Bu köşede yazmaya başlayalı tam bir yıl olmuş. Amerika’nın Irak’a saldırısının en sıcak zamanlarında “Hâlâ Yaşıyorken” adını verdiğim ilk yazı, savaşın acısını yüreğimizde hissettiğimiz günlerin yansımalarıyla dolu. Geçen bir yıl boyunca işkence ve ölüm sahnelerini seyrettik sadece. Her gün ölüler ordusuna katılan onca mazlum insanın sayısıyla irkildik. Çiğnenen onurların haykırışları ise belli belirsiz çınladı kulaklarda. Çok söz söylendi.
Çok yazıldı, çizildi. Olanı biteni anlatmak değil niyetim; sadece ilk yazımı yazdığım günden bu yana her şeyin insanın canını daha da acıtarak devam edişini dile getirmek bir kez daha.
Aslında amacım, okulların kapanışıyla alınacak karneden ve peşinden gelecek tatil günlerinden bahsetmekti. Hele kızımın, ailelerinin tepkilerinden çekindikleri için karne gününü korkuyla bekleyen birkaç arkadaşını anlatması üzerine, konuya biraz daha dikkat çekmek istedim. Hiç kimse çocuklarını başarısız görmek istemez. Hatta hemen herkes, onların bizlerden daha iyi şartlarda, daha mutlu, daha başarılı günler görmesini arzu eder. Bir kısmımız işi abartıp, kendi ideallerini çocuğunun idealleri gibi sunup, ondan kendi hayatını değil de, anne ya da babasının yaşayamadığı hayatı yaşamasını bekler.
Her şeyde olduğu gibi, çocuklarının da sahibi olduğunu zanneder insanoğlu. Oysa onların bir gün kendi yollarına devam edecek, emanet edilmiş “küçük misafirler” olduğunu unutur. Kapasitelerini, Allah’ın kendilerine verdiği fıtrata uygun hal ve hareketlerini beğenmez, olduğundan başka biri olmasını bekleriz. Başarılı olup, hoşlandığı dersleri, ilgilerini önemsiz bulup, fıtratına aykırı konularda dörtdörtlük olmasını isteriz.
‘Okul yıllarında hoşlanmadıkları derslere çalışmasınlar’ demiyorum elbette. Çalışmanın ve başarmanın tadını almalarını sağlamak, sorumluluk duygularını geliştirmek, onlara yapılacak en büyük iyiliklerden biri olacaktır. İnsanın istemese de yapması gereken şeyler olduğu, hayatın hep hoşlanılan konularda yönlendirilemeyeceği gerçeğini kabul etmelerine yardımcı olacaktır aslında isteksizce de olsa yapılan çalışmalar. Çocuklarımız her dönemin getirdiği iniş-çıkışlarla hayata hazırlanır, mükellef yıllarına doğru ilerlerken, onlara gülümseyerek hatırlayacakları, heyecanla anlatacakları, sevilip sayıldıklarını hissettikleri bir çocukluk hediye edebilmek… Ders notlarıyla ölçülmeyen koşulsuz bir sevgiyle sarmak onları… Ve bu dünyadan ayrıldığımızda, herkesten çok onlar tarafından saygı ve sevgiyle anılabilmek… İşte ardımızda bırakacağımız en büyük yadigâr!
Çocuklara muamelede o kutlu Resul’ün şu sözü kadar kapsamlı, yol gösterici ve çocuklarımı yetiştirirken mihenk taşı olan başka bir söz bilmiyorum: “Evlatlarınıza asil insan muamelesi yapınız.” Çocuk eğitimiyle ilgili hiçbir ifade, bu söz kadar çarpmadı beni.
Onun özünden uzaklaştıkça hep sıkıntılı günler yaşadım. O tavsiyeye uymadığım zamanlar hem ben, hem çocuklarım mutsuz oldu. Ölünceye dek hafızamda canlı tutmak istediğim bu hadis-i şerifi, hafızalarınızda daima canlı tutmanız temennisiyle, duasıyla…


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



