Hüseyin Alacatlı'nın "Terkip" diye bir şiiri vardı. Şairin vefatından sonra, Rıdvan Canım hocamız ve arkadaşları tarafından yayınlanan "Harfler Ülkesi" adlı tek kitabının ilk metnidir bu şiir. (Hüseyin Alacatlı, Harflerin Ülkesi, Erzurum, 2002, s. 4) O yıllarda şiir editörlüğünü yaptığım bir internet dergisinin, yine benim yönetimimde olan "Şiir Okulu" bölümüne almıştım "Terkip"i. Gençler için ufuk açıcı unsurlar taşıyordu çünkü...
Yeri gelmişken kaydedeyim, yine aynı yıllarda söz konusu internet dergisinin genel yönetmeni, dergisini keyfince noktalamıştı. Fakat, bizim "Şiir Okulu"muzdan matbu bir dergide övgüyle bahsedilmesi, yönetmen arkadaşın tekrar şevke gelmesini sağlamıştı. Böylece, genel yönetmenimiz keyfiyetinin yönünü değiştirdi ve memleketin ilk ciddi edebiyat dergisi tekrar yayın hayatına döndü. Ama ben dönmedim, Türkiye internet dergiciliğinin ilk "şiir editörü" sıfatını yüklenmiş birisi olarak, sonradan gelenlere iyi bir miras bırakmanın da hazzıyla, huysuzluk makamında oturan arkadaşın kulağını çekip, işimi noktaladım. Gerçi sonrası beni ilgilendirmez ama, sonrasında mirasyedi evlatlar her şeyi çabucak yağmaladı.
Hayır hayır, bunlar değil bu yazının meselesi, tekrar başa döneyim. Hüseyin Alacatlı'nın "Terkip"ine. Şöyleydi:
"Yunus'tan ruh aldım/Fuzûlî ve Hayalî'den mazmun aldım/Nedim'den tatlı dil/Galip'ten sesin terbiyesi; Haşim'den kaçışı, Yahya Kemal,/Necip Fazıl ve Nazım'dan /Türkçe zevkini/Asaf Halet'ten kompozisyon fikri/Necatigil'den samimiyet/Attilâ İlhan'dan hareket duygusu/Edip Cansever ve Cemal Süreya'dan ayrıntıları/Sezai Karakoç'tan vefa duygusunu/İsmet Özel'den durum tespitini öğrendim./Seksen sonrası şairlerden de pervasızlık ve tedbirsizliği.../Bütün bunlara otuz beş yılımı ve sesimi ekledim.../ Bu karışım hüznüme ve bakış açıma şekil verdi./ Ortaya Harflerin Ülkesi çıktı."
Rahmetli Alacatlı'nın şiire bakış tarzıyla ilgili bir takım ipuçları da taşıyan bu metnini şimdi niye hatırladım. Şundan: Geçenlerde, benzerlerine göre nitelikli sayılabilecek özellikler taşıyan Sincan İstasyonu adlı şiir dergisinde "Selanik Caddesi" diye bir manzume gözüme takıldı. Mustafa Ergin Kılıç imzalı bir manzume. Bununla, Alacatlı'nın şiiri arasında tuhaf bir benzerlik vardı. Özellikle "aldım" yükleminin kullanımı Alacatlı'nın şiirine çok benziyordu. Gerçi manzumenin başına yerleştirilen ve Egemen Berköz'den alınmış olan bir epigrafta da benzeri bir kullanım söz konusuydu ama, bu bizim kanaatlerimizi değiştirecek derecede bir malzeme değildi. Tabii şu da olabilir, Egemen Berköz, Hüseyin Alacatlı ve son halka olarak Mustafa Ergin Kılıç bir başka temel metni çoğaltmaya durmuş olabilirler. Bu konuda da elimizde şimdilik bir ana metin yok. Dolayısıyla, bana tuhaf gelen benzerliği başka yönlere (Kim kimden faydalandı, hangi metin öncül, hangisi taklit?) çekmeyeceğim.
