milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

28 MAY 2012 PZT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • YA ALLAH!
  • KRAMPLARI ÇÖZÜCÜ,TESKİN EDİCİ,(ÇANOTU)
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • BU OLACAK AYASOFYA!

Lübnan’daki gelişmeler Ortadoğu’da domino etkisi

16 MAYIS 2008
CUM 01:18

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Domino bir oyundur. Tıpkı satranç ve tavla oyunları gibi, yalnız onların aksine Latin kökenli, Avrupa menşeli bir oyundur. “Hâkim olmak, yer kapmak veya kontrol etmek, yarım maske altına saklanmak” anlamlarına gelen bir kelime ile ifade edilen bir oyundur.  Domino etkisi ise oyun için kullanılan taşların belli bir tarzda çekilmesi ve taşların her birinin birbirinden etkilenmeye başlaması ve bazen tek bir taş oynatımı ile tüm oyunun çökertilmesi anlamına gelir. Zaman içinde Domino Etkisi, siyasi alanda kullanılan bir terim haline gelmiş bulunmaktadır.

Bugün, bunun en güzel örneği Ortadoğu’da ve özellikle Lübnan siyasetinde görülebilir. Etkisi aynen oyunda olduğu gibi tüm bölge üstünde hissedilmektedir.

Lübnan’ın tarihi gelişimi:

Lübnan, 400 yıldan daha fazla bir süre, Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisinde,  büyük Suriye sancağının parçası olarak bulunmuş bir ülkedir. Tarihte Lübnan diye ayrı bir politik varlık yoktu. Bugün Lübnan olarak adlandırılan topraklar daima Suriye’nin bir parçası olarak kabul edilmiş topraklardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başladığı en son dönemde, gerek Ruslar ve gerekse Fransızlar, Suriye, Lübnan ve Mısır’da yaşamakta olan Hristiyanların koruyucusu kesilmiş ve onların korunması, desteklenmesi konularını üstlerine almışlardır. Zayıflayan imparatorluğa her savaş yenilgisinden sonra arttırılan talepler içine bu haklar yerleştirilmiştir.

1920’de Fransızlar zor kullanarak Lübnan bölgesini Suriye’den ayırmış ve orayı kendi mandaları altına almışlardır. Buraya Almanlar da ilgi göstermiş ve (zaten Irak’ı ellerine geçirmiş olan) İngilizler de derhal olaylara karışmaya başlamıştır.

Avrupalıların Lübnan topraklarına bu büyük ilgisi ta eski Haçlı Seferleri’ne kadar gitmekte olup, burada yaşıyanları adeta kendilerinin orada kalan torunları olarak kabul etmeleri kavramını ortaya çıkarmıştır. Haçlı Seferleri sırasında, bu limanlardan Orta Doğu topraklarına girip, işgal etmişler, orada kısa süren krallık kurmuşlar, Hristiyanlığı tekrar bu topraklara yaymaya çalışmışlardır. Lübnan’da yaşayan Falanjistler de zaten kendilerini Arap değil, Avrupalıların çocukları olarak görmektedirler.

1926’da Fransızlar, özellikle Hristiyanlardan oluşan ve kendi modelleri üstünde kurulan bir Büyük Lübnan devleti diye bir devlet oluşturmuş ve böylece Suriye’den kesin olarak kopmasını sağlamışlardır. Suriye yapılan bu meta zori ayırmayı çok uzun yıllar tanımamıştır.

Lübnan’ın Bağımsızlığı ve Problemleri:

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, 1943 yılında Fransız mandasından kurtulan Lübnan bağımsız bir devlet olmuştur ama Alman ve İngiliz müdahalelerinden uzun süre kurtulamamıştır.

Bugün, 65 yılını doldurmuş olan Lübnan 3,5 milyondan biraz daha fazla bir nüfusa sahip olup, yaklaşık 10 bin km2 büyüklüğündedir. Yani kabaca bir örnekleme ile Ankara nüfusu kadar bir nüfus ve Ankara-Kırşehir-Niğde-Konya kadar bir arazi üstünde tam 18 değişik etnik ve mezhep mensubunun yaşadığı bir ülkedir. Yıllardır Fransızların giderken bıraktıkları usule göre yönetilmişlerdir. Yani 1943 tarihli, yazılı olmayan bir “Milli Mutabakat” paktına göre Cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan, başbakanın Sünni Müslüman, Meclis başkanının Şii Müslüman ve bakanlıkların da Dürzilerden başlayarak çeşitli gruplar arasında bölünmesini şart koşmaktadır.  Bu sebepten, 2007’den bu yana tam 17-18 aydır bir cumhurbaşkanı seçememişlerdir.

