Kutuplaşmalardan ve geleceğin ekonomi dünyasından söz ediyorduk.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz...
Bir toplulukta ekonomik, siyasi ve sosyal gruplara ayrılıp hayırda yarışmak Allah tarafından emredilmiştir. Bu bir tür örgütlenmedir. Nasıl askerlikte manga, takım, bölük, tabur, alay gibi örgütlenme varsa; sivil toplulukta da ilmî, dinî, iktisadî, meslekî ve siyasî gruplar oluşturup halkın bunlardan birine bağlanarak örgütlenmesi iç düzeni sağlar. Tefrika ise dinin, devletin, otoritenin, iktidarın parçalanmasıdır, birbirini ortadan kaldırmak isteyen grupların oluşmasıdır. Tefrika, bir topluluk ve devlet için istenmeyen durumdur.
Burada bu vesileyle bir hususa işaret etmede yarar vardır. Bir ülkede o ülkeyi yıkmak, parçalamak, dağıtmak isteyen bir fırka oluşur. Buna 'hizbuşşeytan' denmektedir. Bunun karşısında diğer bir fırka vardır; o fırka o topluluğun saadetini, huzurunu, sükununu, selametini ve refahını isteyen fırkadır. Bu da 'hizbullah'tır.
Hizbullah o topluluğun bizzat kendisidir, devlet seviyesinde ise devletin kendisidir. Yani devlet demek, ülkede bulunan hizbuşşeytana yani devleti yıkmak isteyen fırkaya devleti yıkma fırsatını vermemektir. Bunlar insandaki mikroplar gibidirler. Devlet de insandaki tüm organ ve kendi hücreleridir. Hizbullahı oluşturan tüm devlet içindeki partiler (şerde değil) hayırda yarışırlar, kendi topluluklarını korurlar, dayanışma içinde olurlar.
***
Ekonomik, siyasi ve sosyal gruplar sadece iki grup olmazlar, on civarında olurlar. Beşten az olmazlar, ondan fazla da olmazlar.
Bunu nerden biliyoruz?
'Hayırda yarış ediniz' ifadesinden biliyoruz.
Hayırda yarışmak demek, serbest rekabet oluşturmak demektir. Serbest rekabetin olması için grupların ikiden fazla olması gerekir. Aksi halde ikili çekişme, itişme, kakışma olur, kutuplaşma olur. Gruplar gereğinden çok fazla olursa da yarışma olmaz, karışma olur.
Muhalif grubu yok edip devleti tek başına ele geçirmeye çalışanlar tefrika içindedirler. Bunların aralarında yarışma değil boğuşma olur.
Geçmişte sağcılar ile solcular arasında tefrika vardı. Bu tefrikanın ülkemizi ve dünyayı nerelere götürdüğü, insanımıza ve bütün insanlığa ne kadar büyük zararlar verdiği hepimizin malumudur. Bugün lâikler ile dindarlar arasında tefrika vardır. Lâikler dindarları fiilen yok etmek istemişlerdir. Dinlerine karışmış, örtülerine karışmış, okullarını ve mabetlerini kapatmış bulunmaktadırlar. Sonuç olarak dindarları yok etmeye kalkışmışlardır. Bunda başarılı olamamış ama önemli zararlar vermişlerdir.
Kapitalizm ile komünizm/sosyalizm arasındaki malum çatışmayı da bu bağlamda değerlendirdiğimizde, benzeri sonuçlara varırız.
***
Bizim bu konudaki düşüncemiz ve çözüm önerimiz nedir?
Her türlü ekonomik, siyasi ve sosyal gruplar böylesine karşı tarafı yok etmeye kalkışmamalı, aksine onlara yani karşı tarafa da kendilerine tanıdıkları gibi haklar tanımalıdır. Karşı taraf 'rakip' değil, 'refik' olmalıdır.
İşte bizim anlatmaya çalıştığımız "Adil Düzen" ve "Adil Ekonomik Düzen" budur.
Büyük sömürücü tekel sermaye, küçük ve orta ölçekli sermayeyi ortadan kaldırmak için savaş vermektedir. İnsanlık tarihinin bir döneminde küçük ve orta ölçekli sermaye büyük sermayeyi ortadan kaldırmaya kalkışmış ama başaramamıştır. Sosyalizm tarihinin özü budur.
Biz Adil Düzen, Adil Ekonomik Düzen Çalışanları olarak ne diyoruz?
Gelin, tefrika içine girmeyin, yani birbirinizi yok etmeye kalkışmayın. Birbirinizi tanıyın ve yardımlaşın; insanlık adına "şer"de değil "hayır"da yarışın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



