Adam ince, keskin bir naylon iple boynundan bağlamış köpeği, çekiştirip götürüyor. Ayak diremiyor zavallı. Böyle bir şey aklına gelmiyor.
Beldenin meydanına doğru yürüyor adam, sımsıkı tutuyor köpeğin ipini, çekiştirip duruyor. Köpeğin direnmeyle işi mişi yok.
Adamın cebinde kurşun, aklında tüfek... Kurşun domdom, köpek kuzu... Kuzu köpek mi kurşuna doğru gitmeye ayak gerecek?
Eh, dirense de, kurşundan önce kızılcık sopasının kızılca kıyamet acısını bedeninde hissedecek. Şimdi sopayla yüzgöz olmanın, vücuda yara bere almanın zamanı mı?
Zaten nereye götürüldüğünü de bilmiyor ki...
"Eh, bir bildiği vardır sahibimin, peşi sıra gideyim bari..."
Biraz sonra beynine bir kurşun yiyecekmiş, bilmiyor. Gidiyor sahibinin çekiştirdiği yere...
Burası meydan, meydan sahne, sahnede yeni bir trajedi...
Bir ara şöyle mi düşünüyor dersiniz köpek: "Belki bir eşle tanıştıracak sahibim beni, kim bilir?"
Kuyruğunu sallıyor köpek. İçinden kötülükler geçmiyor, parlak ilkbaharlar düşlüyor:
"Sahibim beni hep sevdi. Leziz yemekler verdi. Yine bir sürprize doğru gidiyorum şimdi belki..."
Gerçekten de, zaman zaman güzellikler ikram etmiş köpeğine sahibi. Aferinler vermiş, sırtını sıvazlayıp tatlı laflar etmiş...
Köpek, sahibine karşı böylesi anların hatırına her daim sırnaşmış, kaynaşmış...
Hayat akıyor, film akıyor, adam köpeği hâlâ çekip götürüyor.
Adamın elinde tüfek yok, sopa var. Kızılcık demiştim, öyle.
Adamın her şeyi var, sadece tüfeği yok. Bu yüzden emanet tüfek arıyor, yoldan geçenlere şu soruyu sorup duruyor: "Tüfeğin var mı?"
Köpek bunun anlamını hayra yoruyor: "Ava gideceğiz demek, av yasakları kalkmış olmalı..."
Yoldan geçen birisi: Tüfeğim yok!
Yoldan geçen ikinci kişi: Tüfeğim var, veremem!
Yoldan geçen üçüncüsü: Tüfek yok, tabanca istersen...
Adam, istiyor tabancayı emanet, köpek vurmaya!
Tabancayla ava çıkılacağına ilk kez tanık oluyor köpek. Tüfek yerine tabanca, yanında birkaç mermi. Şaşırmıyor köpek ve hatta kendi lisanınca şöyle diyor: "Demek ormana medeniyet geldi, vaktiyle bozulan mertliğin yerini daha medenî haller aldı."
Köpeğini kurşunlamaya götüren adamsa, sona yaklaşmanın mutlu hazzı içinde...
Sahi, niye kurşunlayacaktı köpeğini?
A. "Yaşlandı köpek!"
B. "Hazırcılığa konmaya başladı!"
C. "Hasta ve bu yüzden hayli yük oluyor bana!"
D. "Uyuyor daima, gece gündüz pinekliyor, çıkmıyor ava!"
E. "Hepsi yahut hiçbiri!"
Halinden, içinden geçenler bilinmiyor adamın, tahmin edilemiyor.
Ama o adımını meydana atmak üzere...
Meydan:
İbret almaya teşne kılınmış seyirciler marifetiyle, oval bir alan. Siyaset meydanı.
Bakıyoruz, resmen, şairler de orada, ama sadece çağın resmî temsilcileri, sanki pilav festivali şiir ikindisi var...
Oysa bir adam köpeğini kurşunlayacak...
Ayrıca tarihçiler, köşe yazarları, belgeselciler, haber muhabirleri, enkırmenler...
Gelecek zamanların yanıltıcıları ve son dakikacılar, hepsi pür dikkat, emre nazır...
Velhasıl, cumhuriyet meydanında orta oyunu...
Adam ve daima ipe bağlı köpeği ise tam ortada.
Adam kararlı, köpek hâlâ farkında değil gidişatın.
Böyle nereye getirildim yahut şimdi niçin buradayım diye sormuyor kendine hâlâ.
Sorsa ne olacak?
Sorsa, şüpheye uyanacak, kimi kurtuluş yolları arayacak.
Ama hep olduğu üzere, iş işten geçti.
Final:
Sahip, ipini sımsıkı tuttuğu köpeğe tabancayı doğrultuyor.
Kıssa:
Alabilir misiniz kendinizce bir hisse!
(Kepsut, Işıklar Köyü , 27 Temmuz 2010)
Adresimiz: P. K. 205, Ulucami, Bursa - http://edebiyathayatmemat.blogcu.com


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




