David Assi Alvarez, Haziran 2005 yılında Kolombiya'nın başkenti Bogota yakalandığında, CIA, Latin Amerika'da 'radikal İslam'a büyük bir darbe vurulduğunu açıklamıştı. Alvarez, Ekvador, Kolombiya, Paraguay ve Brezilya polisinin ortaklaşa düzenlediği ve "Damasco Operasyonu" adını verdikleri bir operasyonla yakalandı.
Operasyonla ilgili detayları Ekvador polisi açıkladı. Zira, Latin Amerika'nın en büyük uyuşturucu şebekelerinden birinin başında bulunduğu iddia edilen Alvarez, Kolombiya vatandaşıydı ama Ekvador'un başkenti Quito'da bir restaurant işletiyordu. Uyuşturucu suçundan yakalanan Alvarez'i CIA'nin "Radikal İslam'a darbe" şeklinde değerlendirmesinin sebebi Alvarez'in Lübnan kökenli olmasıydı.
19. yüzyılda Osmanlı pasaportuyla Latin Amerika'ya göç etmiş ve bugün hala 'El Turco' diye bilinen Arap toplumunun bir üyesi olan Alvarez'in Arap ismi Rady Zaiter'di. Ekvador polisi, Lübnan kökenli olmasından yola çıkarak Alvarez'in Lübnan'daki Hizbullah'a para yardımında bulunmuş olabileceğini açıkladı.
Latin Amerika'daki Müslüman ve Hıristiyan Arap toplumuyla yakın ilişkisi bulunan Alvarez'in Hizbullah'a para aktardığı iddiası, Bush dönemindeki 'Teröre Karşı Savaş' doktrinine uygun kaçmıştı ancak bu iddialar havada kaldı. Zira Alvarez ve yardımcısı Suriye kökenli Mahir Hamajo'nun Hizbullah'a para aktardığına dair hiçbir delil bulunmadı. Peki hiçbir delil olmadığı halde Alvarez'e 'Hizbullah'a para aktarıyor' suçlamasının arkasında ne yatıyor acaba?
Bu sorunun cevabı için 19. ve 20. yüzyılda Latin Amerika'ya göç etmiş Osmanlı vatandaşlarına kadar gitmek gerekiyor. Bugün sayıları 20 milyonu bulan Latin Amerika'daki Osmanlı vatandaşı 'El Turco' diye bilinen Arapların çoğu Lübnan, Suriye ve Filistin kökenli ancak bunların büyük bir bölümünü Hıristiyan Araplar oluşturuyor. Latin Amerika'da bulunan Araplar, Müslüman olsun Hıristiyan olsun, atalarının geldikleri ülkelerle duygusal bağlarını hâlâ sürdürüyorlar.
Bu yüzden Brezilya, Arjantin ve Şili başta olmak üzere diğer Latin ülkelerinde nüfuzlu bir Arap diasporası bulunuyor. Araplar bu ülkelerin hem ekonomisinde hem siyasetinde önemli bir yere sahipler ve Filistin sorunuyla da yakından ilgileniyorlar. 'El Turco' lakaplı Carlos Menem Arjantin'de, Abdullah Jaime Bucaram Ortíz ve Cemil Mahuad Ekvador'da, Antonio Saca El Salvador'da, Yakup Maljuta Jamaika'da, Julio Sezar Turbay Kolombiya'da devlet başkanlığı ya da başbakanlık yapmış Arap kökenli isimler ve muhtemelen ilk kuşak Osmanlı vatandaşlarının torunları. Geçtiğimiz yıl dünyanın en zengin iş adamı seçilen Meksikalı Carlos Slim (Selim) de Lübnan asıllı ve 1902'de Meksika'ya göç etmiş Osmanlı vatandaşı Yusuf Selim Haddad'ın oğlu.
