Şu sözleri sıkça duymaz mıyız?
"Batı'ya ait olan iyidir, bize ait olan kötüdür. İnsanlık Batı'da... İnsani değerler bakımından Doğu toplumlarından çok öndeler... Asıl Müslümanlık onlar da... Zira Batılılar gerçekten de dürüst insanlar... Biz yapamayız, onlar yapar."
Belleklerimize kazınan, iliklerimize kadar işlenen bu yargıların doğru olup olmadığına hep birlikte somut örneklere bakarak karar verelim;
Yer: Amerika Birleşik Devletleri...
Tarih: 2005...
ABD'nin New Orleans bölgesini sular altında bırakan Katrina tayfununda birkaç yüz kişi öldü. Eyalette yağma olayları baş gösterdi. Silahlı gruplar, ortaya çıktı. Ve kentin kuru yerlerinde ev ve işyerlerini yağmaladılar.
Yağma olayları dolayısıyla yetkililer, binlerce emniyet mensubuna arama kurtarma çalışmalarına son vererek, sokaklardaki görevlerine dönmeleri talimatı verdiler. Bunun üzerine bölgede çatışmalar çıktı. Örneğin New Orleans Belediye Başkanı Ray Naygin kentte anarşinin ve gıda sıkıntısının yaşandığını belirterek acil yardım isteğinde bulundu.
Yer: Haiti
Tarih: Ocak 2010...
Ülkede meydana gelen deprem sonrası yaşanan yağma olaylarına karşı ordu devreye sokuldu. Haiti kaosa teslim oldu. Asker ve polisin güvenliği sağlayamaması gerekçe gösterilerek ülkeye on binlerce Amerikan askeri sevk edildi. Yine de yağma olaylarına son verilemedi. Yağmacılara karşı linç olayları yaşandı.
Yer: Şili
Tarih: Şubat 2010
8.8 şiddetindeki depremde ölü sayısı 800'ye yaklaştı ( sonradan 279 olarak düzeltildi.) Ülkede az sayıda bina yıkıldı. Ancak ülkede korkunç boyutta yağma olayları çıktı. Binlerce asker ve polis sokağa çıkma yasağının uygulandığı depremin vurduğu kentlerde, yağma olaylarına engel olamadı.
Halk, kameraların önünde alışveriş merkezlerini yağmaladı.
Yağmalama esnasında mikrofonlara konuşan Şili bir kadın: Evet yağmalıyoruz. Çünkü benim çocuklarım var. Bunları almak zorundayız. Çünkü evimizde hiç yiyecek yok. Bize yiyecek veren de yok. (Bu hanımı bir yere kadar anlamak mümkün ya beyaz eşyaları çalanlara ne demeli!)
Yer: Türkiye
Yıl: 1999
17 Ağustos tarihinde meydana gelen depremde resmi verilere göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. Gayri resmi rakamlara göre ise ölenlerin sayısı 40 binden fazla. On binlerce kişi de yaralandı. Depremde, 35 bin 180 konut, 5 bin 770 işyeri yıkıldı ya da ağır hasar gördü.
Peki, örneğini verdiğimiz ülkelerde olduğu gibi yağma olayları yaşandı mı?
Kesinlikle hayır...
Felaketzedeler yiyeceksiz kaldılar mı?
Kesinlikle hayır...
Giyeceksiz kaldılar mı?
Kesinlikle hayır...
Açıkta kaldılar mı?
Kesinlikle hayır...
Ne oldu?
Depremin yaşandığı bölgelere yardımlar aktı. Yapılan yardımlar o kadar büyük boyutlara ulaştı ki; çok sayıda yardım malzemesi tüketilemeden miadı dolduğu için çöpe gitmek zorunda kaldı.
Yaşanalar böyle...
Şimdi asırlardır sürdürülen psikolojik harekâtın farkına vararak cevap verelim:
Sizce insanlık ve insani değerlere sahip olanlar kimler?
Kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan, bencilce bir yaşam tarzını benimseyen, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesine inan toplumlar mı?
Veya geçmişte değil daha dün; Japonya'da, Vietnam'da, Libya'da, Cezayir'de, Ruanda'da, Somali'de, Kongo'da, Bosna'da, bugün; Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de, Filipinler'de, Keşmir'de tüm dünyanın gözleri önünde katliam üstüne katliam, soykırım üstüne soykırım yapıp, Türkiye'ye soykırım suçlamasında bulunanlar mı?
Ya da insanlığı yok edecek kadar kitle imha silahlarına sahip olup da başkalarını bu silahlara sahip olmaya çalışmakla suçlayanlar mı?
İtikadımız gereği masumiyetin yalnızca peygamberlere özgü olduğuna inanırız. Az ya da çok, her birimizin masumiyeti lekelenmiş olabilir. Ancak şu meşru soruyu da sormak zorundayız: Katiller mi masumiyetimizi yargılayacak?
Günah defterleri bunca kabarık olanlar mı hâkim koltuğuna oturup hüküm verecek, kimin suçlu kimin masum olduğuna dair?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



