Fransız Senato u'nun sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifini kabul etmesi üzerine, bir kez daha körleşmiş savaş baltalarını çıkardık meydana. Daha önceleri çok kez gördüğümüz ve bu kafayla gidersek daha defalarca göreceğimiz üzere tehditkar ve asıp kesen ifadeler havada uçtu. Sanki, çifte standartlarını bilmeyenin olmadığı bu ukala ve haddini bilmeyenlere yanaşan ve "bizi de aranıza alın, lütfeeeenn" diyen biz değilmişiz gibi.
Fransa'nın akılsızlığına söylenecek bir şey yok. Fransa, aynı Fransa aslında. Daha doğrusu, Batı hep aynı Batı ve terazilerinin doğru tartacağına inanmamız da kabahatlerin en büyüğü. Çünkü, onların standardı bu zaten. Ne zaman haktan, adaletten yana olmuşlar ki, şimdi olsunlar?
1999'daki İtalya ile yaşanan krizi hatırlayın ve yakın zamandaki İsrail ile yaşananları. İtalyan ürünlerine ambargo hadisesini, o dönemde galeyana gelen insanları kaç kişi hatırlıyor şimdi? İsrail'in vatandaşlarımızı katletmesine rağmen bazı cılız tepkiler dışında ne yapıldığını ve üstüne üstlük ticaret hacmimizin de son 5 senenin rekorunu kırarak 4 milyar doların üstüne çıktığını düşünün bir de. Fransızların bu kepazeliğinin altında bizim "esip gürleyip de yağmama" özelliğimizi bilmeleri de yatıyor.
Fransa'nın bu saçma sapan kararı, aslında ateş olsak cürmümüz kadar yer yakacağımızı gösteriyor "mevcut zihniyet" dahilinde. Dış kaynaklı birtakım basın yayın organlarının, kuruluşların veya içten pazarlıklı Batılı siyasetçilerin övgü dolu ve memnuniyet ifade eden sözlerini gereğinden fazla ciddiye alıyoruz. Ki, onlar memnunlarsa ters giden bir şeyler her zaman olmuştur bizim için. "Bölgenin lideri", "yükselen yıldız", "ekonomisiyle göz kamaştırıyor" gibisinden laflara fazlaca inanınca, bilmemne dergisine kapak olunca, böylesi kararlar birden bire çok ağır geliyor. Halbuki, adamların gerçek düşünceleri işte bu. Daha birkaç ay öncesine kadar, Fransa NATO'ya dönüş yaptığı için neredeyse zil takıp oynar bir hale geldiğimizi de hatırlayalım bu arada.
Napolyonculuk oynamaya heves eden Sarkozy'nin kaptanlığında, Avrupa sahnesinde Almanya'ya rakip olmaya çalışırken "ekonominin durumu vahim" itirafıyla rezil olan Avrupa'nın "çakma" büyüğü Fransa, 100 sene önce Anadolu'yu işgal ederken, 50-60 sene önce Afrika'da katliam yaparken neyse, bugün de o. Ve aldıkları karar da, bize ne kadar değer verdiklerinin, ne kadar kaale aldıklarının göstergesi. Sorun, bu sicili ve niyeti bozuk Batı medeniyetine bu kadar yanaşan biz de aslen. Ters bir karar verince bozuk olan sicilini, diğer zamanlarda da akıllardan çıkarmayıp ona göre davranmayınca bu akıbet kaçınılmaz oluyor tabii.
Gazete başlıklarına bakınca her zamanki gibi içi boş bir hamaset rüzgarı görünüyor. Normal zamanlarda Fransız markalarının haberlerini reklam tadında verenler, birden bire galeyana gelmiş gibi duruyor. İki ay sonra yine her şeyi unutup rotayı kıracaklar ne de olsa. "Demokrasiyi katletti" manşeti, içlerinde en evlere şenlik olanı. Batının, demokrasi, insan hakları, özgürlükler vs gibi kavramları, bizim gibi dünyanın geri kalanı için uydurup söz konusu ettiklerini bilmemenin nişanesi bir başlık bu. Batı, kendi menfaatleri uğruna hiçbir şeyi tanımaz. Bunu bir türlü öğrenemeyip de, hala adil bir tutum bekleyenler var Türk basınında, hayret valla.
Tarihten bir alıntıyla bitirelim. 1700'lerin sonlarında Lehistan'ın (Polonya) parçalanıp, Prusya, Avusturya ve Rusya arasında paylaşılmasına (2. Viyana Kuşatması'nda bir Leh olan Jan Sobieski'nin yaşanan bozgundaki payı büyük olduğu halde) tek karşı çıkan Osmanlı İmparatorluğu olur. Her sene, büyükelçilerin padişahı ziyaretleri sırasında, sıra gelince "Lehistan sefiri!" diye ismi çağrılır ve saray görevlilerinden birisi de, Lehistan hala varmış gibi "Yolda!" diye karşılık verirdi. Böylece, Lehistan'ın parçalanmasına razı olunmadığı ısrarla vurgulanırdı. Tam tamına 120 yıl boyunca (Polonya bağımsız bir devlet olana kadar), bu protesto herkesin önünde devam etti. Buradaki incelik, Osmanlı'nın büyük bir devlete yakışır şekilde ne "kırmızı çizgisini" çiğnetmesi, ne de doğru bildiğinden, şartlar ne olursa olsun, vazgeçmemesidir. Bugünün, "sıfır soruncuları", "konjonktürcüleri", "AB sevdalıları" bundan ne ders çıkarır, bilinmez tabii. Ve bu şartlar dahilinde, Lehistan Sefiri de gelmez baba gelmez!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



