Zevklerini, dertlerini kendilerine huy haline getirip buradan ahlakiliği tanımlayan insanları görüp de bu konu etrafında düşünmemek olur mu?
Hayatın gayesini bedenini hislerin tatmininde görenler bugünün dünyasına ait değil bilakis binlerce yıldır sürüp gelen lezzet ahlakının mensuplarıdır. Onlara göre hayatın gayesi zevktir, hissi saadettir, lezzettir. Duygularımızı okşayan, bize haz ve lezzet veren her şey 'hayır', bize elem veren elem ve zahmete sebep olan ne kadar şey varsa, onlar da 'şer'dir.
Durum böyle olunca lezzet veren bütün işler iyi kabul edilip bunun yerine getirilmesi için gayret sarf edilip başkaları yok sayılabilir. Bu fikre sahip olan yüz binlerce insan etrafımızda. Yaşadığımız günlerde bu düşünceyi paylaşanların zulmü had safhada. Bu düşünce ahlakın temeli olamaz. Çünkü bu fikir insanı biyolojik boyutta yaşama mahkum etmekte sınırlı alanda insanı canavarlaştırmakta her insanı hayvani zevkleri peşinde koşmaya, nefsani haz ve arzuların kölesi yapmaktadır. Bu durum insan şeref ve haysiyetine aykırıdır. Niye denilecek olursa şunları belirtelim. Lezzet ve haz insandan insana değişir ortak lezzetlerde bile nüans vardır. Değişken bir olguyu ahlakı temellendirmekte kullanmak yanlış dahası ihanettir. İnsanın hayattan zevk alması belirli dönem ve biyolojik yaş ile direkt alakalıdır. Gençlik döneminin lezzetlerini yaşlılık dönemlerinde gerçekleştirmek ne kadar abes ve yıkım. Ahlak için lezzet ahlakını topluma hedef gösterenler kendi despotluklarının sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklardır. Belirli bir dönemden sonra hayatın lezzetleri anlam kaybına uğradığında yaşama son vermeyi öğütleyen lezzet ahlakının milletimizin kültürel değerleriyle çatıştığı ortada değil mi? Bu yanlışta ısrar edenlerin bunu kasıtlı yaptıklarını söylüyorum. Milletimize kast edenler ağır bir bedel ödeyeceklerdir. Lezzet ahlakı insanı köleleştirir oysa insan özgür olmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



