Elimizdeki nimetlerle, yaşlılarımızın çocukluk yıllarına ait hatıraları karşılaştırıldığında elli yıl önceki zenginin şimdiki fakire, şimdiki fakirin de elli yıl önceki zengine hemen hemen tekabül ettiği görülecektir. Fakirlik ve geçim sıkıntısı gibi kelimelerin ne anlatmak istediği doğrusu anlaşılabilmiş değildir. Sofralarımızdakiler, bizden öncekilerin adını duymadığı gıda türlerinden oluşuyor. Ekmeğimiz bile onların ekmeğine göre pasta ayarındadır. Bir önceki neslin doyasıya yiyemediği gıdalar bizim sofralarımızda çocukların dudak büktüğü yiyecekler arasındadır. Yiyeceklerin fazlası çöplüklere atılabilmektedir. Geçim sıkıntısına rağmen ekmeğin tazesi ve bayatı olabilmektedir.
Evet, gerçekten; bir geçim sıkıntısının olmadığını iddia edemeyiz. Açlıktan ölen yoksa da yiyemeden yatan çoktur. Buna rağmen tüketimdeki çılgınlık düzeyine yükselen aşırılık, gerekli gereksiz ayrımı yapmayan harcama anlayışı şaşırtmaktadır. Aile reislerinin kullanamadığı teknoloji ürünlerinin çocukların elinde oyuncak olarak bulunması, kimsenin nedenini açıklayamadığı, sonucunu kestiremediği bir hastalık haline gelmiştir.
Bir yanda geçim zorluğu bir yanda da bu gerçekler!
Söylenebilecek çok söz yoktur. Gerçekler ortadadır: Varlık içinde darlık çekiyoruz. Her şey arttı. Paramız arttı, gıda türlerimiz, giyecek çeşitlerimiz, barınma imkânlarımız büyüdü. Çok şeyimiz var. İnsanlar da çoğaldı. İhtiyaçlar ve imkânlar aynı anda kabardı. Ama bizde bir darlık ve doyumsuzluk inkâr edilemez şekilde vardır.
Artık eksiğimizin adının bereket olduğunu idrak etmemiz gerekiyor. Malımız, evimiz, her şeyimiz var. Yok olan sadece berekettir.
Daha da vahimi, bereketin kaybolmasıyla imkânların çoğalmasında açık bir paralellik çıplak gözle görülebilecek kadar açıktan seyretmektedir. Her gün yeni bir imkân gelişirken, berekete ihtiyacımız o imkân kadar azalmaktadır.
Bereketin nasıl kaybolduğunu vakit üzerinden izleyebiliriz. Vakti de en pratik şekilde insanî ilişkilerimizde mesela sılayı rahimde nasıl kaybettiğimizi görmemiz mümkündür.
Bereket, vakit için de şarttır
İnsanoğlunun ulaşım açısından en şanslı dönemi yaşanmaktadır. Önceki kuşakların tasavvur edemeyeceği kadar büyük ve kolay ulaşım imkânları çıkmıştır. Neredeyse göz açıp kapatacak kadar bir zamanda ulaşım ve erişim imkânı doğmuştur. Hele iletişimin nerelere ulaştığını zikretmeye bile hacet yoktur.
İmkânların bu kadar yoğun ve kolay ulaşılır olmasına rağmen bugün gelinen noktada neden insanlar birbirleriyle hatta en yakın akrabalarıyla bağlarını canlı tutamazlar? Nedene verilecek ortak cevap 'vakit kıtlığı'ndan başka bir şey değildir. Hâlbuki herkesin vakti cebinde dolaşmaktadır. Atlayıp varacağımız kadar yakınlaştıran araçlara sahibiz. Ama vakit yok!
Aslında vakit de vardır. Ama vaktimizin bereketi kalmamıştır. Vakit bize bile yetmez oldu. Yiyip içmek için kazanmaktan yemeye vakit bulamayan birinin, çocuklarının hayatı için emek veren birinin o emeğinden dolayı çocuklarına vakit ayıramayanın söyleyebileceği ne vardır?
Bu da berekettir
İnsanın başına bir sıkıntı gelmeden, hastalanmadan, düşman edinmeden, derde bulaşmadan yaşaması da bir berekettir. Bu da hayatın bereketidir. Kula muhtaç olmadan yaşanan bir gün, insanın kendisi gibi kullara minnet altında yaşadığı kırk günden evladır. Nesil devam ettiren hayırlı bir evlat, nesil harab eden kırk evlattan yeğdir.
Bereketli bir kulun malından çocuklarına kadar her şeyinde hayır vardır
Nedir bereket?
