İskandinav mitolojisinde savaş tanrısı olan "TYR"ın bir gözü ve bir kolu yoktur. Simgesi ise yukarıya doğru bakan ok işaretidir. Tek kolu ve bacağı olmayan bir figürün nasıl savaş tanrısı olduğu şaşırtıcı. Şaşırtıcı olan bir başka şeyde İngilizce'deki Salı (Tuesday) gününün Tyr'dan geliyor olması. Demek ki bir gözü görmeyen bir kolu da olmayan bir figür savaş tanrısı olabiliyor. Hem de savaşçılıklarıyla ünlenen Vikinglerin. Bu bir terslik mi. Olabilir de olmayabilir de.
Söz İskandinav ülkelerinden açılmışken, devam edelim. İskandinav ülkelerinden Danimarka, kendisine bağlı olan İzlanda'nın bağımsızlık ilanını kutlamış ve bu kutlamayla bir ilke imza atmıştır. Danimarka Kralı X.Christian 17 Haziran 1944'te bağımsızlığını ilan eden İzlanda'nın bağımsızlığını, yani Danimarka'dan ayrılışını yayınladığı mesajla kutlamıştır.
1662 yılında Danimarka kralına bağlılık yemini eden İzlanda, İngilizlerin ayak oyunuyla Danimarka'dan koparılmıştır. Burada Danimarka Kralı'nın tepkisi çok önemli. İnsanların, 1 m2 için birbirlerini katlettiği, lüzumsuz kara parçalarını savaş nedeni saydığı bir dünya da koskoca bir ülkenin kendilerinden ayrılışına kutlayan bir Kral övgüyü hak ediyor diye düşünüyorum.
Tarihin seyri ve hayatın değişkenliği içinde yaşanan ezber bozan milyonlarca olay var. Bunlardan en önemlilerinden biri de "Easterlin Paradoksu"dur. 1974 yılında yayımladığı çalışmasında görüşlerini aktaran Richard Easterlin, yaptığı araştırmalar sonucunda, ekonomik büyümenin, insanları, aynı ölçüde mutlu etmediğini iddia etmişti.
Gelişmiş ülkelerde araştırmalar yapan Amerikalı ekonomist Richard Easterlin, mutluluğun ekonomik gelişmişlikle paralel olmadığını açıklamıştı. Easterlin'ın bu iddiası zamanla doğrulandı Amerika'da 1960 yıllardan bugüne, kişi başına düşen gelir üç kat artmış olmasına rağmen, bireylerin mutluluk ölçümlerinde düşüş yaşandığı kaydedildi.
Boşanma, depresyon ve intihar oranı kat be kat arttı. İngiltere ve Japonya için de benzer bir durum söz konusu. Gençler arasında bu mutsuzluk, geri kalmış ülkelerle oranlandığında hayli yaygın. Easterlin, Doğu Bloku ülkelerinde yaptığı çalışmalarda aynı paralellikte sonuçlar elde etmişti. Kapitalizmle birlikte, insanların kaygılarının arttığını, boşanma, aile içi şiddet ve uyuşturucu kullanımın yaygınlaştığını ifade etmişti.
Bütün bunlar insanın insanlığından vazgeçişinin bir göstergesi aslında. Mutluluğun ne olduğunu bilmeyen, nasıl mutlu olunacağı hakkında en ufak bilgisi olmayan insanların, mutluluğu tartışması da beklenemez. Çevremizde, toplumda, tüm dünyada, değişen gelişen ve insanoğlunun hizmetine sunulan binlerce yeniliğe rağmen, insanoğlunun insanlığından uzaklaşmasının nedeni ne olabilir sizce.
Rus Pedagog Makeronko, mücadele ve bir emek sonucu elde edilen mutluluğun bir yerinde, mutlaka bir çürük, çizik, yara yani bir aksaklık olduğunu belirtir. Mutluluğun çekilen acılarla, verilen mücadelelerle de edileceğinin altını çizer. Ve bu mutluluğun önemine dikkat çeker. Easterlin Paradoksu da bunun en açık şekilde ifadesidir.
ABD yapılan bir araştırmaya göre 2042 yılında beyazların azınlık durumuna düşeceği belirtildi. Her türlü ekonomik ve sosyal imkanı ellerinde bulunduran beyazların neden azınlık durumuna düşeceğini bir düşünün. Siyahlara göre ekonomik düzeyi çok daha iyi olan beyazlar, mutsuzlar da ondan. Bu mutsuzluk onların geleceği yönelik hayallerini öldürüyor. Ekonomik durumları onların geleceği yönelik hayal kurmalarını engelliyor Çünkü yaşadıkları an içinde birçok şeyi elde etme gücüne sahipler. Siyahlarda ise her şeye rağmen umutlular, onların içlerindeki bu umut onları hayat bağlıyor. Dirençli kılıyor.
İsa Mesih'in güzel bir sözü var "Sonuncular birinci, birinciler sonuncu olacaktır". Hayat bize bu sözü doğruluyor. Mutluluk parayla değil umut ve dirençle kapımızı çalıyor. Her ne hikmetse sonuncular hep birinci oluyor....


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