Brezilya, Arjantin ve diğer Latin Amerika ülkelerinin 2010 yılının son aylarında Filistin'i tanımasında bu ülkelerdeki Arap diasporasının önemli bir payı bulunuyor. Araplar, atalarının yurdu olan Filistin ve Lübnan'ın işgaline karşı bulundukları ülkelerde hükümetlerine baskı yaparak İsrail'e tavır almasını sağlıyorlar. Üstelik Filistin konusunda hükümetlerine baskı yapan bu Arapların büyük bölümü Hıristiyan kökenden geliyor. Ancak bu durum onların ABD ve İsrail tarafından 'Latin Amerika'daki radikal İslamcılar' şeklinde etiketlenmesinden kurtarmıyor. Öyle ki 'El Turco' lakaplı Arjantin Devlet Başkanı Carlos Menem bile Hıristiyan olmasına rağmen Yahudi lobisinin desteklediği politikacılar tarafından Hizbullah yanlısı suçlamalarına maruz kaldı.
Filistin sorununa duyarlı Müslüman/Hıristiyan Arapların yanı sıra, sayıları hızlı bir şekilde artan Latin Amerika'daki yerliler de ABD'nin 'kıskacında' bulunuyor. Özellikle Kolombiya, Venezuela ve Meksika'daki yerliler arasında İslam hızlı bir şekilde yayılıyor ve bu durum ABD tarafından 'terör tehdidi' kapsamında değerlendiriliyor.
Zira, ABD'nin on yıllardır sömürdüğü bu halklar huzuru ve direnişi İslam'da buluyor. Mesela tropik ormanlarda yaşayan yerli Wayuu Guajira halkı hızlı bir şekilde İslam'a geçiyor. Yerlilerin İslam'a geçmesindeki en büyük etken İslam'ın kendi gelenek ve değerleriyle benzeşmesi olarak görülüyor. Arap diasporası, yerliler arasındaki artan İslamlaşma ve İran'ın Venezuela ve diğer Latin Amerika ülkeleriyle kurduğu diplomatik ilişkiler, ABD tarafından 'Latin Amerika'da radikal İslamcı tehdidi'ne delil olarak sunuluyor. Ancak, şu ana kadar Latin Amerikan Müslümanlarını terörle ilişkilendiren hiçbir delil bulunamadı.
Latin Amerika'da İslami tebliğ çalışmalarını yürüten İspanyol al Murabitun (Kökenlerinin İspanya'da kurulmuş Murabıtlar devletine dayandırıyorlar) grubunun El Kaide ile ilişkilendirilmesi bile sonuç vermedi. CIA'nin bu grubu El Kaide ile işbirliği yapıyor iddiası bu yüzden havada kaldı.
ABD'nin asıl endişesi; Latin Amerika'da hızlı bir şekilde artan İslamlaşmada yatıyor. Zira, Latinler arasında hızlı bir şekilde yayılan İslam, ABD karşıtı sol hükümetleri de kalıcı kılacak. Bu arada Latin Amerika'nın İslamlaşmasından bahsetmişken, al Murabitun'a önemli bir parantez açmak gerekiyor.
Al Murabitun ya da Murabıtlar, tebliğ çalışmalarında Arap ve Latinlerin ortak köklerine özellikle vurgu yapıyorlar. 800 yıl boyunca İspanya'da kalan Endülüslerin hem Arapların hem de Latinlerin ataları olduğunu söyleyen Murabıtlar, her iki toplumun kültürel benzerliğini de aynı köklerden gelmesine bağlıyor.
Murabıtların tebliğ çalışmalarında sonradan İslam'a girmiş İspanyol ve diğer Avrupalılar da yer alıyor. Zaten Murabıtlar 1970'lerde Müslüman olduktan sonra Abdulkadir as-Sufi al-Murabıt ismini alan İskoç Ian Dallas tarafından örgütlendirildi. Yerliler İslam'a davet edilirken İslam'ın kolonyalizme karşı verdiği mücadeleyi anlatan Murabıtlar, bu yüzden ABD tarafından sürekli izleniyorlar.
Latin Amerika'daki bu gelişmeler yakında gelişmeleri de beraberinde getirecek. Zira ABD bölgeyi rahat bırakacağa benzemiyor. Bu yüzden Hıristiyan ve Müslüman Araplar ile Müslüman olmuş ve olmamış yerlilerin hepsini potansiyel 'Radikal İslamcı' olarak değerlendiriyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