Bereket, Allah'tan destekle yol almaktır. Eğer kul, Allah'tan destek görürse vaktinin, işinin, yemeğinin, çocuklarının, eşinin her şeyin bereketini görür. Ona az vakit çok iş yapmak için yeter. Genç yaşında fetihler sahibi olabilir. Az yemekle doyar. Az uykuyla dinçleşir. Bereket ne elle tutulur, ne gözle görülür bir şeydir. Okumakla, yazmakla da gelmez. O eşyanın ve hayatın içindedir. Allah Teâlâ onu hak edene verir. Verdiği kulu da hızlı yürür, masrafsız yürür.
Bereketli bir kulun malından çocuklarına kadar her şeyinde hayır vardır. Özellikle onun çevresi pek kalabalıktır. Sever ve sevilir. Yokluğu çabuk hissedilir.
Bereket ciddi manada göz tokluğudur.
Ama bereket her zaman çokluk değildir. Bereket azın içinde bile bulunur. Çünkü bereket özdür. Öz ise her zaman çok olmaz. Onun için bereketi çokluk değil tokluk olarak algılamak lazımdır.
Bereketi şu ölçülerle arayabiliriz
- Zaman bize yetiyor mu, onu ne kadar verimli kullanıyoruz?
- İbadetimizi eda ederken, işimizi, eşimizi ve insanlığımızı aksatıyor muyuz? Veya bunlardan ötürü ibadeti aksatıyor muyuz? Çünkü bereket, ihtiyaçlara karşı yeterli olmaktır. Yeterli olmak da birini diğerine ezdirmemektir.
- Helalle yetiniyor muyuz?
- İnsanların elindekinde gözümüz var mı? Kendimizi her hâlükârda şükre mecbur hissedebiliyor muyuz?
- Soframızla, giyeceğimizle ve çevremizle iktifa edebiliyor muyuz? Bitmeyen bir arayış içinde miyiz?
Dua silahtır
Dua etmek ve dua almak, bereketin en önemli sebeplerindendir. Mazlumların, miskinlerin duası, ebeveynin duası bereket deryası olarak bilinmelidir. Kulun kendisi için yaptığı dua da ziyadesiyle önemlidir. Bu anlamda dua en güçlü yatırım kaynağıdır.
Kadın berekettir
Eşinin tebessüm membaı, ibadet hamisi, çok çocuk doğuran, doğurduğunu terbiye eden, müsrif olmayan, mütesettire kadın bereketin ta kendisidir.
Haramda bereket olmaz
Haram ne kadar bolluk getirirse getirsin, o bereket değildir. Haramla gelen bolluk olabilir; asla bereket değildir. Çünkü bereket, ahiret sorumluluğu getirmez beraberinde. Aksine bir dünya huzuru ve ahiret teminatı getirir. Haramın bolluğu ise sadece bir tuzaktır. Onun için faizin bulaştığı rızıkla gelen meskenler, işler, dolu dolu ambarlar sonrası sıkıntılı bolluk türündendir. Asla berekete benzemez.
Takva, bereketin kaynağıdır
Allah korkusunu esas alarak yaşamak bereketin en önemli kaynağıdır. Şüpheler ve sakıncalar çoğaldıkça bereket azalır. Bereket azaldıkça da huzur ve ahenk gider. Kul, susadıkça tuzlu su içen bir zavallıya döner. Bunalır, bunaldıkça yeni bir şüpheye bulaşır. Tek çare haramlardan kesinlikle arınmış bir sofraya oturmak, haramın bulaşmadığı bir evde oturmak, haram şüphesi olmayan bir işten kazanç elde etmektir.
Takva, Allah'a yakın olmak, O'nun murakabesi altında olmanın şuuru ile yaşamak ise takvanın en önemli göstergesi sırasıyla:
1- Haramlardan arınmak,
2- Farzları eda etmek,
3- Nafilelerde gayretli olmaktır.
Bu üç şey kulu takva seviyesine yükseleceği yola sokar. Bu üç şeyin çerçevelediği çizginin içinde özellikle ahir zaman fitnesi olan faiz, alkol, kumar ve zinadan uzak kalmayı, namaz, hac ve zekâtı titizlikle eda etmeyi kaydetmemiz gerekmektedir. Nafile olarak da, ilim meclislerine müdavim olmayı, Kur'an tilavetine yoğunluk vermeyi örnekleyebiliriz. Bilhassa zekâtın ve sadakanın mala kazandırdığı bereket tarifin üzerindedir.
Sılayı rahim
Özellikle hadisi şeriflerde, rızkın bollaşmasını isteyene sılayı rahim tavsiye edilmektedir. Allah rızası için ve edebine uygun bir sılayı rahim bereketin ta kendisidir. Hem uzun yaşamanın hem maldan bereket görmenin kaynağıdır.
Maaş bunun için yetmez
Maaşın yetmediğini herkes görüyor zaten. Eksik olanı arıyorduk. O eksik ise berekettir. Bereketin kayboluş nedeni de herkesin bileceği kadar açık seçiktir. Paraya çok güvenmek, iyi bir maaşı her şey sanmak zaten bir bereketsizliktir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