Lübnan 1975 yılına kadar bölgenin en zengin ülkelerinden biri haline gelmiştir. Lübnan hem iş ve ticaret, hem eğlence ve turizm, hem lüks ve kumar ülkesi olarak ün yapmıştır. Bir taraftan da orada bulunan Bekaa Vadisi başka şöhretlere de yol açmıştır. Orta Doğu üstünden yapılan “uyuşturucu ticareti” nde Bekaa Vadisi’nin rolü çoktur. Aynı yıllarda ve özellikle 1970’lerden sonra bu vadi “terörist yetiştirme kampları” ile de dolmuş ve dünya medyasına yansımıştır.  Ermeni teröristler yıllarca Lübnan topraklarını ve pasaportunu kullanarak saldırılarını gerçekleştirmiştir. 1980’ler sonrası ise PKK aynı kaynakları kullanmıştır. Terör eğitimi ve uyuşturucu trafiği Lübnan dağı ve Bekaa Vadisi üzerinden yurdumuzu vurmuştur.

Lübnan’ın Domino Etkisinin Başlaması:

Domino kelimesinin anlamını hatırlamakta yarar vardır: Hâkim olmak oyunu ve hakikatı yarı maske ile gizleme işlemi.

Zaten Fransa’nın kurmuş olduğu sistem tam bir kurgu olup, adeta bir şeyin çalışmaması veya daima bir problemin içinde saklı bulunmasını sağlayan bir “Pandora’nın Kutusu”  yani kapağı açtın mı, içinden neyin çıkacağı belli olmayan bir tuzak. Yılllar yılı, Avrupa güçlerine bağlı, Avrupalıların Doğu Akdeniz’deki ve Ortadoğu’daki menfaatlerini koruyan, yürüten ama dıştan Arap ve Ortadoğu görünen bir devlet yaşamını bu düzen içinde yürüttü ve sürekli Ortadoğu siyasetinde etkili oldu.

1948’de İsrail’le bir savaş yaşandı.  1958’de bölgedeki rejim değişikliği karşısında olası hadiseler için Batı’dan yardım istedi. 1958 ABD donanmasının Lübnan sahillerine geldiği ve Lübnan hükümetine yardım ettikleri yıldır.

1968 Israil’in Lübnan’a saldırıp, 13 sivil uçağını yok ettiği yılıdır. Bu Atina’da FKÖ’nün saldırısına misileme olarak yapılmıştır.

1973’te yine İsrail güçlerinin Beyrut’ta Arafat’a yakın 3 Filistinli komutanı öldürmesi, dünya medyasının ana manşetlerinde geniş yer almıştır.

1975’ten itibaren bünyesi iyice sarsılmış olan Lübnan’da çok kanlı bir iç savaş başlamış ve tam 15 yıl sürmüştür. 1990’da sona eren bu iç savaşta 150 bin kişi hayatını kaybetmiştir.

1978’de İsrail ordusu Litani nehrine kadar Lübnan topraklarını işgal etmiştir. Buna karşılık Suriye de ülkenin kuzey kısmını kontrolü altına almıştır.

1982’de tekrar İsrail saldırıları olmuş ve eski Tevrat ve İncil isimlerinin kullanıldığı askeri operasyonlarla Lübnan işgal altına alınmaya çalışılmıştır. Artık Domino etkisi Lübnan’ın çok ötelerine kadar yayılmaya başlamıştır. 1982-83  Lübnan’da seri halde suikastların yapıldığı ve önemli kişilerin politikadan yok edildiği yıllar olmuştur. 1983 Eylül’ünden itibaren de işe Fransa ve onların korumasındaki bölgesel Hristiyan gruplar girmeye başlamıştır. Bunlar İsrail tarafından hazırlanıp, yetiştirilmişlerdir.

1985’den itibaren siyasi arenaya Hizbullah grubu çıkmaya başlamıştır. 1988’ de ise iki başlı hükümet kurulmuş ve ortalık daha da karışmıştır. Artık Fransızların kurduğu sistemin işlemediği ortaya çıkmıştır. Veya daha doğrusu onlarca istenildiği gibi, sistemin  tam bir karmaşa ve istikrarsızlık meydana getirecek şekilde işlediği, bu olaylarla ispat edilmiştir.

1989 ise Dürzi grupların Suriye’ye karşı cephe alarak, mücadele başlatmasına sahne olmuştur. Kendi içlerinde çok kapalı bir mezhep olan Dürziler zaman içinde İsrail ile çok daha fazla yakınlaşmışlardır.

