On dokuzuncu yüzyılda gelişen sömürge imparatorlukları İkinci Dünya Savaşından sonra dağılmaya başladı ve sömürge topraklarında milliyetçilik akımının da etkisiyle bağımsızlıklarını kazanan ulus devletler ortaya çıktı. Dünya sistemine yeni katılan bu siyasi aktörler Soğuk Savaş döneminin meydana getirdiği siyasi şartlarla birlikte oluşan bloklarda yerlerini alarak dünya sahnesine adım attılar. Birer ulus-devlet yapısında olan bu devletlerden birçoğu görünürde bağımsız olsalar da aslında siyasi ve ekonomik açıdan eski sömürgeci güçlerine bağlı idiler. Bu sebeple birçok İslam ülkesi ciddi bir dış politika açılımı ve stratejisi geliştirmekten yoksundu. Bu ülkeler arasında gerçekleşmesi muhtemel bir işbirliği ve ilişkilerin önündeki en büyük engel, sömürgeci güçler tarafından desteklenen mandacı ve işbirlikçi yönetimler olmuştur. Bu şekilde İslam Dünyasıyla arasına duvar örülen Türkiye de İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çift kutuplu dünya düzeninde tercihini Batıdan yana yaparak temel politikalarını Batı ekseninde geliştirdi.
Yeni küresel düzende edilgen bir konuma oturan İslam Dünyası, buna rağmen 1969 yılında İKÖ yapılanmasıyla siyasi bir birlik için ilk adımını atmış oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından İslam Dünyası ilk kez İKÖ ile tek çatı altında bir araya gelerek ortak siyasi tavır geliştirme çabası içine girdi. Örgüt içinde zamanla geliştirilen siyasi, ekonomik ve kültürel yan kuruluşlar İslam Dünyasında eksikliği bir asırdır hissedilen iletişimin arttırılmasına kısmen olanak sağladı.
Ayrıca bu dönemde dünya genelinde de NATO ve Varşova Paktı etrafında oluşan Batı ve Doğu Blokları ve bu blokların ekseninde bölgesel işbirliği hareketleri ortaya çıkmaya başladı. Soğuk Savaşın sona ermesiyle bu örgütlerin birçoğu, yerini günümüzde başka özellikler taşıyan ve değişik amaçlarla kurulan siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda işbirliğini öngören uluslararası örgütlere bıraktı. Modern siyasi aktörlerin küresel bir açılım sağlamak amacıyla kurdukları bu örgütlerin bazıları Soğuk Savaş döneminden kalma kuruluşlar olmakla birlikte getirilen yeni açılımlarla yeni dönemin yapısına uydurulmaya çalışıldı. Bunun yanında yeni işbirliği çalışmaları da yapılmış ve neticesinde bölgesel ve küresel bir takım örgütler ortaya çıkmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğu bu örgütler vasıtasıyla karşı karşıya kaldıkları siyasi ve ekonomik haksızlıkları ve uygulamadaki eşitsizlikleri dile getirmektedirler. Bu örgütlenmelerle, kendi aralarındaki uyum ve işbirliğinin artması ve ortak bir bilincin doğması amaçlanmaktadır. İşte D-8 hareketi de bu temel amaçlardan doğmuştur.
Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin dış politikası Batı'ya dönük bir seyir izlemiş, geliştirilen siyaset ve stratejiler hep bu eksene göre belirlenmiştir. Dolayısıyla Türk dış politikası Batı-dışı açılımlara gereken önemi gösterememiş ve etkin bir strateji geliştirememiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise Türk dış politikasında bazı alternatif politikalar üretilmiş, ECO ve KEİ gibi Batı-dışı bölgesel örgütlenmelere öncülük edilerek yeni açılımlara gidilmiştir. Tüm bu teşebbüslerin yanında küresel manada bir strateji üretilememiş, Doğu Asya, Afrika ve Ortadoğu coğrafyası ihmal edilmiştir. Yeni dönemin ortaya çıkardığı duruma uyum sağlamakta zorlanan Türkiye, aktif bir politika izlemekten uzak kalmış ve yeni konjonktürün fırsat ve avantajlarını değerlendirememiştir. İşte bu noktada D-8 girişimiyle Türkiye bu zaafların aşılması yönünde önemli bir adım atmış, Endonezya ve Malezya ile Doğu Asya'ya, Mısır ve Nijerya ile de Afrika'ya yönelik açılımlar sağlamıştır. Ayrıca Türkiye bu teşebbüsle nüfus, ekonomi, hammadde, kaynaklar ve işgücü açısından İslam Dünyasının önemli bir bölümünü bir araya getirmiştir.
