Son günlerde meydana gelen terör olaylarında şehit düşen asker ve polis cenazeleri ile birlikte adeta ülkemizin değişik bölgelerine kin ve nefrette nakledilmeye başlandı. Şimdi cenazelerle birlikte düşmanlık duyguları ve intikam yeminleri de Anadolu'nun içlerine doğru yürüyüp yerleşmeye başladı. Çok açıktır ki ülkemizde bir Kürt-Türk çatışması çıkarmak isteyen karanlık güçler bunun için Samsun'u seçmiş bulunmaktadırlar. Özellikle Samsun'da Ahmet Türk'e yapılan yumruklu saldırı ile başlayan ve Lâdik ilçesinde 2 polis memurunun şehit edilmesi ile devam edip tehlikeli bir boyutta gelişen olaylar sadece bir iki ilde değil tüm ülkemize zarar verecek bir mahiyete kavuşmuş bulunmaktadır.
Elbetteki insanı can evinden vuran, en değerli varlığını elinden alıp hüzünlere ve acılara gark eden, yürekten yaralayan böylesi ölümcül olaylar karşısında bir öfke seli doğacaktır. Bunu gayet doğal olarak karşılamak gerekir. Bırakalım insanlar en azından acılarını, taziyelerini oyunlara alet olmadan doya doya yaşasınlar. Oluşan bu öfke selini, bu isyan alevini doğru yönlendirmezsek tepki gösterdiğimiz terörden daha büyük zararlar meydana getirebilir. Haklı olarak oluşan bu öfke selini, bu isyan alevini kendimize ya da kardeşlerimize karşı değil olayların asıl müsebbibi olanlara yönlendirmek zorundayız. Peki, bu olayların asıl müsebbibi kimdir? Dünya üzerinde gelişmekte olan olaylardan, emperyalizmin kirli, haince ve karanlık oyunlarından bağımsız olmayan bu terör olaylarını doğru anlayabilecek altyapıya sahip olmayan gençlerimize Siyonizm ve onların işbirlikçileri ile oyunları ve projeleri hakkında doğru ve kapsamlı bir eğitim verilmedikçe olup bitenleri anlamalarını bekleyemeyiz.
Elbette ki terör ve şiddetten medet umut toplumsal yapımızı bozan, canımıza ve malımıza kasteden, ülkemize büyük zararlar verdiren terör örgütünü destekleyenlere karşı gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır. Ancak bu önlemleri kim almalıdır? Silahlı teröre kim cevap vermelidir? Bu soruları herkes kendine sorup kendine göre cevaplayarak isyana ve eyleme kalkışırsa, şiddeti şiddetle önlemeye kalkışırsa; asıl o zaman korktuğumuz şey başımıza gelir. Asıl o zaman kargaşa ve terör ortamı doğmuş olur. Asıl o zaman bindiğimiz dalı kesmiş oluruz. Asıl o zaman ülkemizde karışıklık oluşturup bulanık suda balık avlamak isteyenlerin oyununa gelmiş oluruz. Teröre karşı güvenlik ve emniyet güçleri her türlü önlemi alıp sonuna kadar bunlarla mücadele etmelidir. Ancak hiç kimse kendini polis ya da asker yerine koyup durumdan vazife çıkarmamalıdır. Bu görev şahısların değil askerin ve polisin görevidir. Şiddetin şiddetle çözülemeyeceği bilimsel bir gerçektir. Aynı zamanda bunu canımız ve kanımızla ispat etmiş bir ülkeyiz. Nefretin panzehiri nefret değil sevgi ve şefkattir. Terörün panzehiri terör değil kanun ve yasalardır. Düşmanlığın panzehiri düşmanlık değil dostluktur. Saldırının panzehiri saldırı değil dostluk elidir.
Teröre verilecek en büyük cevap; kadim dostluğumuzu kaim kılmaktır. Aramızdaki dayanışmayı, istiklal harbinde aynı saflarda çarpıştığımızı hatırlayıp bunu yeniden gerçekleştirmektir. Teröre verilecek en büyük cevap; gençlerimizi Siyonizm ve ülkemiz üzerindeki oyunları hakkında eğitmektir. Teröre karşı yapılacak en büyük mücadele ülkemiz üzerinde emelleri olan derin ve karanlık güçlerin planlarını bozmak için kardeşliğimizi pekiştirmektir. Teröre verilecek en büyük cevap tüm tahrik ve kışkırtmalara rağmen sükûnetimizi koruyup aklıselim ile hareket etmek ve yeni düşmanlıklar oluşturmamaktır. Parmak kuklayı gösterdiğinde; kuklaya değil kuklacıya bakmak gerekir. Kuklanın arkasında görünmeyen bir aktör vardır. Yoksa kuklanın canı ve kanı yoktur. Kuklanın beyni ve fikri yoktur. Kuklanın eli kolu, ayakları yoktur. Bütün bu meziyetler kuklacıda vardır. Kuklayı oynatan kuklacıdır. İşte sokaklara dökülüp taşkınlık çıkaran, işyeri basıp kırmak, dökmek belki de öldürmek isteyen gençlere bu oyunlar hakkında bilgi vermek, uyarmak teröre verilecek en büyük cevaptır. Sivil güçlerin de yapması gereken şeyler elbette vardır. Sivil güçler kanunlar içerisinde kalarak yeni olaylara neden olmadan tepkilerini dile getirmelidirler. Halkın yapması geren şey; işyeri basmak ya da kırıp dökmek değil, terörü besleyen fikir zemininde mücadele etmektir. Terörü besleyen aktörlerle mücadele etmektir.
Nasıl ki doğu ve güneydoğu illerimizi terörle eşdeğer kılmak yanlışsa aynı şekilde Samsun'daki şiddet olayları da Samsun'u ifade etmemelidir. İşte bakın düşünmeden atılan bir yumruk nelere mal oldu. Ahmet Türk'e yumruk atıldı da ne kazanıldı? Terör olayları Diyarbakır'a nasıl zarar vermişse, ne kadar zarar vermişse bu şiddet olayları ve gösteriler de aynı şekilde Samsun'a zarar vermiş ve imajını zedelemiştir. O halde aramızdaki dayanışmayı, istiklal harbinde aynı saflarda çarpıştığımızı hatırlayıp bunu yeniden gerçekleştirmek zorundayız. Birbirimizin kalbine nefreti ve düşmanlığı değil sevgiyi ve dostluğu göndermek zorundayız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



