Sabır itaat değil, isyandır. Neye karşı sabrettiğinizi bilirseniz ona karşı da bir mücadele bilinci geliştirirsiniz. Küresel hegemonyaya karşı elimizin altındaki en güçlü silah bu mücadele şuuru olacaktır. Bu muhalif tavrın inşası için kitleleri uyandıracak, uyaracak, silkeleyip sarsacak şuurlu sesler yükseltmeliyiz. Bu mücadele tek boyutlu ya da tek cepheli değil bilakis farklı pencerelere açılan zaman zaman karmaşıklaşan, iç içe geçen tarafları vardır.
Kalem erbabı kalemiyle bu şuuru beslerken, siyaset erbabı işin pratik tarafıyla meşgul olmak durumundadır. Her ikisi de bir birini besleyip güçlendirmek durumundadır. Bu pencerelerin bir tarafı sanata estetiğe bakar bir tarafı ekonomiye bir tarafı askeri stratejiye... Ressam resmiyle itirazını yükseltir, sinemacı filmiyle müzisyen besteleriyle, işadamı ekonomik hayata müdahil olurken, öğretmen etimle sendikacı iş hayatını örgütleyerek bu mücadele şuuruna omuz verip katkı koyar.
Bu itirazı seslendirirken ayağımızı sağlam bir zemin üzerine basmak gibi bir mecburiyet altındayız. Sırtını sağlam dağlara yaslamadan altı doldurulmamış içi boş bir itirazın faydadan çok zarar getireceği muhakkaktır. Dünyada dip dalga gibi içten içe biriken bir itiraz var zaten Biz bu itirazın üzerine binme şansımızı henüz kaybetmemişiz. Dünyanın gözünde biz hala Osmanlıyız ve bunun hem riski var hem sorumlulukları. Burası işte ta da burası çok hayati bir yerdir. Bir anlamıyla olmak ya da olmamak meselesi desek yeridir. İlk önce neye neden itirazımız var bunun farkına varmalıyız. En basit ifadesiyle ırkçı emperyalizmin dünya kaynaklarını sömürüp dünyanın büyük çoğunluğunu aç bırakmasına itirazımız var. Silah, ilaç, gıda ve petrol tekellerinin dünya insanına karşı yaptıkları zulümlere karşıyız. Irkçı emperyalizm, girdiği her yerin boyasına müdahale edip rengini değiştirmektedir. Kendi dışındaki herkesi ya yok etmek ya da kendine benzetmek gibi bir yapıya sahiptir bu ırkçı emperyalizm.
Mevcut egemenler dünyaya işgal, kan ve gözyaşından başka bir şey vermiyor. Zulüm üzerine temellendirilmiş bu yapının da ıslah edilmesi mümkün değildir. İki insan teki arasında araya fark koymak gerektiği gibi fıtrata ve tabii hukuka aykırı bir anlayış uzun süre varlığını devam ettiremez. Irkçı emperyalizmin katı tutumuna karşı insanlara bir tarağın dişleri gibi eşit tek ve hür olduklarını hissettirecek ve bunu doya duyumsaya yaşatacak yeni bir dünya anlayışına ihtiyaç var. Bu yenidünyanın fikri kökleri / tohumları bizim elimizin altındadır. Dünya yeniden bir altın çağ yaşamak istiyorsa kuvveti değil hakkı tutup kaldıran bu anlayış etrafında saf tutmak zorundadır.
Buraya kadar altını çizdiğimiz noktalar anlaşılabilir ya da kolay kabul edilebilir şeylerken, meselemiz işin can damarı noktasına dayanıyor. Can damarı noktamız bütün bunların sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesidir. Beydaba'nın "Kelile ve Dimne" kitabında bir hikâye anlatılır. Fareler kedinin zulmünden bunalmıştır. Toplanıp uzun tartışmalar sonunda kedinin kuyruğuna zil takma kararı almışlar. Kedi gelirken duymak amacıyla bu çanın takılması gerekiyordu. Bu fikir herkesin aklına yatmış, fikir iyi fikirdir ama asıl mesele kedinin kuyruğuna çanı kimin takacağıdır.
Fikirlerimiz iyi olsa da bu fikri hayata hâkim kılacak sağlam kadrolara ihtiyacımız var. Sağlam adamlarla sağlam kadrolar kurmadıktan sonra lafımız hep askıda kalacaktır. Dünyanın bu sese bu soluğa şiddetle ihtiyacı varken bizim bu sorumluluktan kaçma lüksümüz yoktur. Kafamıza bu gerçeği kalın harflerle çakalım ki; dünyanın bizden çıkacak küresel bir itiraza şiddetle ihtiyacı var. Unutmayalım ki bizi top yekûn ayağa kaldıracak olan yine kendi kavga ve gayretimizden başkası değildir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




