"Kur'an" kelimesini duyduğunuzda evinizde okuduğunuz sayfalar ve ciltten meydana gelen Mushaf ise Mushaf yanar.
Eskiden kitap satıcıları da alıcıları da bu Mushaflara Kur'an demezlerdi, Mushaf derlerdi.
Üç boy Mushaf basılırdı ve "Büyük boy Mushaf, orta boy Mushaf, küçük boy Mushaf" derlerdi.
Bu incelik kayboldu ve günümüzde alıcı "Küçük Kur'an var mı? veya "Büyük Kur'an var mı?" diye soruyor, öbürü de var veya yok diye cevap veriyor.
İthal veya yerli kâğıda basılan ve Mushaf denilen şey yanar. Ama Kur'an, yanmaz.
Çünkü Kur'an, "Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selemle indirilen Nazm/Söz ve manadır" diye tarif edilmiş.
Söz ve mana ise yanmaz.
Elinize kibriti yaksanız ve ağzınızla "Kur'an yanmaz, Mushaf yanar" deseniz o kibrit o kelimeleri yakamaz.
Köyde adamın birinin boynunda asılı bir muska varmış.
"O nedir" diye sormuşlar.
"Enam" demiş. Babamdan kaldı. Dedem Çanakkale'de bunu taktığı için İngiliz kurşunu işlememiş" demiş.
Karşısındaki tabancayı çıkarmış ve adama doğrultmuş "deneyelim" demiş.
Boynunda "Enam" asılı adam denemeye izin vermemiş ama "Şu gezinen horoza takalım öyle deneyelim" demiş.
"Enam"ı horozun boynuna takmışlar ve kurşunu sıkmışlar. Horoz derhal yere yıkılmış.
Guantanamo'da olduğu gibi bazı imansızlar Müslümanlara hakaret olsun diye Mushaf'ın yapraklarını yırtıp üzerinde tepinirlermiş. Mushaf'ın üzerinde tepinirler ama Kur'an'ın üzerinde tepinemezler.
O, bizim gönlümüzde dünya hazinelerinin tamamından daha değerli olarak sakladığımız, dilimizde okuduğumuz en değerli söz ve manadır.
Mushaf da Allah kelamının öğretilmesinde araç olduğundan bizim için değerlidir.
Bayrağa "O bir bez parçasıdır" demediğimiz gibi Mushaf'a da "O, kağıtların dizilmiş halidir" demeyiz.
Kur'an-ı Kerim, Cebrail aleyhisselamın sözü de değildir,
Muhammed aleyhisselamın sözü de değildir. Ama Kur'an'da Tekvir suresinde ayet 19'da "Şüphesiz O, değerli bir elçinin sözüdür." diyor" derseniz, Kur'an da size "Şüphesiz O değerli bir elçinin sözüdür." Sözü iki yerde geçer. Tekvir süresinin 19'uncu ayetinde kastedilen Cebrail'dir, Hakka süresinde kırkıncı ayette kastedilen ise Muhammed aleyhisselamdır" der.
Müddessir süresinin 25'inci ayetinde haber verildiğine göre müşrikler, Kur'an için "Bu, insan sözünden başka bir şey değildir." dediklerini haber verir.
Muhammed aleyhisselam da bir beşer olduğuna göre bu sözün de doğru olmadığını Kur'an haber verdiğine göre Kur'an, Muhammed aleyhisselamın sözü değil Allah'ın sözüdür.
Allahın sözü için Kur'an-ı Kerim'de "Kavl" ve "Kelam" kelimeleri kullanılmıştır.
Cebrail de yaratılan biri olduğuna göre Cebrail aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselamın ortak tarafı "Rasül/Elçi" olmalarıdır.
Levhi Mahfuz'daki söz ve mana Allah'a aittir.
Kur'an-ı Kerim'i, Allah Celle Celalüh'ten alıp Muhammed aleyhisselama getirmesi nedeniyle söz, Cebrail aleyhisselama nisbet edilmiş, Cebrail'den alıp bütün insanlara tebliğ etmesiyle bu söz Muhammed aleyhisselama nisbet edilmiş ve yanlış anlaşılmasın diye "Rasülin kerim" denmiş de "Melekin Kerim/ Değerli Melek" veya "Muhammedin Kerim/ Değerli Muhammed" denmemiş.
Kur'an-ı Kerim, yazılı olarak indirilmediğinden söz ve mana mucize ama Hat/Yazı, mucize değilidir.
Yazanlar insandırlar.
Zeyd (ra)'in hattı, Şeyh Hamdullah'ın hattı, Aliyyül Kari'nin hattı, Hasan Rıza hattı, Hamid Aytaç hattı, Mehmet Özçay hattı, Hüseyin Kutlu hattı diye yazarların adıyla anılırlar.
İstanbul'da basılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın izin verdiği Mushaflarda Fatiha süresindeki "Malik" kelimesi dört harfle yazılırken Suud baskısında üç harfle yazılır ama okunuşu aynıdır.
Onun için Kur'an harflerini sayarak gelecekten haber verenler hem Kur'an'a hakaret etmiş olurlar, hem halkı kandırmış olurlar.
Harf sayarlarken Suud hattını mı sayacaklar yoksa İstanbul hattını mı sayacaklar?
Kur'an-ı Kerim, Besmelenin Ba harfinden, Nas süresinin sin harfine kadar değişmez ama bu Mushaf'taki ayetleri sayana göre sayı değişebilir.
Hazreti Ali radıyellahü anhü, "Tecvid"i tarif ederken "Harflerin çıkış yerlerini ve ayetlerin durak yerlerini bilmektir" diye tarif etmiş.
Durak yerlerini bilmek, çok sağlam bir Arap dili ve edebiyatını öğrendikten sonra Kur'an ilimlerini bilmeye bağlıdır.
Kur'an, yazılı olarak inmediğinden, ayet numaraları da son yüz yıl içinde Mushaflar numaralandırıldığından, numaralama işlemi insan eliyle olduğundan, numaralama mucize olmadığından, ayet sayılarıyla gelecekten haber vermeler de doğru değildir.
Bizim işimiz, Allah Celle Celalüh tarafından, Cebrail aleyhisselam aracılığıyla Muhammed aleyhisselama indirilen, sahifelere yazılan, gönüllere iman olarak nakşedilen, dilimizle okunan nazm ve manası Allah'a ait olan Kur'an-ı Kerim'i okumak, anlamak, anladığıyla amel etmektir vesselam.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



