Osmanlı Devleti'nden kalanlar büyük bir bakiye oluşturuyor. Dağılma sürecinde hem ülkemizde hem de Osmanlı coğrafyasındaki diğer ülkelerde büyük bir talan yaşandı. Yaşanmaya da devam ediyor. Bunların toparlanması bu ortamda zor görünüyor.
İslâm coğrafyasında süregelen savaşların ilk hedefi kültür tarihine ait birikimlerdir. Yakın zamanda Bosna'da, Sarayevo'da yakılan yazmalar, Irak'ta Amerikan işgalinin ardından talan edilen bin beş yüz yıllık birikimi oluşturan müze, en yenisi de Kahire'de yakılan kütüphane. Bunlar sadece kamuoyuna yansıyanlar.
Asıl talan Cumhuriyet'in kurulmasıyla Türkiye'de yaşandı. Eski harfli alfabenin yasaklanması, Latin alfabesine geçiş ile birlikte büyük bir yağma ve yıkım yaşandı. Bu sadece basılı, yazılı metinler üzerinde değil, kitabelere kadar yansıdı. Eski harfli ne varsa tahrip edildi.
Eski yazılı ne kadar metin varsa bunlar vagonlara dolduruldu Bulgaristan'a gönderildi. Bulgarlar üşenmeden bunları tasnif ettiler müzelerine kaldırdılar. Kim bilir arada işlerine gelmeyenler bir yolla nasıl imha edilmişlerdir.
Kitapla aşırı ilgi duyduğumuz sıralarda kitap piyasasında tanık olduğumuz o kadar vahim olaylar oldu ki, üzülmemek elde değil. Korkudan kitapların evlerin alt katlarında, ahırlarda sandıklar içinde saklandığını, yıllar sonra açıldığında kitapların çökelek gibi dağıldığını... Kimi evlerde çatı aralarında saklandığını, kitapların fareler tarafından kemirildiğini... Kiminin korkudan ateşe atıldıklarını...
Bir milletin Batılılaşma uğruna kendi kültürüne ve tarihine bu kadar düşman olması rastlanabilir ve düşünülebilir bir şey değildir. Bu, ancak Türkiye gibi Batı hayranlığı duyan ve kendinden kaçan milletlerde olabilir. Bu düşünüş ülkemize bir yarar sağlamadı. Boşlukta kaldı. Kendisini nereye, nasıl konumlandıracağını bilemedi.
Yeni arayışlar ve hamleler ise rejim ve Batıcılık adına yadsındı, karşı çıkıldı. Büyük kampanyalar başlatıldı. Bugün bile bu süregelmektedir. Batı'nın en sıradan ülkeleri kendilerine yapay tarihler oluştururken, en küçük verileri bile abartarak öne çıkarıyorlar.
Batı kendi kültür tarihini en küçük ayrıntısına kadar koruyor, onu sonraki kuşaklara aktarıyor. Yazınsal metinlerde de bunları abartarak anlatıyorlar. İtalya'da Rönesans Kültürü'nü okurken onların orta çağda yaşamış oldukları sıradan pespaye yaşayışları insanı dehşete düşürüyor. O dönemlerde sadece üç isim etrafında dünyaları dönüyor. Dante, Bocacio ve Petrarca. Bunların aslında o kadar önemli ve büyük şairler olmadığı bilinen bir gerçek. Aynı yüzyılda İslâm coğrafyası ışıl ışıl. Büyük şairlerin sayısı sayılamayacak kadar çok. Bu; IX. XV. ila XVI. yüzyıllardır. Bağdat'tan İstanbul'a, Şam'dan Halep'e, Kahire'ye, Endülüs'e, Horasan'a kadar geniş bir coğrafyadan söz ediyoruz. Bütün bunlar bizim kültürümüz ile Batı kültürü arasında nasıl büyük bir uçurum olduğun gösteriyor.
Bundan sonra ne oldu da içe kapanıldı, Batı bir hamle ile aşamalar kaydetti?
Kültür tarihimizin bir dökümü yapılmış değil. Bu, büyük araştırmalar gerektiriyor. Batı kendilerine ait hemen her dönemi değerlendirdiler.
Geçen hafta içinde medyaya yansıyan iki önemli haber oldu. Evliya Çelebi'ye ait iki haritanın ortaya çıktığı. Bunlardan birinin Vatikan'daki kütüphanede yer aldığını, diğerinin ise Suudi Arabistan'da olduğu. Bunlar gün yüzüne çıkanlar. Kim bilir daha ne kadar önemli eserler şurada burada dağınık bir şekilde duruyorlardır.
Şu güne kadar mütevazı bir kütüphane oluşturduk. Kırk bin cilt dolayındaki bu kütüphane belki kültür tarihimizin denizinde bir damla gibi görülebilir. Ne yazık ki bu çabamız bile çok önemli. Elimizin altında duran bu değerli nesnelerin ileriye sağlıkla kalması çok daha önemlidir. Onlar özlenirken, bir yandan yaptığımız çalışmalar nedeniyle sağa sola gitmemize gerek kalmıyor. Sağlık elverse çok daha önemli çalışmalar ortaya çıkabilecek. Bugüne kadar azımsanmayacak bir çabayla önemli eserler çalışmalar kültür hayatımıza kazandırmış bulunuyoruz. Bizim gibi çok değil belki yüz ila yüz elli kişi benzer bir çaba içinde olsa büyük bir birikim elde edilecek. Aralarında yapılacak bir görev dağılımıyla kültür tarihimizin hâsılası elde edilecek. Bunu bilim adamları yapacak yetkinlikte değil. Çalışmaları sadece birer malzeme konumunda. Yorumdan uzak, ufuk açıcı değil. Bu tarz ürün veren bilim adamı sayısı da çok az. Kültür tarihimizin sorumluluğu herkesin üzerindedir. Herkes kendini sorumlu tutar bir takım çabalara girerse önemli sonuçlar elde edilecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



