Müslümanlar Kur'an ayı Ramazan'da Kur'an ile irtibatlarını artırıyorlar ama bu irtibat yüzyıllardan beri "okuma ve yazma" ile sınırlı; bir türlü her çağda ve çağımızda gerekli olan "Kur'an'ı anlama, yorumlama ve uygulama" merhalesine geçilemiyor. Dua ve dileğimiz; Müslümanların Kur'an ile ilgili irtibatlarını devamlılıkla birlikte sürdürmeleri ve sözünü ettiğimiz merhaleye geçmeleridir. Her gün ve her haftaki çalışmalarımıza ilaveten, Kur'an ayında Kur'an çalışmaları ile daha fazla meşgul olduk. Bu çalışmalarımız çerçevesinde birkaç yıldan beri "Kur'an Mucizeleri" ile ilgili bir kitap hazırlamaktayız. Gidişata bakılırsa, bu kitabımız bütün kitap çalışmalarımızın anası olacak gibi görünüyor. "Mucize Kur'an" dediğimize göre önce "mucize" kavramı üzerinde duralım. Mucize demek; yarışı kazanan, karşı takımı geri bırakan demektir. Kur'an tüm insanları istedikleri konuda yarışa davet etmektedir. Çağın benimsediği ama bir türlü ulaşamadığı demokrasi, lâiklik, liberallik ve sosyallik konularında Kur'an bütün insanları yarışa çağırmaktadır. Dünyayı tehdit eden görkemli kulelerin korkunç yıkılışlarını önleyen bir düzeni, barış düzenini getirmeye çağırmaktadır. Evet, lâiklikte de yarışa, sosyallikte de yarışa çağırmaktadır. Bizim lâikliğimiz Kur'an lâikliğinden daha üstündür diyen varsa gelsin yarışalım diyor; nâzil olduktan 1400 sene sonrasında bugün de diyor ve meydan okuyor...
Batılılara göre demokrasi ekseriyetin dediğini yapmaktır. Oysa ekseriyetin temini mümkün değildir. Mesela, ülkemizde yüzde 10 barajı var! Seçime katılıp oyları geçerli olan partilerin sayısı yüzde 5'tir! Türkiye'de bugün için en güçlü parti AK Parti'dir. İktidar partisinin aldığı oy yüzde 50'dir, temsil 4'te 1'e iner. Grupta yüzde 50 ile karar alınır, 8'de 1'e iner. Hükümette de yüzde 50 ile karar alınırsa 16'da bire iner; bakanları da halk seçse böyledir. Bir de adaylardan bazıları merkezden gösterilmektedir. Milletvekilliklerinde yüzde 32, bakanlıklarda da yüzde 50 etki ettiğini kabul edelim, 64'te 1'e iner. Hükümet de halkın dediğini değil de derin güçlerin dediğini yaptığı için bu 128'de 1'e iner. Demek ki neymiş; sonuç olarak bu sözde demokraside halkın ancak yüzde 1'inden azı iktidar olmaktadır!
"Mucize Kur'an" ise "ekseriyet demokrasisi"nin yerine "hicret demokrasisi"ni getirmiştir. Kur'an "çoklu sosyal gruplar ve yerinden yönetimli bucaklar sistemi" ile gerçek demokrasiyi sağlamıştır. Herkes kendi içtihadı ile hareket etmekte, hakemlerden oluşan tarafsız, bağımsız, etkin ve saygın mahkemelere hesap vermektedir. Başbakan hata yapsa, bugün Meclis'in ekseriyetini elinde tutuyorsa bir şey yapamazsınız. Oysa Kur'an'a göre yüzde 5'ten fazla reyi olan parti başkanı hakemlere gider ve onu başbakanlıktan düşürebilir. Varsa, bundan daha dengeli bir demokrasiyi getirin de biz de o kitaba uyalım.
Batılılara göre lâiklik dini kamu hayatından dışlamaktır. Kamu hayatının tanımı daraltılır ve mahkeme salonuna kadar indirilebilir. Çünkü son denetim oradadır. Kamu alanı genişletilip ailenin içine sokulabilir. Batılılar lâikliği tanımlamayıp sadece uygulamalarda mahkeme kararlarına indirgemektedirler. Oysa kuvvetler ayrılığı prensibine göre mahkemeler; a) Geçmişte cereyan eden bir olay hakkında geçerli olup gelecekte olacaklar hakkında karar veremez. b) Sadece bir olay hakkında karar verip benzer olaylara teşmil edilemez. c) Sadece davalı ve davacı hakkında karar verip başkaları hakkında karar veremez. d) Sadece iddia konuları üzerinde karar alamaz. Tarafların talep etmediği konularda karar veremez. Onların ne "lâiklik" ne de "kamu alanı" hakkında bir tarifleri, bir tanımlamaları yoktur.
"Mucize Kur'an'ın lâikliği bir şeyin dinî olmasından dolayı suç sayılamayacağı, suç ise suç olmaktan çıkmayacağı şeklindedir. Bunun anlamı din de tarafsız, bağımsız, saygın ve etkin yargının denetimindedir, hakemlerin denetimindedir. Hakem kararları ise sözleşmelere dayanır. Müsbet ilme aykırı sözleşmeler geçersizdir. Kamu alanı ise ocakta bütün ocak halkının, bucakta bütün bucak halkının, ilde bütün il halkının, ülkede bütün ülke halkının, insanlıkta ise Mekke gibi bütün insanların bir yerden izin almaksızın girip çıktıkları yerdir. Buna göre Çankaya kamu alanı değildir, Kızılay Meydanı caddesi kamu alanıdır. Kilitlenen yer kamu alanı değildir. Başhakem dışında kimse tarafsız değildir. Herkes adil karar almak zorundadır. Almazsa yargı denetimi ile kararı iptal edilir. Zarar varsa ödetilir. Hakemler de hakemlerin denetimindedir. Bundan daha net ve açık bir lâikliğiniz ve kamu alanı tanımınız varsa, getirin, ortaya çıkın, insanlar sizin tarafınıza geçsin. Ama yenileceğinizi bildiğiniz için çıkamazsınız...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



