Hz. Ebû Bekir (ra) Yahudiyi niçin tokatladı?
Peygamber Efendimiz (asm), Hz. Ebû Bekir’i (ra) Beni Kaynuka Yahudilerini İslâm’a dâvet etmek üzere vazifelendirmişti.
Hz. Ebû Bekir vazifeyi alır almaz Yahudilerin olduğu yere gitti. Onları İslâm’a dâvet etti. Daveti esnasında İslâm’ın hükümlerini de söylüyor ve bu hükümlerin güzelliklerini de kavl-i leyyinle izah ediyordu. İslâmiyet’i kabullendikten sonra namaz kılmalarını, zekat vermelerini, muhtaç olanlara yardımda bulunmalarını, borçlu kimselere karz-ı hasen olarak borç vermelerini söyleyen Hz. Ebû Bekir, o arada Yahudilere Bakara Sûresi’nin 245. âyetini okumuştu. Bu âyet-i kerimede “Men zellezi yugridullâhe gardan hasenen...” ifadesi geçmektedir. Burada meâlen, “Kimdir şu kimse ki, Allah’a güzel bir borç versin de (Allah) onu kendisine kat kat fazlasıyla artırsın...” buyrulmaktadır.
Bu “Allah’a borç vermek...” ibaresi bir teşbihtir. Bir Hadis-i Kudside de geçmektedir: “Ey Kulum Ben hastalandığımda ziyaretime gelmedin...” buyrulmaktadır. Burada murad-ı İlâhî hasta bir Mü’mini ziyaret etmeyi teşvik etmektir. Yine o Kudsî Hadiste aç kimsenin doyrulması, susuz kimseye su verilmesi teşvik edilmektedir.
İslâmiyet sâde güzelliktir. İslâmiyet, bütün fitnenin, fesadın, ihtilâllerin, cemiyet hayatını kanser eden illetin kaynağı olan faizi yasaklamış, onun yerine borç vermeyi, yardıma muhtaç kimselere yardımda bulunmayı, zekatı, sadakayı getirmiş ve bunu teşvik etmiştir. Burada “Allah’a güzel bir borç vermekten” murad, borçlu kimselere ihtiyacını karşılayacak borç vermektir.
Bu güzel sözleri işiten Yahudilerden Fahhas b. Azura küstah bir şekilde ve dalga geçerek; “Allah fakirdir, bizler zenginiz. Zira bizden karz istiyor” demişti. Der demez de Hz. Ebû Bekir (ra) ağzının üstüne bir tokat yapıştırmıştı.
Hz. Ebû Bekir (ra) bu küstah münafığa şöyle dedi: “Eğer aramızda bir anlaşma olmasaydı, seni öldürürdüm.”
Bu tokat ve tehdit üzerine Yahudi bir gurup arkadaşıyla birlikte doğruca Peygamber Efendimiz’in (asm) yanına gelerek Hz. Ebû Bekir’i şikayet etti ve “Aramızdaki anlaşma ihlal edildi. Hz. Ebu Bekir’i cezalandırın!” dedi. Hz. Ebu Bekir de (ra) tokadı niçin attığını ve o sözü niçin söylediğini açıkladı. Ancak Yahudi bunu inkar ediyor ve “Bana sebepsiz yere vurdu” diyordu ve diğer Yahudileri de şâhit gösteriyordu. Hz. Ebû Bekir’in lehine şâhitlik edecek hiç kimse yoktu. İşte Âl-i İmran Sûresi’nin 181. âyeti bu hâdise üzerine ve Hz. Ebû Bekir’i (ra) tasdik için nâzil olmuştur. Allah-u Teâlâ meâlen şöyle buyurmaktadır:
“And olsun ki, ‘Şüphesiz Allah fakirdir, biz ise zengin kimseleriz!’ diyenlerin sözünü Allah işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve (biz de o gün onlara): ‘Yakıcı azâbı tadın bakalım!’ diyeceğiz.”
Yahudiler bir rivayete göre 70 bin, bir rivayete göre 35 bin Peygamber öldürmüşlerdi. Kur’an-ı Kerim nâzil olduğu esnadaki Yahudilerden de “haksız yere peygamberi öldürmeleri...” diye bahsedilmesinin hikmeti şudur: O devirde yaşayan Yahudiler de peygamber katili olan atalarının yaptıklarını tasvip ve onların fiilini tasdik etmekte idiler. Günümüzdeki Yahudiler de aynı inanç üzeredirler...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



