Kuzey Afrika'daki, diktatörlüklerini yıkan ve özgürlük isteyen halk hareketlerine nasıl bakmak lazım? Yeni gelen yönetimler, halkın iradesini mi yansıtacak yoksa Batılı güçlerin yeni işbirlikçileri mi olacak?
Ondan da önemlisi Türkiye'nin bu coğrafyada izlediği politika, tarihte olduğu gibi liderlik yapmayı mı yoksa emperyalist Batılı güçlerin plan ve projelerini dikte ettirecek taşeronluk rolünü mü esas alıyor?
Şimdiden bunun için karar vermek biraz zor. Çünkü tam olarak neyin nasıl olduğu bilinmiyor. Kaos ortamı henüz bitmiş değil. Gerçekler, geçiş süreci tamamlanınca ortaya çıkacak. Çok sürmez. O yüzden ihtiyatla yaklaşmak lazım.
Çünkü Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'daki kadife devrimlerden sonra yaşananları hep birlikte gördük. Halkın belli mihraklar tarafından nasıl yönlendirildiğine, özgürlük vaadiyle iktidara gelen yeni yönetimlerin nasıl 'yolsuzluk ve usulsüzlükten' kısa sürede oturdukları koltuğu terk etmek zorunda kaldığına şahit olduk.
Ancak şu anda gördüğümüz ve inanmak istediğimiz şey, yarım yüzyıldır diktatörlerin baskı ve zulmü altında yaşayan Osmanlı hinterlandındaki Müslümanların, artık yeter deyip kış uykusundan uyandığı ve esaret zincirlerini kırdığıdır. Ağır bir bedel ödeyerek, emperyalistlerin taşeronu diktatörleri koltuklarından indirmişlerdir. Yepyeni bir dönem başlamıştır.
'Türkiye'nin rolü ne?' sorusuna cevap ararken, Arap Baharı turuna çıkan Başbakan Erdoğan'ın seyahatinin ilk durağında 'laiklik' tavsiyesi herkesi şaşırttı. Mısır'dan sonra Tunus ve Libya'da da, ısrarla yeni yönetimlerin 'laik' olmasının faziletlerini anlatması 'rol' konusundaki şüpheleri iyice alevlendirdi.
Ortadoğu'nun çıbanbaşı İsrail'e kafa tutan bir lider, gittiği her yerde çiçeklerle ve sevgi gösterileriyle karşılanırken 'laik modeli' örnek göstererek ne yapmak istedi?
Yıllardır Türkiye'de din ve eğitim özgürlüğü alandaki birçok ihlalinin ana gerekçesi olan laikliğin; başörtüsünün sokakta bile yasak olduğu Tunus'a, İslamcıların parti kurmasına izin verilmeyen Mısır'a ve farklı düşünceye tahammülün olmadığı Libya'ya niçin tavsiye edilir?
İslami inanç ve esasları temel alan özgürlükçü bir Anayasa yapmayı hedefleyen devrimci üç ülkeye yapılan laiklik tavsiyesi de neyin nesidir?
Başbakan'ın referansını İslam'dan aldığı gençlik yıllarıyla çelişen tavsiyeden, dikkat çekici ifadeleri hatırlatmak istiyoruz: "Ben Mısır'ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın. Umarım ki Mısır'da yeni rejim laik olacaktır"
En garibi ise, Türkiye'deki laiklik uygulamasının örnek gösterilmesi. Başbakan'ın kendi çocukları dahil yüzbinlerce öğrenci, laikliğin uygulanış şeklinden dolayı mağdur ve mahrum. Üstelik, çeyrek yüzyıla damgasını vuran laikliğin hâlâ bir tanımı da yok.
İnançlara ve inananlara baskı ve zulüm aracı olarak kullanılan laikliği; kendisine göre tanımlayan Başbakan, şöyle diyor: "Türkiye'de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır"
Tabi bu sözler, çeviri de her nasılsa 'dinsizlik' olarak aktarılıyor. Aslında yanlışlıkla, doğru şekilde izah ediliyor. Çünkü Türkiye'de yıllardır, laiklik diye uygulanan tatbikat maalesef 'dinsizlik'. Sonra bu tashih edilmeye çalışıldı. Ancak iş işten çoktan geçmiş oldu.
Peki 'Laik model' tavsiyesi ne anlama geliyor?
Aslında cevap, sorunun içinde. Türkiye, ABD ile Obama'nın deyimiyle stratejik ortaktan da öte 'Model Ortak'. Ne demekse bu model ortaklık? İlişki mi model yoksa Türkiye mi onu da ayrıca tartışmak gerekir.
Yine Fas'tan Endonezya'ya kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) Eşbaşkanlığı'nı da hala Türkiye yürütüyor. Bu projenin amacı neydi? İçinde devrimci üç ülkenin de olduğu Müslüman coğrafyada, dikta yönetimlerinin değişmesi ve demokrasinin yerleşmesi.
Model ortak Türkiye'nin BOP Eşbaşkanlığı görevini yürüten Başbakanının 'laiklik' tavsiyesi de buna eklenince, sizce taşlar yerine oturmuyor mu?
Halbuki etkinliği ve ağırlığı iyice artan Türkiye'nin mevcut konjonktür ve bölgedeki devrimlerden sonra; İslam dünyasının lideri olarak yeni bir dünyanın kurulmasını sağlamasını içten bile değil.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