Bununla birlikte, son halka olarak adlandırmak zaruretinde kaldığımız "Selanik Caddesi" manzumesinin biçim ve içeriğine şöyle bir göz gezdirmek istiyorum. Bir defa, maddeleştirilmiş, sistematik olmamakla birlikte, bir takım unsurların sıralanmasıyla oluşturulmuş bir dizeler bütünüyle (kütlesiyle) karşı karşıya olduğumuzu söyleyelim. Bunu yığma metin olarak da adlandırabiliriz. Neler sıralanmış manzumede, daha doğrusu kimler? Öncelikle, şuaradan yahut müteşairandan bir grup isim. Edebî zevk ve kaygıları birbiriyle tutuşmayacak, örtüşmeyecek isimler var bence listede. Aralarında güçlü kalemler de yer almakta, fakat zayıf halkalar daha fazla. Zannımca ustalarını sıralamış metni imzalayan arkadaş. Kendisinin uygun gördüğü sıralamayla verelim, işte Kılıç'ın "ustaları": Cemal Süreya, Metin Altıok, İlhan Berk, Cansever, Gülten Abla, Veysel Çolak, Selami Karabulut, Abdülkadir Budak, Aydın Afacan, Aydın Şimşek, Ahmet Erhan... Bir başka ayrıntı daha, dergide, 'usta'ların fotoğrafları da manzumenin promosyonu olarak yer almakta...
Peki 'usta'larını nasıl zikretmiş Kılıç? İşte örnek:
"Cemal Süreya'dan aldım sonra mesela" (İlk bendin ilk mısraı)
"Metin Altıok'tan aldım mesela" (İkinci bende giriş)
"Gülten abla'dan öğrendim mesela" (Beşinci bend girişi)
Bu örneklendirme zayıf kalmış olabilir, bunu düşünerek bu isimlerle birlikte başka nelerden bahsedildiğini de bildireyim. Yukarıdaki isim sıralamasıyla ilişkilendirerek: Kadından, erotizmden, kırgınlıktan, tütün içmeden, lafı iyi kullanmaktan, ömürden, aşktan, halkla iç içe olmaktan, naiflikten, (hangi?) devrimcilikten, yaşamaktan...
Tek düze bir geometriyle ilerleyen metin, son iki bende gelindiğinde farklı bir durum sunuyor. Bu ikisinde "usta" ismi yerine sırasıyla "şiirden aldım" ve "senden öğrendim sevgilim" ifadeleri yerleştirilmiş. (Bu 'öğrendim' birkaç yerde tekrarlanmış. Bu yüzden, "Teşekkür şiirleri" bahsiyle de bir mukayese etmeli bu metni!)
Söz konusu farklılığın gerekçesinin peşine takılmış düşünürken, son parçada (metnin finalinde), yani söz "sevgili"ye gelmişken bir de bakıyorsunuz metne 'Atatürk' yerleştiriyor. 'Sevgili'si ile 'kızılay selanik caddesinde' buluşmuş olan anlatıcı (ben-özne) aşk ortamına bir tanık 'getirmeyi' gerekli görüyor. Bu bölümü okurken, ister istemez bir adlandırma ihtiyacı hissediyorsunuz. Yeni bir kategori: Atatürkçü aşk şiiri! Olabilir, nihayetinde manzum bir metin, sınırlar zorlanabilir. Üstelik, yukarıda da saydık, "Selanik Caddesi" başından sonuna kadar böyle birbiriyle ilişkisi yok gibi görünen bir sürü unsurla (alışılmamış bağdaştırmalarla) içli dışlı bir metin. Bu bölümse, mevcut haliyle toplumsal bir işlevi yüklenebilir, toplumumuzda sevindirici derecede yüksek olan Atatürk sevgisi, sözün bu tür kullanımlarıyla daha da yükseltilebilir...
Edebî ve estetik kıymeti nedir ne değildir, kişiden kişiye değişir, ancak "Selanik Caddesi" adlı manzume, teklif ettiğim işlev ile ciddiye alınabilir!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




