İHH sadece dünya kamuoyunu değil, Türkiye kamuoyunun da dengelerini ters yüz etti. Herkes kendi gerçek yüzünü ortaya koydu. Herkes kendi gerçek dişini çıkardı.
Ne oldu da birden bire kendilerini böyle saçıp savurdular? İlk günler sesleri çıkmayan bu liberaller Abede'den gelen ses onları birden sümen altından çıkardı.
Hep otoriteye karşı çıkan, 28 Şubat sonrasında veya öncesinde ne kadar da insancıl davranıyorlardı. Otoriteye karşı başkaldırıda bulunmuşlardı. Bizim saf Müslümanlar da onlara nasıl sevgi besliyorlar, el üstünde tutuyorlardı. Kanallarında, ortamlarında onları bulundurmak için nasıl da çaba harcıyorlardı.
RP'nin yükselişi döneminde Mümtaz Soysal Hoca Milliyet gazetesinde ne kadar demokrat, ne kadar milli, ne kadar gerçekçi davranıyordu. Onun yazıları elden ele dolaşıyordu. Bir gün, benim ne yaptığını bildiğim, eski bir gazeteci, sonra sahaf, 28 Şubat sonrasında Kanal 6'da dönemin keskin paşasıyla ve kimi gazetecileriyle programlara katılan, şu sıralarda da bir televizyonda günümüz olayları ve tarihi süreçle ilgili zaman zaman oturumlara katılan biri... Son deneme ilişkin eserleri de var. Evet bir gün bir sohbetimizde kendisine, bilerek bir soru yöneltmiştim: "Mümtaz Hoca ne kadar demokrat ..... Bey" demiştim. O anda birden boşa düştü veya bilerek şu itirafta bulundu: "Hocam bu kadar saf olmayalım, herkesin bir rolü var. Onun da rolü bu" demez mi? Benim de beklediğim bir cevaptı bu. Öteden beri bu gibi kimselere temkinli yaklaşırım.
Bunun deneyimini önce Cengiz Çandar'da yaşadık. Filistin ve İran konularında uzman olan Çandar Irak işgaliyle birlikte Amerikancı yüzünü belirginleştirmişti. O günden beri de büyüsü bozuldu.
Meğer yıllar yılı ne kadar da usta rol yapmışlar.
Liberaller patır patır dökülüyorlar.
Nuray Mert ne kadar da gerçekçi gibi davranıyordu. Rolünü o kadar ustaca yapmış ki, hiç kimse onun rol yaptığına inanamıyor. Küçük dillerini yutacak gibidirler şimdilerde.
Can Ataklı rolü 28 Şubat'ın kısa bir dönemiyle ilgiliymiş. Bunu o zaman öğrenmiştik.
Şimdi iktidarın gazetelerinde yazan kimi liberaller rızık endişesiyle dişlerini içeri çekmiş durumdadırlar. Onlar, ah şu evladu iyal olmasa... Kim bilir şimdi nasıl kıvranıp duruyorlar.
Otoriteye karşı başkaldıran bu aydınların tavrı yerli küçük otoriteye karşıymış. Büyük otorite söz konusu olunca nasıl da yelkenleri indirdiler.
Can Ataklı'nın bir kanalda can hıraş kıvranışını görünce nasıl da güldüm. Gerçek rolünü yapmak daha gerçekçiymiş. Bağıra bağıra ben "Hamas'ın İran'ın yanında yer almak istemiyorum!" deyişindeki replik görülmeye değerdi. Büyük otorite İsrail ve Amerika'nın yanında yer almanın heyecanını diye getiriyordu. Belli ki yakın zamanda yeni iktidar ile birlikte yeni bir konuma gelecekleri muhakkak.
Ah şu büyük otorite yok mu? Korku putu.
Sevgilimiz Efendimiz nasıl da yanlış yapmış [haşa...]. Büyük otorite Kureyş'e, Roma ve Bizans'a başkaldırmakla ne büyük hata yapmış!.. Meğer, Sevgilimiz Mekke'deki fakirlere kıtlık ve yokluk zamanında ve hatta Kureyşlilerin kuşatmalarına rağmen 500 altın dinarı nasıl gönderir? Kureyş halkı mağdur olmasın diye Ebu Sufyan'ın derilerini satın almış onun yerine yiyecek vermiş ki, Kureyş halkı mağdur olmasın diye. Büyük otoriteye boyun eğmeli, onların her arzusunu yerine getirmeliymiş. Nedir o "Bir eline ayı bir eline güneşi verseler" demeseymiş. Otoriteye boyun eğmeliymiş... Daha neler!
Gazze mazlumları karşıtı, dünya mazlumları karşıtı olmak ne haddimize. Laik, fundamental ve radikal yazarlar zaten kıyısından ucundan bir şeyler yapmaya çabalayıp duruyorlardı. Liberaller ise temkinde bekliyormuş meğer. Amerika'dan ses gelince herkes bir cesaretle gerçek yüzünü ortaya koydu. İHH'nın yaptığı eylemi lokalleştirmek için nasıl da çırpınıyorlar. Büyük bir saldırıya geçmiş bulunuyorlar. Gazze olayını ve İHH eylemini öylesine küçümsediler ki, öylesine gereksiz ve saçma olduğunu ifade ediyorlar ki... Büyük bir hücum...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



