Libya aylardır çok zor bir süreçten geçiyor. Ülkeyi yıllardır demir yumrukla yöneten ve halkına zulmeden Kaddafi'de değişim ve dönüşüm rüzgarlarından payına düşeni aldı. Reform çağrılarına sessiz kalmanın, ülkeyi demokratikleştirme taleplerine kulak tıkamanın faturasını hem kendisi, hem de ülkesi ve halkı ödüyor.
Kaddafi koltuğu bırakıp kaçtı ama geride iç savaşa sürüklenmiş, belirsizliklerle dolu bir ülke ve birbirine silah çeken bir halk bıraktı.
Libya'nın bugünkü haline bakınca, Batılı ülkelerin yıllardır süren ikiyüzlü tavrına vurgu yapmamak mümkün değil.
Kaddafi ülkesini on yıllarca demir yumrukla yönetti.
Demokrasinin adını anmadı, insan haklarından hiç söz etmedi, ülkesinde acımasız bir baskı rejimi kurdu.
Bunu yapan kişi, hangi Batılı ülkeyi ziyarete gitse sevgi ve saygıyla karşılandı. Önüne kırmızı halılar serildi, Başkanlık saraylarının bahçelerine çadır kurmasına bile göz yumuldu.
Batılı ülkelerden uçak, silah ve askeri malzeme alan Kaddafi, oluk oluk para akıttığı için baş tacıydı.
Bu durumda kimsenin aklına Libya'da demokrasi ve insan haklarının olmadığı, özgürlüklerin kısıtlandığı gelmiyordu.
Batılı ülkeler Kaddafi'nin dolarlarının üzerine oturuyor, Kaddafi'de kendi halkına yönelik zulüm düzenini devam ettiriyordu.
Kimsenin kimseden bir şikayeti yoktu.
Ta ki, Tunus ve Mısır ile başlayan halk isyanları, Libya'ya da sıçrayana kadar...
Zulüm düzenine isyan eden, Kaddafi'nin baskı rejimine karşı sokağa dökülen, başkaldıran Libyalıları bastırmak için Kaddafi'nin yanında yer alan da yine başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler oldu.
Kaddafi'ye zulüm düzenini devam ettirmesi için neler yapması gerektiğini, halk isyanını nasıl yaparsa bastırabileceğini öğütleyen de Batılı dostları idi...
Ama olmadı, Batılı dostlarının desteğine, parasına, petrolüne rağmen Kaddafi koltuğu bırakıp kaçmaya mecbur kaldı...
Şimdi aynı Batılı ülkeler, "Libya'nın Dostları" adı altında toplanıp, Libya'nın geleceğini planlamaya kalkışıyorlar.
Kaddafi sonrası nasıl bir Libya istiyorlarsa, onu dizayn etmeye çalışıyorlar.
Bu küresel operasyonu "Libya'nın Dostları" kılıfının içerisine sığdırmaya çalışmaları da doğrusu insanın içini yaralıyor.
"Bunlar Libya'nın hangi dostları Allah aşkına?" diye soran birilerinin çıkmaması da insanı şaşırtıyor doğrusu...
Şimdi dostluk kılıfına bürünen Batılı ülkeler değil miydi daha düne kadar Kaddafi'nin zulüm düzenine sahip çıkan, onun sırtını sıvazlayan?
Libya halkı aylardır zulüm düzenine başkaldırırken Kaddafi'ye sahip çıkan da bunlar idi, muhalefetin başının nasıl ezileceğinin taktiklerini Kaddafi'ye veren de...
Şimdi Kaddafi sonrasında da sahnede yine bunlar var...
Kendi aralarında toplanıyorlar, Libya halkının geleceğini belirleme hakkını kendilerinde görüyorlar. Yazık ki, Türkiye'de bu yanlışlığa alet oluyor.
Batılı ülkelerin sömürgeci yaklaşımı asla kabul edilemez.
Zulme başkaldıran, baskı rejimini yıkan Libya halkının geleceğini belirleme hakkı, yalnızca kendisinindir. Libyalıların bu haklarını kullanmaları da en doğal ve demokratik haklarıdır.
Onlara rejim ve düzen dayatmak, yönetim empoze etmek; yıkılan Kaddafi rejimini yeniden hortlatmaya çalışmaktan farksızdır.
Öyle anlaşılıyor ki, Batılı ülkeler sırtını sıvazladıkları ve parasını aldıkları Kaddafi yönetiminin bir benzerini yeniden Libya'da inşa etme planları yapıyorlar. Libya halkı bu tezgaha düşerse, yağmurdan kaçarken doluya tutulma tehlikeleri çok yüksek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



