1900'lerin başındaki bir raporda 300 milyonluk Hindistan'ı 900 kadar İngiliz memurun idare ettiğinden bahseder. Koskoca bir ülkenin nasıl sömürüldüğünün, boyun eğdirildiğinin çarpıcı bir örneğidir bu durum. Ticarete, sanata, siyasete, bilgiye hükmetmeye başladıktan, hamle üstünlüğüne eriştikten sonra dünyayı kendi kafalarındaki (bugünün Oryantalist zihniyeti) Batı (hükmeden ve uygarlık beşiği) ve Doğu (boyun eğmek zorunda olan ve ilkel, barbar, insani olmayan) ayrımında ele alan gayrı ahlaki ve gayrı insani bakış açısının bir sonucudur da denebilir. Bugünkü tezahürü olarak da, "uygar ve modern güçlerin", "geri, yoz ve ilkel" toplulukları özgürleştirmesi, Batı nezdinde bir kutsallık atfedilmiş olan "yeni dünya düzenine" veya "küresel sisteme" uyumlu hale getirmesi sayılabilir. Bu noktada da, merkez ve çevre veya Batı ve Doğu ayrımı geçerlidir. Sayılar, istatistikler, oranlar değişse de roller değişmez. Birileri daima bir rol biçer, birileri de biçilen rolleri oynar.
Nasıl ki, bir ülkeyi veya kıtayı askeri güçle işgal edip, her türlü kaynağını (insan gücü, doğal rezerv vs) bilfiil kendi ülkesine gönderme metodu yerini siyasi, ekonomik, kültürel vs. manada bağımlı kılmaya ve dolayısıyla da sömürüye bıraktıysa, aynı şekilde merkezin çevreye tahakkümü ve iş gördürme şekli de değişmiştir. Önceleri görünürde pespaye bir kürek mahkumluğu gibi ayan beyan ortadayken, şimdilerde ise ortakmış gibi, aynı statü, önem ve konumdaymış gibi çeşitli roller biçilmesi durumu yaşanmakta. Birtakım projelerin, planların taşeronluğuna soyunanlar, üstüne üstlük bunu da çok büyük bir marifetmiş gibi sahiplenenler iyi bilirler bu durumu.
İyi veya kötü belli bir potansiyele sahip olan bir ülkeyi yıllar boyunca (elinde her türlü imkan ve fırsat olduğu halde) oyalayanlar, sahte imaj ve kasıtlı yanlış bilgilerle kandıranlar da bu "proje bazlı hareketin" birer unsurudurlar. Koskoca bir ülkeyi resmen üretimsizleştirmenin, genç nüfusunu iğdiş edercesine işsizliğe mahkum etmenin, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" umdesine alenen aykırı şekilde her türlü karşıt görüşü, sesi bel altından vurmayı da işin içine katarak susturmanın, açılım diye dayatılan Türkiye'yi ayrıştırma planının bile normal gözüktüğü bir ortamda, her gün şehit olan askerlere, birbirine düşürülmeye çalışılan bu ülke insanına, milyonlarca aç, yoksul, çaresiz insana bir damla bile gözyaşı dökmeyip de, bin bir türlü azar, fırçalama ve ayar verme arasında dökülen gözyaşlarının samimiyeti sorgulanmaz mı? Her dökülen gözyaşı saygıyı hak etmek durumunda değildir.
Bunun en çarpıcı örneği, Endülüs'teki son Müslüman şehrinin Hıristiyanlarca yakılıp yıkılması sırasında yaşanır. Hırisiyanlarla anlaşıp şehri kurtarma hesapları yapan Gırnata Emiri, anlaşmaya riayet etmeyen Hıristiyanların yakıp yıktığı şehre bir tepeden bakarak göz yaşı döker. Ve annesinden şöyle bir karşılık görür: "Erkekler gibi dövüşmemenin neticesi kadınlar gibi ağlamaktır." Oradaki gözyaşı da bir çaresizliği, elden gelen bir şeyler olmamasının bir tezahürüdür ve aynı zamanda da annenin sarf ettiği cümledeki gibi bir beceriksizlik veya iş bilmezliği de belirtir.
