat hattındaki kriz; Ortadoğu bölgesindeki diğer krizlere paralel olarak İran'ın bölgeden iyice tecrit edilmeye-çevrelenmeye başlandığı, Şii Jeopolitiğinin darbe aldığı, bir diğer ifadeyle İran'ın sıkıştığı ve zayıflamaya başladığı bir döneme denk geliyor. Buna karşılık Türkiye'nin bölgede etkinlik-güç kazanmaya başladığı da dikkatlerden kaçmıyor...
***
İşte tam da bu noktada Maliki devreye giriyor. Biliniyor ki, Irak merkezli bir kriz Türkiye'yi etnik-mezhepsel boyutta sürecin içine kaçınılmaz bir şekilde sokar, hızını keser ve birilerine de vakit kazandırır. Fakat burada göz önünde bulundurulması gereken küçük bir ayrıtı var, o da Ankara'nın bu "basit" oyunun farkında olması...
Nitekim isim verilmeden Maliki'nin İran'ın etkisinde olduğunun vurgulanması ve bu çerçevede; "Irak'ın herhangi bir etnik veya mezhepsel çizgi adına 'uydu devlet' haline getirilmeye çalışılması Irak'a yapılacak en büyük düşmanlıktır." açıklaması, bunun en temel göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bir diğer ifadeyle, "takke düşmüş, kel görünmüştür." Dolayısıyla Ankara'ya karşı adımların buna göre atılmasında fayda var!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



