Bir site inşaatının önüne büyük reklam panoları asılmış ve müstakbel yaşam merkezinin özellikleri sıralanıyor. Bir panoda ne kadar gösterişli olduğu yazarken, diğerinde temsili resimler yer alıyor. Böyle böyle 8-10 tane pano var. Bir tanesi var ki, bir sloganla akılları baştan almaya çalışmış. "Lüks herkesin hakkı". Çok iddialı, insanı tahrik eden, içini gıcıklayan bir slogan. Öyle ya, artık kibrit çöpü alırken bile lüks olanı tercih ediliyor ve bizler her şeyi sonuna kadar hak ettiğimiz düşüncesiyle lüks fikrine de iyiden iyiye ısınıyoruz. Bir kenar mahallede bile, "sahibinden satılık ultra lüks daire" gibi bir ilana rastlanabiliyor.
Halbuki, ihtiyacımızdan fazlasını tüketmeyi israf diye düşündüğümüz zamanları bilirim, fi tarihinde değildi. Yeni bir elbise, ayakkabı veya herhangi bir eşya alan kimse, edindiği şeyin yeni ve çokça dikkat çekici durmasından rahatsız olurdu. Bir mahcubiyet çökerdi ister istemez. Toplumsal algıda ve düşünüşte bizlere bir haller olduğundan sebep, şimdi kimselere anlatamazsınız bu durumu. Hani, sosyal patlama olmaz deniyor ya bu ülkede, aslında içerimizde bir yerlerde bir volkan patlamış da farkında olmamışız sanki. Şimdilerin gösterişe ve şeklen tatmine dayanan insan profillerine bir hak gibi gözükebiliyor dolayısıyla her şeyin en lüksüne sahip olmak.
Mala-mülke tamah etmemek bir erdem olarak sayılmıştır her daim. Malın-mülkün esiri olmamak denirdi mesela. Hem dünya için hem ahiret için çalışmaktı ölçü. Ama ölçü kaçtı. (Artık varsa yoksa dünya için çalışılıyor ve ahiretle ilgili kısım da yardım derneklerine boca edilen paralarla aradan çıkarılıyor. Günümüzün yardım dernekleri, bir bakıma vicdanları rahatlatma merkezleri gibi.) Ne de olsa her şey kararındayken daha bir güzel ve anlamlı olur. Dünyevileşmek de bir yerden sonra can sıkıcı olmaya başlıyor. Varlığının anlamını bindiği arabada veya oturduğu ultra lüks sitede arayan insanlar çıkıyor karşınıza. Cüzdanının kalınlığın kendisini daha üst bir mertebeye taşıdığını sanan tipler türüyor. Tasavvufta insan-ı kâmil mertebesi vardır, Nietzsche de üst-insan der mesela. Kendinden geçtikçe, arındıkça tüy gibi hafifler ve bir olmaya doğru gider insan, Yaradan ile bir olur. Bu tipler ise, daha da çok kendileriyle kalıyor, daha da çok kendilerine, arzularına, egolarına esir oluyorlar. İşin garibi de, toplumun büyük oranda muhafazakârlaştığının dillendirildiği bir dönemdeyiz.
Günümüzde ise insanları cezbetmenin yolu, egolarını ve benliklerini ön plana çıkarmak, her şeyin en iyisine layık olduklarını yüksek sesle ve defalarca söylemek. Azla yetinmekten, kanaat etmekten, "her şeyin en lüksü benim de hakkım" demeye varan bir değişim, dönüşüm. Kafka'nın "Dönüşüm"ündeki gibi bir gecede ne de çok şey değişti meğer. Lüks tutkunları için bir slogan önerisi: "Bir bakıma hepimiz Gregor Samsa'yız"
Lüks kelimesinin sözlük anlamı bile rahatsız edici aslında. TDK'ya göre lüks, "Giyimde, eşyada, harcamada aşırı gitme, gösteriş, şatafat" ve "Gereksinim dışı olan" şeklinde tanımlanmış. İhtiyacın ötesinde bir tüketim söz konusu yani. Her türlü ihtiyacını gideren bir insanın, lükse meyletmesi demek, bir bakıma, tüketerek kendisini tatmin etmesi anlamına da gelebilir. Çünkü ekonomi ilmine göre insanlar, ekonomik faaliyetlerinde (alırken ve satarken) iyi-kötü rasyonel hareket ederler. Yani, durduk yere bir şey satın almaz veya bir şeye rayicinden fazla para harcamaz. O halde, lüks tüketime iten davranışın bir güdüsü olmalı. Bu da, insanın egosunu tatmin etmesi olabilir pekala. Bir de, giderek daha fazla dünyevileşen toplumlarda, insanların düştükleri anlamsızlık girdapları tabii.
Aslına bakılırsa, işin bir de şartlandırma yönü var. Mesela, reklamlarda iletilmek istenen mesajı verebilmek için çok çarpıcı ve sıradışı sloganlar kadar bir bakıma telkine varan cümleler de yer alabiliyor. "Lüks herkesin hakkı" biraz telkin kokan bir ifade. Gizliden "sen de hak ediyorsun lüksü" diyor. Halbuki, lüks kavramıyla özdeşleşen satılmak istenen dairelerdir. Ve bu daireleri "hak edenler" de, söz konusu dairelerin bedelini ödeyebilecek kimseler olacaktır. Dolayısıyla, "lüks" de maddi imkâna sahip kimselere yâr olacaktır. Ancak, herkesin hakkı olduğu ifadesiyle bir bakıma olağanlaştırılması, insanları gerçekten de hakları olan bir şeye para harcadıklarına ikna ediyor.
Belki de, bütün bunları bu kadar kafaya takmamalı. Birileri çıkıp da, "insanlar her zaman daha iyisine layıktır" da diyebilir. Aksini iddia eden de yok zaten. Ancak kimileri için lüks bir "hak" (hem de en doğal hakmış gibi sunuluyor neredeyse) da, kimileri için en temel insani ihtiyaçları gidermek bile neden bir hak olarak algılanmıyor? Milyonlarca kimse gıdadan, içme suyundan, temiz bir evden, eğitimden, sağlıktan, işten yoksunken bile lüksün bazıları için bir "hak" olduğunu söylemek pek de vicdana sığmıyor sanki. Gerçi, vicdan da ne kâr getiriyor, ne de lüks bir daire almayı sağlıyor son tahlilde.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




