1984'te başlayan PKK terörü bir türlü bitmek bilmiyor. Sınır ötesi operasyon yapıldı, yine nafile... Terörün hızı son aylarda artarak devam etmektedir. Huzur ve kardeşliğin hakim olması gereken mübarek Ramazan ayında bile 30'dan fazla şehit verdik. Terör, Ramazan ayı sonrası da boş durmadı. Daha bir gün önce, eli kanlı terör örgütünün Bitlis'te 5 polis ve biri çocuk 3 vatandaşımızı şehit etmesinin acısı yüreğimizi yakarken; hemen ertesi günü "Artık yeter!" dedirtecek acı bir haber ile daha sarsıldık. Yine gözü dönmüş terör örgütü 19. 10. 2011 günü Çukurca'da hain bir saldırı sonucu 24 askerimizi şehit etmişti.
Yaşanan son olay, PKK terörünün ciddi bir şekilde ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Bugüne kadarki uygulamaların çözüm olmadığı görülmüştür. "Kürt sorunu" gibi söylemlerle konuyu başka yönlere çekmenin faydası yoktur. Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar bin yıl kardeşçe bir arada yaşamış ve aynı hedefe yürümüşlerdir. Birbirinden kız alıp kız vererek akraba olmuşlar; et ve tırnak misali birbiriyle kaynaşmışlardır. İslam kardeşliğini doya doya yaşamışlar, etnik kökenin bir "tanışma aracı" olduğu şuuru ile hareket etmişlerdir. Türk asıllı Kılıçarslan ile Kürt asıllı Selahaddin-i Eyyubi aynı amaçla destanlar yazmışlardır. Türk asıllı ilim adamı Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ile Kürt asıllı alimlerden Said Nursi'nin maksudu birdir. Etnik farklılıklar söz konusu edilmemiş, İslam kardeşliği inancıyla birlikte yaşama anlayışı benimsenmiştir.
Dış mihraklara dikkat!
Cennet vatanımız Türkiye'de gözü olanlar, bu huzur ve barış ortamından rahatsız olmuşlar; "böl, parçala, yut" siyaseti uygulayarak kardeşi kardeşe düşürme planları yapmışlardır. Şurası bilinmelidir ki, PKK terörü kesinlikle dış kaynaklıdır. Bölge halkı ile terörü ayrı ele almak gerekir. Bu kadar canice hareket eden bir örgütü sevk ve idare edenler bu ülkenin insanı olamaz. Bu durum bilinmeli ve milli ve yerli çözümler aranmalıdır.
Terör, Türkiye'nin genel sorunudur. Ancak, milli mutabakat ile çözülebilir. Siyasi polemikler, restleşmeler, Başbakan'ın siperde çömelmesi, ana muhalefet başkanının, ben de görüneyim, kompleksiyle sınırda askerle yemek yemesi, hatta cumhurbaşkanının sınıra moral ziyareti yaparak orada pozlar vermesi belki güzeldir ama, bunlar terörün çözüm yolu değildir. Oralarda güvenlik güçleri zaten görevlerinin başındadır. Ey siyaset kurumu! Sen bulunduğun mevkiin gereğini yapmakla görevlisin. "İntikamı alınacak", "misliyle karşılık verilecek" gibi ifadeler "yürek soğutma"dan ileri gidemez.
Önce, PKK'yı Kandil'de koruyan güç veya güçler tespit edilmelidir. Aktütün saldırısından günler önce olayın ABD'ce bilindiğinin anlaşılması konusu iyi değerlendirilmelidir. PKK'nın bu kadar rahat hareket etmesinin sebebi nedir? Kullandıkları silahlar nereden gelmektedir? Ülkemizi sırtından hançerlemeye çalışanlar kimlerdir? Ayrıca, istihbarat paylaşımı yaptığımız ülkeleri bir kez daha gözden geçirmeliyiz. Stratejik ortaklık yeniden ele alınmalıdır. Başbakan'ın, ABD'nin dünya hakimiyeti amacıyla kurduğu BOP'ta eşbaşkanlık yapması Türkiye'yi ve çözümü dışa bağlı hale getirmektedir. Terörün çözümü dışta değil, içtedir. Türkiye, ABD istedi diye, İsrail'in güvenliğini sağlamak amacıyla füze kalkanı kurulmasına izin verecek yerde; kendi vatandaşının güvenliğini sağlamak konusuna öncelik vermelidir.
Milli, yerli, bağımsız bir çözüm
Konunun her şeyden önce bir "terör sorunu" olduğunu bir örnekle anlatmak isterim: Terör örgütünün Siirt'te 4 genç kızı katletmesi üzerine, hayatını kaybeden Nurcan ile yaralı kurtulan kız kardeşi Gülcan Olgaç'ın amcaları şöyle isyan etmişti: "Kürt'üm, PKK 19 yakınımı öldürdü; artık yeter!" (10. 10. 2011 tarihli basın) PKK bölge halkını temsil eden bir örgüt değil; dış güçlerin taşeronluğunu yapan bir çetedir. Olaya bu gerçekler dikkate alınarak yaklaşılmalıdır.
Dünyanın bazı ciddi yayın organlarında, "Türkiye'nin bir iç savaşa sürüklenmesi noktasında alarm zillerinin çalmakta olduğu"nu anlatan yazılar çıktığını biliyoruz. Bizde ise her şey güllük gülistanlık gösteriliyor. "Korkma, bir şey olmaz" hamasetiyle hareket ederek çözümü ve dikkatli olmayı bir tarafa bırakamayız. "Olmaz" diyorsun ama, olduktan sonra da geriye dönüşü mümkün olmaz. Mehmet Şevket Eygi, olayları takip eden bir dostuna atfen "Devlet ve hükümet büyüklerinin, bakanlar, müsteşarlar ve kodamanların olumsuz haber istemediklerini" yazmıştı. (Milli Gazete, 14. 10. 2011)
Baştan beri Saadet Partisi'nin "İslam kardeşliği" temeline oturmuş yerli, milli ve bağımsız çözümler konusundaki hassasiyeti bellidir. "Huzur ve barış için gönüllü birliktelik" başlığı altında en ciddi projeyi ortaya koyan Saadet Partisi oldu. Son saldırı ile ilgili olarak da Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak şu açıklamayı yapmıştı: "Bu hain ve alçak saldırıları gerçekleştirenler Kürt kardeşlerimizin hakkını savunuyor olamazlar. Bunlar, insanlıktan nasibi olmayan eli kanlı katillerdir. Ülkemizi kardeş kavgasına sürüklemek isteyen karanlık taşeronlardır."
Çözümde samimi isek, denenmiş yöntemlerde ısrar etmenin mantığı yoktur. Başta Saadet Partisi olmak üzere çözümü içte arayan diğer yerli, milli, bağımsız söylem ve çözümlere kulak vermek zorundayız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