Sömürülen dünyanın küresel güç adayı
Dünya ekonomisinin, ticaretinin ve finansmanın çok büyük bir kısmını G-8 adıyla gruplaşmış gelişmiş ülkeler kontrol etmektedir. Sahip oldukları devasa ekonomik ve siyasi güçleriyle dünyaya yön veren bu devletler, insanlığa sömürü temelli bir kapitalist sistem dayatmakta, dünya nüfusunun % 8'i oluşturmalarına karşın küresel gelirin dörtte üçünü almaktadırlar. Dahası sahip oldukları gücü hak temeli görüp, hammadde kaynağı ve ucuz emek deposu olarak gördükleri ülkeleri, siyasi ve fiili işgal politikaları uygulayarak sömürmektedirler. Bu amaçla başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerindeki çatışma ve istikrarsızlıkları körüklemektedirler. Bunların yanında kendi aralarında ise karşılıklı ekonomik bağımlılıktan dolayı, fiili çatışmaya yol açabilecek herhangi bir sorun bulunmamaktadır.
Buna karşın "Gelişmekte Olan ve Az Gelişmiş Ülkeler" olarak adlandırılan devletler ise sahip oldukları stratejik doğal kaynaklar, insan gücü gibi zenginlikleri ile dünya sisteminde önemli bir güç olması gerekirken parçalanmışlığın ve çatışmanın odağında bulunmaktadırlar. Kaynakları emperyal güçler tarafından sömürülen bu ülkeler, artık bu duruma bir son verip ekonomik ve sosyal kalkınma bakımından gelişmişlik seviyesini yakalamaları gerekmektedir. Sahip oldukları kaynakları kullanarak üretim ve ticarette kendi standartlarını belirleyip birbirleriyle olan siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerini aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi üst seviyeye çıkarmak, kendi aralarındaki siyasi, askeri ve ideolojik çatışmalara son verip karşılıklı barış ve adalete dayanan samimi işbirliği teşkilatları kurmak zorundadırlar. Bunun için de bölgesel oluşumlara hız verip işlerlik kazandırmalı ve tabiî ki en önemlisi küresel aktör konumunda etkin örgütler kurmalıdırlar. İşte D-8 oluşumu bu noktada çok büyük bir boşluğu dolduracak küresel bir aktördür. Örgütün yapılanmasındaki amaçlara bakıldığında bu strateji üzerine kurulduğu görülecektir. D-8 üyelerinin dünya üzerindeki konumları ve potansiyelleri incelendiğinde örgütün bölgesel olmaktan çok küresel bir oluşum olduğu ortaya çıkmaktadır.
D-8, üyeleri İslam Dünyasının önde gelen ülkeleri olmakla birlikte, dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkelere kapalı bir Müslüman kulübü olmaktan çok tüm ezilenleri temsil etme iddiasında bir oluşumdur. İlk olarak 8 ülke ile yola çıkılmış olması, D-8'in süratli karar alabilmesi, dinamik olması ve sonuç alınabilecek etkin bir mekanizmanın bir an önce oluşturulması gibi temel fikirlerden kaynaklanmıştır. İleride yeni üyeliklere açık bir oluşum özelliğini her zaman korumaktadır. Bu sebeple, D-8'in saptanmış hedef, amaç ve ilkelerine inanan, D-8 ülkeleriyle ortak bağlara sahip olan gelişme yolundaki ülkeler, ileride bu teşkilata üye olabileceklerdir. Müstakbel üyelikler için nüfus önemli bir kıstas olarak kabul edilirken, hızlı büyüyen ekonomi, ekonomik kaynaklar ve jeopolitik ağırlık gibi kriterler de en az nüfus kadar önem arz etmektedir. Bütün bu şartlar ve özellikle kurucu ülkelerin coğrafi dağılımı dikkate alındığında D-8'in küresel bir kuruluş olduğu açıkça görülmektedir.
D-8'in küresel özellik taşıyan bir oluşum olması, kendisini ECO, İSEDAK, ASEAN, KEİ, OECD ve benzeri bölgesel kuruluşlara rakip olarak tanımlamayışında da ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan D-8 kendisini, üye olunan tüm bölgesel kuruluşların üzerinde bir konumda görmekte, bu teşkilatların daha etkin hale getirilmesi için belirli rollerin üstlenilmesini kabul etmektedir. Bu durum grubun resmi kuruluş belgesi niteliği taşıyan İstanbul Deklarasyonunda da maddeler halinde yer bulmaktadır: "Soğuk Savaş sonrası dünya ekonomik yapısının hızla globalleşmesini de içine alan uluslararası durum gelişmekte olan ülkeler için yeni fırsatlar ve mücadele şekilleri ortaya çıkarmıştır. İnsanoğlunun barış, diyalog, işbirliği, adalet, eşitlik ve demokrasiye aşırı ve derin iştiyakları olduğunun bilincindeyiz. Bu amaçları başarmak yerine dünyanın değişik yerlerinde yeni gerilim, istikrarsızlık, anlaşmazlık ve çelişki sebepleri ortaya çıktığını ve çifte standart, ayrımcılık ve zulüm politikalarının devam ettiğini ve bazen de şiddetini arttırdığı derin bir hayal kırıklığı ve endişe ile gözlemledik. Gelişmekte olan ülkeler arasında yakın ve etkili bir işbirliğinin dünya barışı için önemli olduğunu tespit ettik..." (1)
Devam edecek
DİPNOT
1) İstanbul Deklarasyonunun tamamı için: Bülent Alan, D-8 Yeni Bir Dünya, Yörünge Yayınları, İstanbul, s.211 ve www.developing8.org
Uluslararası bazı örgütler
İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ
21 Ağustos 1969 yılında fanatik bir Yahudi tarafından Müslümanların üçüncü mukaddes mekânı olan Mescid-i Aksa'ya yönelik yapılan saldırı İslam Dünyasında büyük infiale yol açtı. Bu olay sonrasında Fas'ın Rabat kentinde Irak ve Suriye'nin dışında 25 İslam ülkesinin temsilcileri ile gözlemci olarak Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hindistan Müslümanlarının temsilcileri bir araya geldi. Zirvede Türkiye Dışişleri Bakanlığı düzeyinde temsil edildi. Zirvenin ardından yayınlanan Rabat Deklarasyonunda İslam ülkeleri işbirliği ve yardımlaşma içine girmeye davet edilirken daimi bir sekretaryanın oluşturulması karara bağlandı. Böylelikle İslam Dünyası İKÖ yapılanmasıyla siyasi bir birlik için ilk adımını atmış oldu.
Örgüt içinde zamanla geliştirilen siyasi, ekonomik ve kültürel yan kuruluşlara rağmen etkin bir yapı olmaktan uzak bir görünüm arz eden İKÖ, İslam Dünyasının meselelerine ve bunalımlarına çözüm üretmede, ortak politikalar geliştirmede yetersiz kalmaktadır. Kendi içinde tam bir birlik oluşturamayan ve hantal bir bürokratik yapıya sahip olan örgüt, meselelerin çıkış ve gelişme süreçlerinde zamanında harekete geçemeyip olayları geriden takip etmekte, dolayısıyla İslam dünyasının ihtiyaç duyduğu siyasi, ekonomik ve kültürel etkinliğin ortaya çıkışında gerekli başarıyı sağlayamamaktadır. Bugün 57'ye ulaşan üye sayısı ile tüm İslam ülkelerini bünyesinde barındıran İKÖ BM'den sonra dünyanın en büyük uluslararası kuruluşu olma özelliğini taşımaktadır.
D-8 ülkeleri
AFRİKA AÇILIMI; MISIR VE NİJERYA
Mısır genel olarak bir Afrika ülkesinden ziyade Ortadoğu ülkesi olarak görülür. Güçlü bir tarihî ve kültürel birikime sahip olan Mısır Arap dünyası içinde de özel bir konuma sahiptir. Suudi Arabistan'dan sonra Ortadoğu'nun en büyük ekonomisi olan Mısır, 76 milyonluk nüfusu ile Afrika'nın Nijerya'dan sonra en kalabalık ikinci ülkesidir. Bu özelliği ile gelişen büyük bir iç pazara sahip olan Mısır'ın Arap Birliği içindeki öncü konumu, Filistin meselesinde üstlendiği görev, sahip olduğu stratejik ve coğrafi konum onu dünya siyasetinde önemli bir aktör yapıyor. Bu yönüyle D-8 içinde de önemli bir konuma sahip olan Mısır, örgütün üçüncü dönem başkanlığını yürütmüş, 2001 Kahire Zirvesine ev sahipliği yapmıştır. Aynı zamanda bazı çalışma gruplarının da koordinasyonunu yürütmüştür. Buna rağmen Mısır dış politikasını büyük ölçüde ABD ekseninde belirlediği için D-8'e gereken ağırlığı vermemektedir.
Afrika'nın en büyük nüfusa sahip ülkesi Nijerya'da; Müslümanlar, Hıristiyanlar ve yerel dinlere inanan insanlar yüzlerce yıldır bir arada yaşamaktadır. Afrika'nın en büyük petrol üretiminin gerçekleştirildiği ülke olmasına rağmen ekonomik kalkınma halka bir türlü yansıtılamamaktadır. Etnik ve dini çatışmalardan dolayı her yıl binlerce insanın öldüğü Nijerya'da fakirlik, yolsuzluk, siyasi istikrarsızlık Nijerya'nın en önemli sorunlarıdır. Yaşanan olumsuzluklar Nijerya'nın D-8 içinde aktif bir rol üstlenmesini engellemektedir. Tüm bunlara rağmen Nijerya'nın sahip olduğu dinamikleri harekete geçirip siyasi istikrarı sağlamasının ardından ekonomik kalkınmada önemli başarılar elde etmesi, Afrika'da geleceğe yönelik bir model ülke olması kaçınılmazdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



