Tanzimat dönemi Türk edebiyatında öne çıkan isimlerin başında Recaizade Mahmut Ekrem gelir. Tanzimat dönemi Osmanlı’nın her alanda batılılaştığı bir dönemdir. Bu dönemde edebiyatımız bir dizi yenilikle tanışmış fakat bu yenilik taklitçilikten sıyrılamamıştır. Bu taklitçiliğin başını da Recaizade Mahmut Ekrem ve arkadaşları çekmiştir. Bu anlamda Mahmut Ekrem’in başını çektiği ve daha sonra Servet-i Fünuncular olarak anılacak bu gruba taklitçiler demekte beis görmüyorum. Nedenine gelince; bu ekolün içinde yer alan isimlerin çoğunluğu Avrupa’daki edebi akımları kendilerine örnek almışlar ve onları birebir kopya etmişlerdir. Sonraları topluluğa ismini verecek olan "Servet-i Fünun" dergisini çıkartan Ahmet İhsan bey de bu akımın önemli temsilcilerindendir. Bu ekolün içinde yer alan isimlerden biri de Tevfik Fikret’tir. Tevfik Fikret Ahmet İhsan gibi, Mektebi Sultani’de öğretmenlik yapmış olan Recaizade Mahmut Ekrem’in öğrencisidir. Aynı mecranın insanları olan bu kişilerin etkilendikleri odaklar da benzer olmuş, yetiştikleri okul itibariyle hepsi Fransız edebiyatının etkisi altında kalmışlardır. Edebiyatı Cedide olarak da anılan bu topluluğun öne çıkan diğer isimleri ise Mehmet Rauf ve Cenap Şehabettin’dir. Bu topluluğa karşı mücadele edenlerin başında ise Muallim Naci gelmekteydi. Recaizade Mahmut Ekrem’le dergi sayfalarında karşı karşıya gelen bu iki ismin çevresinde ilerleyen zamanlarda bir çok isim toplanmıştır. Servet-i Fünuncular’ın en önemli özelliklerinden biri öze dönük milli bir edebi anlayışını benimsememeleridir. Kendi içimizde, kendimize ait olmayan bir edebi anlayışın savunuculuğunu yapmışlardır. Bunun en temel sebeplerinden biri de topluluğun içinde bulunan isimlerin Mason olmalarıdır ki Tevfik Fikret bunların başında gelmektedir. Bu akımın öncüsü Recaizade Mahmut Ekrem olsa da sonraları Tevfik Fikret çok daha fazla öne çıkmış, ‘popüler’ olmuş ve edebiyatımızda iz bırakan isimler arasında yer almıştır. Ama nasıl bir iz, şimdi o izi sürelim.
Osmanlı’nın son dönemlerinde sadece siyasal olarak değil edebi açıdan da bir yılgınlık ve tükenmişlik havası estirilmeye başlandı. Düne kadar geçerli olan fikriyatlara yavaş yavaş yüz çevrilmekle birlikte, yeni arayışlara girildi. Tevfik Fikret’te bu arayış içersinde bağlı bulunduğu kuruluş itibariyle İslâm’ın temsil ettiği değerler yerine daha farklı değerleri ikame etmeye çalıştı. "Haluk’un Amentüsü" adını verdiği eserinde üstün bir ideali kavramlaştırmaya çalışan Fikret, bunun bilimle, teknolojiyle olacağını savunmuş ve aklı ön plana alarak imanı es geçmiştir. Fikret, burda geçmiş değerlerin üstünü kapayarak kökü dışarda olan ‘yeni’ (batılı) değerlerin önüne açmaya çalışmıştır. Artık dinsel temanın önemini yitirdiğini seküler bir söylemle dile getiren Fikret, İslâm’ın değerleri yerine kendi kuruluşunun değerlerini empoze etmeye çalışmıştır. İnsanların kardeş olduğu, sevgi, eşitlik vs. gibi, İslâm’ın temelinde olan kavramları İslâm’ın karşısına çıkartarak ilk defa kendileri söylüyormuşcasına izaha kalkışmıştır. Ve bunu Haluk’un Amentüsü’nde Oğlu Haluk üzerinden gençliğe aşılamaya çalışmıştır. Fikret maddeci bir söylemi şiirine taşımıştır ki bunu da en açık bir biçimde Haluk’un Amentüsü’nde görmekteyiz.
“Şeytan da biziz, cin de, ne şeytan, ne melek var
Dünya dönecek cennete, insanla inandım’’ dizeleri Tevfik Fikret’in düşün yapısını tanımaya yeter mi bilinmez ama şiirin devamı niteliğinde olan
“Bir gün yapacak fen şu siyah toprağı altın
Herşey olacak kudret-i İrfanla inandım" dizelerinin de Tevfik Fikret’i tanımamız için yeterli olacağı kanatindeyim. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu şiir üzerine tesbiti de oldukça önemlidir. Tanpınar ateist bir bakış açısının şiire hakim olduğu vurgusunu yapar ki bunda da son derece haklıdır. Fikret’in Deist bir söyleme sahip olmasının bir diğer nedeni de Servet-i Fünuncuların etkilendikleri Parnassien akımıdır.
Tevfik Fikret’in yazdığı Tarih-i Kadim adlı eser ise Haluk’un Amentüsü’nden çok daha fazla yankı uyandırmış ve kınanmıştır. Din’i olumsuz bir gözle değerlendiren, Allah inancını eleştiren eleştirmekle de kalmayıp onu inkar eden bir eserdir Tarih’i Kadim. Tevfik Fikret bu eserinde artık İslâm’a alenen bir saldırıya başlamıştır. Bunun üstüne Mehmet Akif, Tevfik Fikret’e "Zangoç" yakıştırmasında bulunmuş ve onun karşısında olmuştur. Tevfik Fikret te yazdıkları ve yaptıkları yetmiyormuş gibi Mehmet Akif’e sayısız hakaretlerde bulunmuş ve Mehmet Akif’e ‘Molla’ diyerek Tarih-i Kadim’in başına ek olarak Mehmet Akif’e sövgü dolu manzumesini koymuştur.
Tevfik Fikret bir yol gösterici konumunda ideolojik bir söylemin bayraktarlığını yapmıştır.
Fikret bu görüşleri işlerken karşısına Mehmet Akif Ersoy dikilmiş İslâm’ın değerlerinin her zaman için tazeliğini koruyacağını ve İslâm’ın en yüce değer olduğunu ve onun karşısına hiçbir şeyin konulamayacağını çok güzel bir biçimde savunmuştur.
Ne zaman bir edebiyat kitabı elime alsam ve ne zaman Tevfik Fikret’i görsem ardından hızlıca Mehmet Akif’i ararım, Mehmet Akif, Tevfik Fikret şahsında bu tarz düşüncenin Panzehiri olmuştur.
"Yumuşak başlı dediysem kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki ama çekmeye gelmez boyunum" diye seslenen Mehmet Akif’i de her daim okuyalım ve okutalım. Çünkü o bir Panzehirdir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