1990’da iç savaş sona ermiştir. Seçimler yapılmış ve sadece Hizbullah hariç diğer bütün milis kuvvetlerinin seçime girmesine izin verilmiştir. Böyle bir kararın nasıl ve kimler tarafından verilip, uygulandığı olayın en düşündürücü tarafıdır.

Lübnan ile Suriye arasında imzalanan “Kardeşlik” anlaşması ile olaylar normalleşmiş ve bu “iki başlı hükümet tipi” bir süre ülkeyi yönetmiştir.

1992 Arap asıllı mülti milyoner Refik Hariri başbakan olmuş, bir teknokratlar hükümeti kurmuş ve Lübnan’ı tekrar refaha ve zenginliğe götürecek bir plan düzenlemiştir.

Huzur uzun sürmemiş ve 1996 da İsrail uçakları Güney Lübnan’da bulunan Hizbullah kamplarını bombardıman etmişlerdir. Araya girenlerin yardımı ve BM etkisi ile sonunda bir “karşılıklı kabul” imzalanmıştır. Bu kabul dokümanında, hem Hizbullah’ın ve hem de İsrail’in, “meşru müdafaa” haklarının olduğu tescil edilmiştir.  İşin en enteresan noktası da bu dokümanın karşılıklı şavaşan taraflarca değil de,  BM İsrail-Lübnan kontrol grubu adı altında kurulmuş bir komitenin ABD, Fransa, Israil, Lübnan ve Suriyeli üyeleri tarafından imzalanmış olmasıdır. Tam anlamı ile bir domino durumu: yani, Kim, kimi maskeliyor? Kim, kimi temsil ediyor? Kimin eli, nereye kadar uzanıp, hâkimiyet kurmak istiyor? Ve birinin davranışı, nasıl diğerlerini harekete geçiriyor. Bu 1996 olayının özet tablosu.

Uzun oyunlardan ve geçikmelerden sonra İsrail, 2000 yılında kısmen, 2005 yılında da tümü ile Lübnan’dan çekiliyor.

Değişen Ortamlar ve Olaylar:     

2000 yıllar değişim yıllarıydı. Özellikle 2001’den itibaren Amerikan diplomasisi daha müdahaleci ve haşin bir havaya bürünmüştür. ABD ve Avrupa’da Islamafobya  denen Islam düşmanlığı ve korkusu artmıştır.

Mevsimlerde ve çevrede değişmeler olmuş, küresel ısınma ve kuraklık özellikle Orta Doğu ülkelerinde daha şiddetli hissedilmeye başlanmıştır.

2001 aynı zamanda Lübnan’da kalkınma çalışmaları ile yeni su yollarının yapılması ve “Ürdün Nehri”nden köylere su taksimatı yapılması çalışmalarının olduğu yıldır. 

Su konusu, İsrail’in daima savaşa hazır olduğu bir konudur. Bu nehrin tümü Ürdün’den çıkması ve beslenmesine rağmen İsrail tarafından kullanılmakta ve aynı topraklarda yaşayan Filistinlilere pek bir şey kalmamaktadır.  Bazen, İsrailliler yüzme havuzlarında rahat su kullanırken, Filistinliler içme suyu bulamaz durumlara gelebilmektedirler.

Ürdün’den gelen suyun bir kısmının Filistin köylerine akıtılması, 2002’de çıkacak olan savaşın ana bahanesi haline gelmiştir. 2003’te Beyrut’ta bir Hizbullah lideri arabasına bomba konarak öldürülmüştür. İsrail bundan mesul tutulmuş ve olaylar tırmanmaya başlamıştır.

2005’te ise Refik Hariri yine aracına konan bir bomba ile öldürülmüş ve bu sefer de Suriye töhmet altında bırakılmıştır.

İçeride harekete geçen çeşitli gruplar BM’den yardım istemiş ve Suriye güçlerinin Lübnan’dan çıkması için baskı yapmışlardır. Uluslararası baskı sonucu, Suriye tamamen çekilmiştir.

