Tekdüze bir kalıba giren hayatımızda kapitalizmle ne zaman tanıştık bilemiyorum? Hayatın her tarafında yaşadığımız anlamsız davranışlar, sevgisiz, seviyesiz ilişkiler, olaylar hayatımızı o kadar kuşatıp esir aldı ki, unuttum kapitalizmle ne zaman tanıştığımızı... Materyalizm ne zaman esir aldı bizi, hatırlayamıyorum bir türlü. Öyle değil mi ya? Toplumda, ailede, okulda, sanatta, iş hayatında vs. her tarafta etrafımız öyle sarılmış, öyle kuşatılmış ki. Adeta tutsak edildik, bir türlü anlayıp farkına varamadığımız bir zihniyete.
İnsanoğlu garip bir şekilde kendi kendini mahkûm etmenin çabasını veriyor. Baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknolojik ve toplumsal gelişmeler insanın özgürlüğüne, insani özelliklerine kastediyor. Sürekli gelişip yeni ihtiyaç alanları açan teknoloji, sonunda insanı teslim almayı başardı.
Önce beyinler aydınlanma denilen karanlığın yoğunlaştığı bir çağda iğdiş edilip vahiyden beslenmesinin önüne geçildi. Zihinler, doğal gıda alanı olan vahiy kültüründen değil de, beşeri fikirlerle beslenerek tahrif edildi. Kutsal olandan ve sevgiden uzak olan çağdaş fikir ve kavramların zehirli oklarıyla öldürüldü. Materyalizmin menfaat döngüsüne odaklanan fikirleriyle kirletildi. Madde araç değil amaç yerine konarak kutsandı. Bu sığ anlayış ve düşünüşle bezenmiş karanlık çağın içinde sevgiyi bulmak mümkün değil. Sevgiye ulaşmak çok zor oldu şimdi.
İşte sevgiden ve kutsal olandan fersah fersah uzaklaşan bu çağda; bu yüzden binlerce, milyonlarca insanın öldürülmesi kimseyi ilgilendirmiyor. Aç kalan milyonlarca çocuğa rağmen karnı tok geziyor herkes. Her bir saniyesi düzenlenmiş bu çağın. Kimsenin düşünmesine, yorulmasına gerek bırakmayacak şekilde özene bezene tasarlanmış modern hayatlar. Sorumsuz, büyülü bir dünya sunuyor insana bu çağ. Hiçbir şey için kafa yormaya gerek yok. Hiçbir şey için uzun uzun düşünmeye gerek yok. Hiçbir şeyi düzenlemeye gerek yok. Nasıl olsa her şey bizim için en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, en iyi şekilde düzenlenmiş. Bizim yerimize düşünen birleri var nasıl olsa. Aslında bu modernizmin ve emperyalizmin insanı teslim alma ortak projesiydi.
Yaşadığımız modern zamanda vahşi kapitalizmin pençesine düşen insanların çoğu, maddeci bir ruhla donanmış ve neticede infak, merhamet, sevgi, hikmet gibi özelliklerden uzaklaştı. Bunun doğurduğu bir sonuç olarak da yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma eylemini terk ettiler. Bu durum: "Mideyi doyurmak ve günü gün etmek" şeklinde zevk ve ihtiras peşinde koşan yeni bir yaşama alanı oluşturdu. Küreselleşme ya da globalleşme denen süreçle birlikte bütün dünyayı etkileyip değiştirmek isteyen modern proje, maalesef en çok da Müslümanları etkiledi. Bakışını kutsal olandan beşeri olana, uhrevi olandan dünyevi olana çevirdi. Bakışları, eşyanın ya da menfaatin üzerinde sabitleştirerek, sadece nefsini, kendini kayıran bir yaşama düşüncesinin oluşmasına neden oldu. Böyle bir zihinsel yapı, insanı daha çok zevklerine, servete ve eşyaya esir etti. Sadece tutkulara, zevklere yönlendirip onun oluşturduğu cazibe alanının içine hapsetti. Anlam dünyasında yaşanan yozlaşma, erozyon ve daralma insani alanda gördüğümüz olumsuz değişimleri eylem safhasına taşıyarak insanı çepeçevre sarıp kuşattı.
