Şerif Mardin mahalle sosyolojisi lafını etmeden evvel bu fakir dua ile sosyal ortam arasındaki ilişkiden yola çıkarak sokak sosyolojisini ilk telaffuz eden kişi olmuştu. Ne yazık ki parmağın işaret ettiği yere değil parmağa dikkat kesilenler bu kavramla neyi ifade ettiğimi anlayamadılar.
Mahalle kavramı sanıldığı gibi hâkim bir duyarlığın çekinik hassasiyetlere galebe çaldığı mekânı karşılamaya yetmiyor artık. Aynı mahallenin insanı olduğu halde ortak bir düşünce ya da müşterek reflekse sahip olmayan çok kişi var.
Bir mahalleyi paylaşan insanların kendi aralarındaki baskı ve çekişme karşı mahalleleri bile sollayabiliyor bazen.
Sokak kavgaları mahalle geçimsizliklerini unutturabiliyor. Müslüman mahallesinin öteden beri salyangozcuların sinek avladıkları bir yer olduğunu söylemek için Şerif Mardin olmaya gerek yok. Az buçuk sosyal gerçeklik bilgisine sahip herkes salyangozun da arz-talep dengesine tabi olduğunu bilir.
"Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz" sözü mahallî bir baskıyı değil yanlış yere dükkân açmayı ifade eder. Buradaki "satılmaz" ifadesini hakkıyla tefsir edebilmek için "satılırsa ne olur?" sorusunun cevabını iyi vermek lazımdır.
Bunun yolu da soruyu iyi sormaktan geçiyor. Şayet Müslüman mahallesinde salyangoz satılırsa mahallede kimse kalkıp da salyangozcunun üzerine yürüyüp tezgâhını başına geçirecek falan değildir. Çünkü mahalle halkının maksadı ne salyangoz yeme ne de salyangozcuyu dövmektir. Bütün mesele mağdur olmaması için salyangoz satıcısının daha uygun bir yere tezgâh açmasını sağlamaktır.
Salyangoz tüketimi olmayan bir mahallede salyangoz satmak ilk başta salyangozcunun evine eli boş dönmesine neden olur.
Atalarımız mahalle baskısı hikâyesini daha doğmadan işte böyle çözmüşlerdir.
Asıl siz ileride bir savaşın habercisi olan sokak kavgalarına bakın. Aynı mahallenin farklı zaviyelerine yerleşerek buraya renklerini vermiş insanlar ne kadar aynı inanış biçimlerine, siyasal birlikteliğe sahip olsalar da sosyal ve ekonomik farklılıkları onları diğerlerinden belirgin bir şekilde ayırmaktadır.
Asgari ücretle geçimini sağlayan bir sokak ahalisi ile asgari ücreti birkaç saatte tüketen yüksek gelir sahibi elitlerin yaşadığı sokak aynı mahalle hudutları içerisinde olsa bile birbirine çok uzak noktalarda bulunmaktadır.
Bu sosyal ve ekonomik uzaklık zamanla kültürel uzaklık haline gelecek ve nihai planda aynı dilde farklı acıları ve ayrı şarkıları söyleyen insan yığınları oluşturacaktır.
Evet, mahalle baskısından bahsetmek mümkündür; ama bu baskı sokaklara kadar inmiş şekliyle ekonomik hüviyetli bir baskıdır. Farklı sokakların hayattan beklentileri dualarının ve rüyalarının rengini de belirliyor aynı zamanda.
Milli gelir pastasından insanların aldığı pay sloganlarının içeriğini etkilediği kadar ister istemez beddualarını da şekillendiriyor. Kardeşle kardeşin arasını açacak biçimde cereyan eden ekonomik ve kültürel değişimin ille de baskıyla alakasını kurmak gerekirse sokağın mahalleye göre bu konuda çok daha ileride olduğunu söyleyebiliriz.
"Sokağa çıkamaz hale gelmek" deyimi bu anlamda her şeyi anlatmaya yeterlidir herhalde. Bu baskının bir adım ötesi "ev hapsi"dir.
Sokak evin hemen dışa açılan kısmıdır ve evdeki durumunuzun dışarıya yansıdığı mekândır. Oraya (sokağa) adım atabilmeniz için ekonomik, kültürel ve ahlaki anlamda ortalamayı tutturmanız icap eder.
Evin kabul edip sokağın reddettiği çok çeşitli durumlar da vardır. Hem mahalle bir tanedir ama birini diğerinden ayıran sayısız sokak mevcuttur. Muhafazakâr mahalle bugün kendisi gibi aynı şeyleri muhafaza eden kişilere karşı daha az anlayışlı.
Şayet böyle olmamış olsaydı bu kadar çok bölünme, parçalanma ve fırkalaşma olur muydu? Cemaatsel, mezhepsel ve meşrepsel hükmetme ihtirasına bir de maddi güç ve imkânlar eklendiğinde yaşadığınız sokağın çıkmaz sokak haline gelmesi işten bile değil.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