Seri halinde öldürmeler devam etmiş ve ortalık tamamen gerilmiştir…

Tam bu sırada, (2006) Danimarka’da yayınlanan ve Hz. Muhammed’e (sav) karikatürle hakaret edilmesi üzerine bütün Orta Doğu’da ve Beyrut’ta mitingler yapılmıştır.  Bu dönemde sınırı geçen 2 İsrailli askerin kaçırılması üzerine İsrail Lübnan’a ve Beyrut’a saldırmıştır. Büyük ölçüde sivillerin öldüğü bu çatışmada binlerce insan evlerini terk ederek başka yerlere kaçmıştır. 34 gün süren savaşta 1000 kadar Lübnanlı, 159 İsrailli ölmüştür. Bugün tam 15 bin kişilik bir barış gücü Lübnan’da barışı korumaya çalışmaktadır. Türkiye bu gruba 500 kişi, özellikle mühendis olan kişileri göndererek, Lübnan’ın yeniden yapılanmasına yardımcı olmaktadır.

2008 başından itibaren özellikle Arap Birliği, burada bir hükümetin işler hale gelmesi için çalışmaktadır. Hükümet Mayıs içinde Hizbullah’a ait internet sitelerini kapatıp, onlara karşı daha yumuşak olan bir komutanı havaalanı komutanlığından alınca, Hizbullah da adamlarını yollayıp, Batı Beyrut’u kontrolü altına almıştır. Sonunda hükümet, ordunun da tavsiyesi ile kararlarını geri çekmiş ve böylece Beyrut’ta durum tekrar normale dönmüştür.

Lübnan, Orta Doğu’da da oynanan “güç mücadelesinde” en önemli taşlardan birisidir. Orada çekilecek yanlış bir taş tam bir domino etkisi ile tüm dengeleri alt-üst edebilir.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 16.05.2008 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Prof. Dr. Oya Akgönenç

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Jandarmalığa hayır: NATO, Afganistan ve Türkiye
    2. Avrupa'nın ekonomik ve siyasi krizinin yeni yüzü
    3. Avrupa'da seçimler ve değişimler
    4. NATO'daki tehlikeli gelişmeler
    5. Bu kadar Ermeni nereden çıktı?..
    6. İstanbul'da barış, Kabil'de ise savaş adımları
    7. Türkiye, Suriye'ye müdahale edecek mi?
    8. Sömürgeci taktiklerinin adı strateji mi oldu?
    9. Suriye'de ölüm yarışı
    10. Cive Pakistan... Daha nice yıllara!
    1. Cendere daralıp, sıkıntılar artarken...
    2. Avrupa'da İslam Korkusu ve Irkçılık
    3. Amerika ve İran arasında oynanan satranç oyunu
    4. Lübnan’daki gelişmeler; Ortadoğu’da domino etkisi
    5. Dicle – Fırat sularında tehlike kapıya dayandı
    6. Avrupa’yı anlamak ve mesajlarını doğru okumak gerekir
    7. Sirtaki ya da Ege Zeybeği diplomasisi
    8. Türkiye’deki garip gidişata dur diyecek yok mu?
    9. Pamuk ipliğine bağlı ilişkiler
    10. İşin biraz da eğlenceli tarafına bakalım
    1. “Gazze ablukasını” hemen kaldırın veya kırın!
    2. Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye
    3. Mayın temizleme işinde durum ‘toz-duman’ -1-
    4. Ortadoğu’da barış çok zor
    5. ‘Ermeni açılımı’nda cevap bekleyen sorular
    6. Kıbrıs’ta yeni politik oyunlar
    7. “Çok yaşa Gazze”! Zafer yakındır!! -1-
    8. Suriye'de zulüm durmalı Beşşar Esad gitmelidir
    9. Değişim rüzgarları: Haniye'nin Türkiye ziyareti
    10. ABD’nin stratejisi değişirken, Türkiye’nin tercihleri
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
    2. Hac kuraları yarın çekilecek
    3. "Mevsim normalleri" şeftaliye yaradı
    4. Dünya İslam Alimleri Birliği, katliamı kınayan bildiri yayımladı
    5. ABD'li öğretmen Müslümanlığı seçti
    6. "Engelli doğurdu" diye terk edilen kadına, polis sahip çıktı
    7. Türkiye'nin Gül Bahçesi'nde hasat mevsimi
    8. Hula katliamının tanıkları, yaşadıkları dehşeti anlattı
    9. "Kürtaj, bir insanlık suçudur"
    10. Eski elektronik eşyalar geri kazanılacak
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Ya Allah!
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Yasa geri çekilsin
    10. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
  • Çok Yorumlanan

    1. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    2. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Mısır seçimleri Filistin'i etkileyecek
    5. Sezaryenle doğanlarda obezite riski daha fazla
    6. Gençlerde çatışma
    7. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    8. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    9. İlk çeyrekte yarım puan büyüdü
    10. 30 bin kişi çıkaracak, 3.5 milyar dolar tasarruf edecek
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek