Zalim düzene "kurban" olmamak için yapılması gerekenler belli ama bu yapılması gerekenleri yapanlar yok! Lafı uzatmadan, asıl yazmak istediklerimi baştan yazayım. Millî Gazete, Kurban Bayramı'nda bayram tatili/izni yapan tek gazete. Bayram tatiline girmeden önce, bayramın birinci günü yayımlanan Millî Gazete'nin manşeti şöyleydi:
Zulümden kurtulmak için İSLÂM BİRLİĞİ
Yoksulluktan kurtulmak için ADİL DÜZEN
Millî Gazete aynı haberi internette şu başlıkla duyuruyor: Saadet Lideri Erbakan, Kurban Bayramı mesajında önemli konulara değindi; İslâm Birliği ve Adil Düzen kurulmalı
Dikkat: Türkiye'de bunu apaçık söyleyen tek lider var; Erbakan. Bayram mesajı uzun. Buraya sadece -beni yakından ilgilendiren ve bence,- zalim düzene "kurban" olmamak için hepimizin hem 'düşünce' hem de 'uygulama' olarak üzerinde durmamız gereken bölümü alıyorum: "Millî Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, "Kurban Bayramı" nedeniyle yayınladığı mesajda, ülkemizin ve İslâm âleminin bayramını kutlayarak, Müslümanların zulümden kurtulması için İSLÂM Birliği'nin kurulması, fakir-fukaranın yoksulluktan kurtulması için de ADİL DÜZEN'e geçilmesinin önemine dikkat çekti ve şöyle dedi: "Ayrıca kurban etimizi, fakir-fukaraya veriyoruz. Fakir-fukarayı da düşünmek bir müslüman olarak vazifemizdir. O insanların fakir-fukaralıktan kurtulmasını sağlamaktır, vazifemiz. Bunu temin etmek için de, ADİL DÜZEN gerekir. O itibarla, bu bayram münasebetiyle, bir yandan tek bir ümmet olduğumuzu dikkate alarak, İSLÂM BİRLİĞİ'ni bir an evvel kurmamız gerektiğini idrak etmemiz lazım. Fakir-fukaranın yoksulluktan kurtulması için faizci-kapitalist nizamdan ADİL DÜZEN'e geçmemiz lazım geldiğini idrak etmemiz lazım."
***
Annem ve kardeşim bu sene Arafat'ta, Mina'da, Müzdelife'de, Mekke'de yani Hac görevinde... Her gün her an onları düşünüyorum... Annemin hayatta olan sekiz evladı var ama onun İsmail'i benim; aramızda öylesine güçlü bir bağ var; diğer yedi evladının hepsi kız... Erkek kardeşlerim (Mehmet, Ali, Nihat) biz henüz Kosova'da yaşıyorken küçük yaşta vefat ettiler... Annemin ve ailemin İsmail'i olarak bugünlerde yaşadığım 'özel' duygular var... Hikmeti İlâhi, bundan önceki iki "kurban" yazımda Hz. İbrahim ve Hz. İsmail üzerinde çokça durma gereği duydum ve öyle yaptım... Yaptıkça da, 'Bizim İbrahim'imiz, bizim İsmail'imiz kimdir?' diye çokça düşündüm... Aynen Ali Şeriati gibi: "Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek. İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."
***
Bir kanalda Ali M. Daryal'ı dinlerken, onun 'kurban kesmeyen kavimler insan keserler' sözünü ve kitabını (Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri) hatırladım... Irak, Afganistan, Filistin, Bosna'da milyonları katledenleri hatırladım...
İnsanlık kurbanla Allah'a yaklaşmazsa, Allah için kurban kesmezse, o zaman birbirini boğazlamaktan ve zalim düzene "kurban" olmaktan kurtulamaz... Vesselâm...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



