Geçen Pazar günü Derya Sazak, Fehmi Koru gibi isimlerin sunduğu TRT 1 ekranlarındaki Politik Açılım programının konuğu Devlet Bakanı Ali Babacan'dı. Ali Babacan, Türkiye ekonomisi, IMF ilişkileri, işsizlik vb. gibi konularda kendisine yöneltilen sorulara kendince cevaplar verdi. Ali Babacan'ın anlattıklarını dinleyen birisi zannedebilirdi ki, Türkiye güllük gülistanlık, her şey yolunda, memlekette her şey tıkırında, fabrikalar çalışıyor, esnaf güle oynaya işlerini yapıyor, işçiler, memurlar, dul ve yetim kesimi zil takmış oynuyor. Lafla peynir gemisini yürütmek ne kolay!
Derya Sazak, birkaç kez Denizli'de iflas eden tekstil sektörünün durumunu, reel sektörün içinde bulunduğu çıkmazı sormaya çalıştı ama, Babacan lafı döndürdü dolaştırdı ve hükümetlerinin yaptığını iddia ettiği çalışmalara getirdi.
AKP Hükümetinin ilk kurulduğu günlerde Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, arka bahçeye kaçanlar olarak nitelediği eski talebelerine, eğer IMF'nin Türkiye temsilcisi ve borç tahsildarı Kemal Derviş'in programlarını aynen sürdürürlerse, iki dönem içinde Türkiye'nin borcunun 500 milyar dolar olacağını, bu sebeple milli bir ekonomi programı uygulamaları gerektiği tavsiyesini yapıyordu. Şu anda, iç ve dış borç 550 milyar dolara dayanmış durumda... Memleketin en verimli, stratejik ve karlı kurumları birer ikişer elden çıkarılmış, deyim yerindeyse birilerine peşkeş çekilmiş durumda. İç ve dış borcu çevirmek için hükümet ne yapacağını şaşırıyor... Bir litre benzinin fiyatı neredeyse 4 liraya dayanmış durumda. Dolaylı vergiler, ÖTV'ler, sağ elle sol kulağın gösterilmeye çalışıldığı türlü türlü vergiler icat edilmiş, insanlar sırtlarına binen ağırlık dolayısıyla kambur olmuş durumdalar. Esnafın durumu içler acısı... Sanayicinin durumu içler acısı.... Piyasalarda iş yok... İş yapıyorsunuz parasını tahsil edemiyorsunuz... Hükümet, sürekli övünüp şişiniyor. "Ekonomik krize karşı, Merkez Bankası'nda 70 milyar dolarlık döviz rezervimiz var" diye... Piyasalara faydası olmayan, insanlarımızın açlığına çare bulamayan döviz rezervi, olsa ne olur, olmasa ne olur?
İki aydır hükümetin bir hiç uğruna yaptığı özelleştirmenin mağduru olan işçilerin durumunu tartışıyoruz. İçimiz dışımız Tekel işçilerinin eylemiyle doldu. Şu ana kadar Türk İş nezdinde yapılan tüm görüşmelerden de bir arpa boyu yol alınamadı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bir televizyon programında diyor ki, "İzmir, Diyarbakır gibi illerde belediyelere Tekel arazilerini verelim, onlar da işçileri istihdam etsinler"... Ne kolay bir çözüm! Siz, bu işçilerin durumunu çözmeden önce, Türk tütüncülüğüne vurduğunuz özelleştirme darbesiyle ilgili bizleri bilgilendirin. Tekel'i neden özelleştirdiniz? Türkiye, dünyanın en kaliteli tütünlerinin üretildiği bir ülkeydi. Bu özelleştirme furyası sonrasında Türk tütüncülüğünün durumu ne oldu? Bir zamanlar bakkalların, Tekel bayilerinin raflarını süsleyen Maltepe, Samsun, Yeni Harman, Bitlis sigaralarına ne oldu? Türkiye'de artık Amerikan ve Japon sigaralarının saltanatı kurulmuş durumda.
İki tane alışveriş merkezi, iki tane süpermarket açılışı yapılınca bu memlekette işsizlik ortadan kalkmıyor. Ne olacak Türkiye'de işsizlerin durumu? Resmi istatistik rakamları yüzde 13.8 olarak görünüyor, ama, biz Türkiye'deki gizli işsizlerle birlikte gerçek işsizlik rakamının yüzde 25'lerde olduğunu düşünüyoruz.
Tok açın halinden anlamaz diye bir laf vardır... Yaşadığımız çelişki budur. Hükümet, hükümetçilik oynayarak Türkiye'yi idare ettiğini, lafla peynir gemisi yürüterek bizleri uyuttuğunu zannetmektedir.
Ne diyordu Üstad; "Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



