Afrika ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmaları hepimizin malumu... Bu olaylar sonunda Tunus, Mısır ve Libya diktatörleri devrildi. Yaşananlar Suriye, Yemen ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri de etkiledi. Mısır gibi ülkeler halk ayaklanmalarını sevk ve idare edecek güçlü liderler çıkaramadıkları için halkın taleplerine yönelik bir değişim gerçekleşmedi. Hatta, Mısır'ın ünlü düşünürü Asaf Hüseyin, "Mısır'daki devrimi yönetecek bir lider çıkmadığı için ertelendi" ifadelerini kullandı.
Hayat boşluk kabul etmez. Sizin dolduramadığınız sahayı başkaları doldurur. Bu gelişmeler emperyalistlerin iştahını kabarttı. BM, NATO, ABD, Fransa gibi kuruluş ve ülkeler "insan hakları", "bölge barışını sağlama" gibi söylemlerin arkasına sığınarak bu değişimden aslan payını almak, o ülkelerin yönetimlerinde söz sahibi olmak ve yer altı kaynaklarından faydalanmak istediler.
Türkiye Başbakanı da başta Mısır olmak üzere bu ülkelere geziler düzenledi. "Bölgenin ağabeyi" pozlarına bürünerek o ülkelere "laiklik" teklifi yaptı. Bu teklif, o ülkelerde ciddi tepkilere yol açtı. Çünkü, o ülkeler laiklik söylemi ile o ayaklanmaları yapmadılar ki... Sonra, bir başka ülke yöneticisinin o ülkelere bir hayat tarzı teklif etme hakkı var mıdır? Bu tavır, o ülkelerin iç işlerine karışmaktan başka hangi anlama gelir?
Erdoğan'ın amacı ne?
Sayın Recep Tayyip Erdoğan hangi amaca hizmetle bu ülkelerde laiklik tohumlarını yeşertmek istiyor, dersiniz? O ülkelerin şartlarıyla uyuşmayan bir politika teklifi ABD planlarına alet olmaktan, Füze Kalkanı olayında olduğu gibi İsrail'in korunması uğruna Batı'ya teslimiyetten başka hangi amaca hizmet eder?
Türkiye halkının her tarafa çekilebilen laiklik anlayışından çekmediği mi kaldı? Darbeler, muhtıralar hep laiklik gerekçe gösterilerek yapılmadı mı? Başbakan'ın böyle bir hayat tarzını halkı müslüman ülkelere lanse etmesinin sebebi nedir? Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanı oluşu mu? ABD dünya hakimiyeti için 23 İslam ülkesinin haritasını değiştirmek istiyor. BOP bunun için kuruldu. Başbakan, bu projedeki görevinin gereğini mi yerine getiriyor? Böyle bir teklif Kemal Kılıçdaroğlu'ndan gelse yadırgamazdık ama, Başbakan'ın bu ülkelere laiklik teklifi hepimizi şaşırttı. Ayrıca, laiklik ihraç malı değildir ki...
Hükümet'in Suriye politikası dikkatinizi çekiyor mu? Halk ayaklanması öncesinde Erdoğan ve Beşşar Esad bir elmanın iki yüzü gibiydiler. "İki ülkenin birleşmesi"ni bile konuşacak noktaya geldiler. Türkiye ve Suriye arasındaki kardeşlik ve dostluğu öne çıkardılar. Halk ayaklanmalarından sonra, bu ülkeye karşı farklı politikalar izlenmeye başladı. ABD'nin de baskısıyla Suriye'ye yaptırım uygulanma yoluna gidildi. Hatta, ABD Başkanı Obama, Başbakan'ın Eylül ayındaki ziyareti sırasında "Suriye tehdidine karşı İsrail'e destek olacaklarını" açıkça ifade etti. İngiltere Dış İşleri Bakanı William Hagve de "Türkiye'nin Suriye üzerindeki nüfuzunu kullanmaya ihtiyacımız var" demişti. (14. 6. 2011)
İslam dünyası bu oyunları bozmalı
Emperyalizmin, Türkiye'yi, Suriye ve İran'a karşı düşman etme planları o kadar açık ki... Ufuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Akgönenç şu değerlendirmeyi yapıyor: "Türkiye'nin dış politikası artık bağımsız değildir. Tamamen kontrolden çıkmıştır. Füze Kalkanı'nda kontrol Brüksel'de, komuta ABD'dedir." (8. 9. 2011)
İslam dünyasının hızla toparlanmaya ihtiyacı vardır. Emperyalistlerin oyunlarını bozarak geleceklerine sahip çıkan politikalar üretmeleri gerekmektedir. Önlerinde D - 8 gibi bir kuruluş varken kendilerine layık görülen zillete katlanmak hiç de akıllıca bir tavır değildir. Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan 2 sene önce, D -8'in 12. kuruluş yıldönümünde İslam dünyası ve dünyayı ifsada sürükleyenleri şöyle uyarmıştı: "Bugünkü dünya Siyonizm'in planları ile kuruldu. Sözde dünyaya özgürlük getireceklerdi. Bu hikayelerin arkasında oyunlar oynandı. BM Siyonizm'in kuruluşudur. BM'den İsrail aleyhine 500'den fazla karar çıkmış, hiçbiri uygulanmıyor. İMF, BM onların eseri. Yeni dünya düzeni diye kurulan dünya Siyonistlerin eseri. D - 8 etkili olsaydı, İslam ülkeleri bu halde olmazdı. Kuvveti hak sebebi sayan güçlerin karşısında "Biz de dünyanın parçasıyız." diyoruz. Geliniz, bu dünyayı barış ve adalet ölçüleri içinde birlikte yönetelim. Yine, dünyadan adalet ölçüleri içinde birlikte faydalanalım."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