İşte materyalizmin kuşattığı hayatın tutsak bireyleri olmayı kabullenen çağın insanı, artık kımıldamıyor yerinde. Emperyalizm beyinlerimizi teslim alarak başladı operasyona. Önce duygularımızı ve düşüncelerimizi öldürdü. Uzayı teknolojinin çöplüğü haline getirerek, oradan tamda tepeden inmeci bir tavırla özel hayatın mahremiyetini ortadan kaldırdı. Adeta hepimizi tepeden izleyip kontrol eden bir anlayışla, avucunun içine aldı hayatımızı. En sonunda her karesi inceden inceye ayarlanarak yapılandırılmış, şaşalı, kontrollü, bol verili bir hayatımız oldu. Her şey bizim için, bizim yerimize düşünülmüş. Ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, nasıl tıraş olacağımıza, nasıl yürüyeceğimize biz değil, modernizm karar veriyor. Emperyal büyüklerimiz karar veriyor, nasıl konuşacağımıza, nasıl oturup kalkacağımıza, nasıl terbiye edileceğimize. Neyi ne kadar öğreneceğimize, neyi ne kadar yapacağımıza onlar düşünüp karar veriyor. Neslimizi televizyon, müzik, moda ve materyalist eğitimle ile iyi terbiye edilmiş taylar gibi bağlıyor kendine. Kişisel eğitim semineri denilen yabancılaştırma, bencilleştirme, toplumdan soyutlandırma ders notları ile de kendi yaşayış ve düşünüş tarzını dayatıyor körpe beyinlere. Uyuşturucuya gerek kalmadan uyuşturuluyor beyinler. Onların haberi, onayı olmadan neredeyse yaprak kımıldamasına bile izin veremeyecekler. Yapılandırılmış ve sonunda da yıpratılmış hayatlar zevk vermiyor artık insana. Hayatından bıkmış, umudunu kaybetmiş, yenilmişlik psikolojisiyle hareket eden, bilinçsiz, şuursuz, teknolojik gelişmelere teslim olan, modanın peşinden sürüklenen yığınlar çıktı karşımıza.
Bugün ruhsuz kentlerde, kalabalıklar arasında yalnızlığı yaşayan tekil bireyler devasa çoğunluğa ulaştı. Bir çeşit psikolojik rahatsızlık denebilecek bir ruh haliyle kimseyle konuşmadan bencilce yaşayan, toplumdan soyutlanmış tiplerle doldu lüks, modern binalar. Site tipi yerleşim merkezlerinde, kentlerin neredeyse her tarafında; Birbirlerinin sevincini ya da hüznünü paylaşmayan, taziyesinde bulunmayan, birbiriyle bayramlaşmayan, sıkıntıları paylaşmayan, çoğu zamanda birbirlerinden habersizce yaşayan bir toplum oluştu bu gelişmeler sonunda. Tek dostu televizyon ve kendisi olan, sadece kendi ihtiyaçlarını düşünen, insana ihtiyaç duymayan menfaatperest tipik nesiller türedi. Böylece giderek kuşatılıp yalnızlaşan ama bunu uygarlık zanneden bilinçsiz, ruhsuz insan tiplemeleri çıktı ortaya. Bu büyülü, albenili, makyajlı, ışıklı dünya tüm insani özelliklerimizi bizden alıp karşılığında kendi mekanik, soğuk, donuk, duygusuz, tepkisiz hayat anlayışını sundu. Yazık ki, çoğu kimse de hayatımıza kolaylık ya da rahatlık getiriyor zannıyla karşı çıkmıyor buna. Hatta bu rahatlığı gelişmişliğin bir göstergesi olarak kabul ediyor. Oysaki insanlar mekanik bireyler durumuna düştüklerini fark edemiyorlar. Özgürlüğümüzü, sevgimizi, aşkımızı, tepkilerimizi, evetlerimizi, hayırlarımızı, beğenilerimizi ve dahi tüm duygularımızı emrine alıp yönetiyor bizi. Acımasızca ezip köklü değişimlere tabi tutuyor bizi
Modernizmin oluşturduğu büyülü dünya bir taraftan özel hayatımızın mahremiyetini ortadan kaldırıp toplumsallaşma diye kendi ahlaksız anlayışını bize dayatırken, diğer taraftan da bireyleri bencil bir anlayışla yetiştirerek toplumsal değerlerden uzaklaştırıyor. Gazete, radyo, televizyon, internet, uydular, tüketim maddeleri, eğitim programları, alış veriş merkezleri, reklamlar, kampanyalar, bankalar, kredi kartları, eğlence merkezleri, yarışmalar ve dahi akıl almaz bir şekilde bin bir türlü ağlarla etrafını örüyor hayatımızın. Günümüzde sorunlu ve mutsuz çoğunluğun rahatsızlıklarının psikolojik nedenlerini araştırmaya gerek yok. Günlük yaptığımız işlere bakalım, çoğunluğu mekanik ve elektronik işlemlerden oluşuyor. Kendi duygumuz yok, kendi düşüncemiz yok, kendi kararımız yok içinde. Biz yoğuz yani bu işin içinde.
Aslında materyalizm ruhlarımızı işgal etti önce. Zihinlerimizi iğfal etti önce. Beyinlerimizi tahrif etti acımasızca. Merhameti kovdu hayatımızdan. Sevgiyi hayatın kapısından dışarıya fırlattı acımasızca. Asıl istediği kalbimizden de dışarı atabilmektir. Asıl istediği merhametsiz, sevgisiz insan, insansız hayattır. Teknolojiyle yönetmek daha kolay oluyor nasıl olsa. Hayatımızı kuşatan menfaate dayalı ilişkiler içinde insan kendi içine bakamaz duruma geliyor. Dostluk aramaktan ziyade çıkar peşinde koşuyor modernizmin kölesi olmuş insanlar. İşte kendi içimize bakabilmek, içe dönüş yapabilmek kuşatılmışlıktan kurtulmanın tek çaresidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



