Ne zaman bir ülke meselesi üzerinde konuşsak ve meselelerimizin temelindeki Siyonist bir nedenden ya da emperyalist bir gücün varlığından bahsetsek, üzücüdür ki, birçok kardeşimiz, siz de her şeyi Amerika'dan, İsrail'den biliyorsunuz, diye bizi yargılıyor. Hatta bu söylem, ülkemizde yaygın bir kanaat haline gelmiş durumda. "Her şeyi Amerika'dan, Siyonist düzenden, emperyalist ülkelerden bilmek çok büyük bir yanlıştır. Bu tabuları büyütmek onlara haddinden fazla değer vermektir" şeklinde son derece tehlikeli, temeli bilgi kirlenmesine dayanan, hatta Siyonist propagandaya dayanan bu söylem, özellikle bazı İslamcı bilinen, değerleri kendinden menkul kesimlerin dilinde pelesenk olmuş durumda. Bu yaklaşım biçimi ya da bu aymaz tavır aslında toplumsal tepkisizliğimizin temelini de oluşturuyor. Bu yaklaşım biçimi de aslında Siyonist bir propagandanın sonucudur, o propagandanın etkisiyle oluşmuş bir söylemdir.
Haydi diyelim ki; her şeyi Amerika'dan, Siyonist güçlerden bilmek yanlıştır. Peki, Irak'ı işgal eden Amerika değil mi?
Afganistan'ı sömürgeleştiren, Somali, Cezayir, Suriye ve İran'ı karıştıran, tüm dünyada kan döken Siyonistlerle beraber Amerika değil mi?
Bizim Doğu bölgemizi terörle tarumar eden Amerika ve İsrail değil mi?
Filistin'i Siyonistlere peşkeş çeken, her türlü katliamına, haksızlığa destek veren Amerika değil mi?
Dünya savaşları çıkararak, halkları zulüm ve baskıyla fakirleştiren Siyonistlerle beraber Amerika değil mi?
Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını bugünkü Kürt sorununa temel teşkil edecek şekilde, terörle kasıp kavuracak şekilde belirleyen yine Siyonist güçler ve onların maşası Amerika değil mi? Yoksa uzaydan bazı varlıklar mı gelip dünyamızı karıştırıp duruyorlar. Bunlar saymakla bitmez. Bu konu kendi başına bir araştırma konusudur. Yoksa tüm İslam ülkelerinde, sahipsiz halklar üzerinde sayısız planlar uygulayıp onları sömüren ve semiren, semirdikçe de azgınlaşan zalimler topluluğu Batı dünyası değil de başkaları mı? Asıl mesele, bu Siyonist tehlikeyi fark edip ona karşı gardını almaktır. Asıl tehlike de bu emperyalist ve Siyonist güçlerle işbirliği halinde olan yerli uşakların ihanetini fark etmemektir.
Siyaset bilimcilerin, uluslararası ilişkilerde uzman görevlilerin görüşüne göre, siyasette hiçbir şey tesadüfî değil, her şey planlanarak meydana geliyor. O halde Kürt açılımı olarak gündemi işgal eden çalışma da başından beri terörü destekleyerek bizi birbirimizden ayrıştırmak isteyen bu emperyalist güçlerin küresel planlarından, kirli emellerinden bağımsız olarak ele alınamaz. Kesin bildiğimiz bir şey var ki; Batılılar tarihte hiçbir zaman bizim lehimize olan bir şeyle ilgilenmediler. Bir şeyle uğraşıyorlarsa, mutlaka bir menfaatleri vardır ve Müslümanların aleyhinedir.
İşte, AB müktesebatı gereği olarak açılan TRT Şeş de böyle bir yaklaşımın ürünüdür. Zaten bildiğim, tanıdığım dindar Kürtler bu kanalın yayınlarını hiç beğenmiyorlar. Kürtçe yayın yapılması elbette önemli bir açılımdır ama bu tek başına bir ölçü olabilir mi? Bir kanalın hangi dilde yayın yaptığından çok, neyi nasıl yayınladığı daha önemlidir. Herhangi bir Kürt evinde çocuklarının bu kanalı izlerken duyduğu endişeyi, diğer kanalları izlerken de duymuyor mu? Şu serzenişi dile getiren birçok dindar Kürt biliyorum: "Evimde çocuklarımın bu kanalı izlerken duyduğum endişeyi, STAR, ATV, FOX gibi diğer kanalları izlerken de duyuyorum. Ben Müslüman bir Kürt olarak, bu kanalı Müslüman bir aileye tavsiye edemiyorum. Kürtçe bir kanalın açılmasına sevinemiyorum. İslam'dan uzak, hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan ve açık saçık bayanların ekranları işgal ettiği, çocuklarımıza model olarak sunulduğu bir kanalı istemiyor ve itiraz ediyorum."
TRT Şeş klasik devlet televizyonu anlayışıyla yayın yapıyor, herhangi bir TRT kanalından ne farkı var dilinden başka. Birileri buna açılım diyebilir, ben saçılım diyorum. Ayrıca bırakalım Kürt'ü, Arap'ı, Türk'ü; biz Müslüman milletindeniz, Peygamber ümmetindeniz. Kürtlere bazı haksızlıklar, kısıtlamalar yapılmış olabilir ama aynı şeyler Müslüman Türkler için de geçerli değil mi? Sanki Kürtlerin bazı sorunları var da, Müslüman Türkler bu ülkede çok mu rahat bir şekilde inançlarını yaşıyorlar. Unutmayalım ki, Kürtleri ezenler, Türkleri de kandırıyor. Sorunun asıl nihai çözümü, ümmet anlayışıyla hareket etmektir. Evimizin içini düzelteceksek, kendi kararımızla, kendi irademizle, kendi ihtiyaçlarımıza göre düzeltmeliyiz. Başkaları istiyor diye ne olursa olsun bir takım düzenlemeler yapmak, son derece tehlikelidir. Bu mesele İslami bir meseledir. Dünyaya hangi pencereden baktığımızla ilgilidir. İslam'ın bu konudaki esasları bellidir. Bizler kardeşler topluluğuyuz. Rabbimiz bizi eşit haklara sahip olarak yaratmıştır. Kitabımız bize eşit seviyeden, mümin olma temelinden hitap ediyor. Bundan başka bir davanın peşinden koşmak batıldır. Emperyalistlerle berber hareket edenlerden medet ummak da batıldır, boş gayretlerdir.
Sorun Kürt sorunu değil, emperyalistlerin "Kürt sorunu var" diyerek bir taraftan bizi ayrıştırmaları, bir taraftan karıştırmak için ellerine bir maşa aldıkları halde bizim buna inanmamızdır sorun. Bugün Kürt sorunu diye yaptıklarını yarın bu koz elden gidince başka nedenlerle yapacaklarından hiç şüphe etmiyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