Eldeki tüm imkanları seferber edip, göbekten bağlı ve omurgasız basın gücünü de her türlü yanlış bilgilendirme vasfına uygun kullanarak dahi insanların hoşnutsuzluklarını bertaraf edemeyen, tatmin edilememiş beklentilerini karşılamaktan aciz bir otoritenin gözyaşını da bir rant veya istismar vasıtası yapması anormal sayılmaz. Bu ülkenin insanlarını, toplumunu haftalarca, aylarca saçma sapan tartışmalarla, dış kaynaklı projelerle, yapay gündem maddeleriyle oyalayarak büyük sorunları gözlerden ırak tutan bir anlayışın samimiyeti üzerine iki defa düşünmek gerekir. Bu ülkenin temel meselelerinden hiçbirini gerçek manada çözememiş bir yapı, sadece ve sadece üç beş ay sonra yarılacak olan duble yollardan ve konut projelerinden medet umacaktır elbet. Devlet, bir belediye değildir ancak.
Son birkaç senedir proaktif olduğu söylenen ve kerameti kendinden menkul bir ataklıkla kendi milli çıkarlarını savunmak haricinde her şeyi beceren bir dış politika da bu yapıyı tamamlar. Afrika'nın bilmemne ülkesiyle vizeleri kaldırmak, Kuzey Irak'taki aşiret reisine "ağabey" diye hitap ederek "sıfır sorun" şeklinde formüle edilen müthiş stratejiyi gözümüzün içine sokan anlayış, Türkiye'nin güneydoğusunun fiili olarak ayrışmasını mı beklemektedir acaba, yoksa daha 7-8 sene öncesine kadar "kırmızı çizgi" kabul edilen bazı hususların zamanla silinip gitmesi gibi bunun da toplumca sindirilmesini mi bekler, bilinmez. Açılım diyerek yere göğe koyamadıkları, ancak içinde hiç bir şeyin olmadığını da kendilerinin de itiraf ettiği Mr.President patentli terörü neredeyse legalize edecek ve terörü destekleyenleri de günbegün cesaretlendiren girişim de başarı (!) hanelerinde duruyor. Gerçi meydana gelen her toplumsal tepkiyi veya eylemi de bir punduna getirip bilmemkimin komplosu veya millet iradesine (!) karşı bir tuzak gibi takdim edeceklerdir yine. Ne de olsa, kendilerine karşı oln herkes provokatör, birilerinin vazifeli elemanı vs. olrak yaftalanır. Ancak, her ne hikmese, ortaya konan fiyasko hiç bir şekilde sorgulanmaz, felakete doğru giden sonuçları üzerine en ufak bir aykırı laf söylenmez.
İnternet üzerinden bir nevi muhalif bir örgütlenme gibi hareket eden ve hemen her şeye karşıt olmalarıyla nam salan (ki bazen işin tadını da kaçırdıklar oluyormuş, küfür vs gibi) bir grubun, bu belirtilen felsefelerine koşut olarak iktidar partisinin internet sitesindeki referandum anketine yaptıklarıyla bitirelim. Toplu halde oy kullanarak yüzde 97 oranında "hayır" oyuna sebep olmuşlar (1200 tane oy bir anda kullanılmış) ve bunun üzerine ilgililer de bu toplu oy kullanarak halkı kandıranların mahkemeye verileceğini söylemişler. Tamamen iktidar partisinin meşruiyeti zeminine çekilmeye çalışılan bu referandum oylamasında kafası karışıklar için yol gösterici bir örnektir bu durum ve halkı kandırmanın daha profesyonel yolları üzerine çalışmaları gerekmektedir internetteki eylemcilerin. (Bu arada, Ankara'daki Türkiye-İsrail voleybol maçında İsrail takımı antrenörü ve iki Mossad ajanının tepki çekmemek amaçlı Türkiye tişörtü giymeleri de mevcut siyasi iktidarın İsrail ile ilişkilerinin bir özetidir. Kamuoyu tepkisi üzerine toplumun önünde aslan kesil, ancak perde gerisinde ve gizli kapaklı olarak her türlü ilişkinin muhafazasını sağla. İnsanları kandırmak değil de nedir bu? Mavi Marmara olayından sonra alınan en sert (!) tedbir, o tarihteki bir hazırlık maçının iptaliymiş demek) Arif olan anlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




