İki haber dünkü gazetelerde benzer başlık ve içeriklerle yer aldı. Haber bir olayın duyurulması ise benzer başlık ve içerikle gazetelerde yer alması doğal diye düşünülebilir. Belki işin doğrusu da budur. Yani olmuş bir olayın haberleştirilmesinde eğer habere yorum eklenmiyor ise benzer şekillerde yayınlanması gerekir. Benim üzerinde durmak istediğim husus bu değil.
Haber ile yorumun farkı üzerinde duracak değilim. Ancak ülkemizde genel olarak artık haberlerin olduğu gibi verilmesi çok gerilerde kaldı. Genellikle gazeteler siyasi ve ideolojik tutumlarına göre genellikle haberi olduğu gibi değil de okuyucunun nasıl anlaması isteniyorsa ona göre yorumlayarak vermeyi tercih ediyorlar. Bu da işin bir başka boyutu. Bir diğer ifade ile haberlerde okuyucunun haberden haberdar edilmesinden çok yönlendirilmesi ön planda
Gelelim üzerinde durmak istediğim dünkü gazetelerde yer alan iki habere.
Bu haberlerden ilki genellikle gazetelerin manşetinde yer alıyordu. Kapatılan DTP'nin milletvekillerinin BDP'ye geçtikleri ve siyasete burada devam edecekleri şeklindeki haber genellikle "APO'nun dediği oldu" ya da "DTP'liler APO'dan gelen kesin talimat üzerine BDP'ye geçtiler" başlığı altında verilen haberlerde DTP'lilerin Öcalan'ın talimatı doğrultusunda hareket ettiklerine dikkat çekiliyordu. Yani DTP'lilerin kendi iradelerinin olmadığı, İmralı'dan ne talimat gelirse ona uydukları vurgulanıyordu. Böyle bir partinin demokratik mücadeleye ve demokratikleşmeye bir katkısının olup olamayacağı elbette tartışılacaktır. Kişisel iradeleri ile hareket edemediklerine göre DTP'lilerin güdümlü bir parti konumunda olduklarını düşünebiliriz. Gazetelerde haberlerin veriliş tarzı bunları çağrıştırıyordu. Belki de haberin veriliş tarzı ile okuyanların böyle düşünmeleri isteniyor olabilirdi. Bizde bu konu üzerinde aylar boyu bir tartışma sürdürür gideriz. Yaptığımız tartışmalarında bir anlamı olmaz. Çünkü, Öcalan dışındakilerin söylediği ne olursa olsun alınacak sonuç son anda Öcalan'ın söyledikleri doğrultusunda olacaktır. Bu durumda olan bir partiden ve yönetiminden demokratikleşme hususunda sorumluluk üstlenmesi, gerekirse bir bedel ödemeyi göze almalarını beklemek yanlış olur. Açılımın başlangıcından itibaren DTP'nin sergilediği tavırda zaten demokratikleşmeden çok Öcalan'ı muhatap almaya zorlayıcı nitelikteydi. Belli ki DTP'liler Öcalan güdümünde olmaktan gocunmuyor, rahatsızlık duymuyorlardı.
Gelelim ikince habere.
İkinci haber ise Cumhurbaşkanı Gül'ün Peres ile bir araya gelmesinin haberiydi. Cumhurbaşkanı Gül'ün Peres ile bir araya gelmesinin şaşılacak bir yanı yok. Yani normal bir ilişki çerçevesinde ele alınabilir. Ancak haberin içeriği ve veriliş tarzı rahatsız ediciydi. Haber genellikle ABD ya da Obama istedi Gül, Peres ile görüştü şeklinde veriliyordu. Hatta bir gazetemiz haberini, "Obama istedi, İsrail'le ilişkiler normale döndü. Gül İsrail'e daveti kabul etti" başlığı altında veriyordu. Bu veriliş tarzının rahatsız edici olduğunu düşünüyorum. Çünkü, Türkiye'nin dış ilişkilerinin nasıl olacağına sanki ABD karar veriyormuş gibi anlam ve görüntü ortaya çıkıyor. Elbette ülkemizin çeşitli ülkelerle ilişkilerinde bazı ülkelerin etkisi olabilir ama "Obama istedi İsrail ile ilişkiler düzeldi" demek bu hususta Türkiye'nin inisiyatifini çok aza indirmez mi? Böyle olunca da bağımsız bir dış politikadan, dış ilişkilerimizde ülkemizin çıkarlarının öncelikli olduğu hususunda tereddütler oluşmaz mı? Bütün bunları bir kenara bırakalım Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerin şekillenmesinde Obama'nın isteğinin belirleyici olması insanımızı rencide edici değil mi? Millet olarak rahatsız etmez mi, etmiyor mu?
Yoksa dış politikamızı ABD'ye, ekonomiyi IMF'ye havale etmeyi millet olarak normal mi görmeye başladık. Eğer böyle görmeye başladıksa hiçbir şeyden rencide olmamız söz konusu olmaz. Şahsen ülkemizin ekonomi ve dış politikada böylesine bağımlı olduğunu kabul etmek istemiyorum. Ancak, gazetelerde haberlerin veriliş şeklinden bu haberleri verenlerin rahatsız olup olmadıklarını merak ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



