Devalüasyon, kur farkı, enflasyon, pariteler... Belki de Avrupa ülkelerinde sıradan bir vatandaşın kesinlikle ilgilenmeyeceği bu ekonomik terimler, Türkiye'de her insanın neredeyse uzman olduğu bir boyut teşkil eder. Çünkü, Türkiye'de ekonomi tüm ağırlığıyla ve haşmetiyle hayatımızın tam merkezine doğru gelmiştir. Bir zamanlar yüzde 100'lere ulaşan enflasyonumuz vardı. Gerçi şimdi kağıt üzerinde allem kalem ettik, yüzde 5'lere kadar düşürdük. Sadece enflasyonu mu kağıt üzerinde düşürdük. Mesela, bir abra kadabra oyunuyla kişi başına düşen milli geliri de 10 bin dolarların üzerine çıkarıverdik. İnsanlarımız bu milli gelir rakamından kendilerine düşen payı alabiliyorlar mıdır orasını bilmeyiz. Ama, Avrupa Birliği kapısındaki ülkemize birileri, "Milli Gelirinizi artırmazsınız, sizinle müzakere bile etmeyiz. Milli Gelirinizi şu rakama çıkarın" şeklinde direktif verdiği için, biz de kağıt üzerinde zengin olmuşuzdur işte. Haydi hep beraber bu zenginliğin keyfini çıkaralım.
Türkiye'de yeni bir kriz olur mu olmaz mı? İki haftadır tartıştığımız konu bu... Öncelikle en yüksek perdeden Başbakan Tayyip Erdoğan, "Bu kez teğet bile geçmez" gibisinden bir cümle kurdu. Hatırlarsanız, Erdoğan, daha önceki kriz beklentisi döneminde, "Kriz teğet geçecek" şeklinde bir konuşma yapmış, daha sonra ekonomiyle ilgili tüm yönetim merkezlerini bu söz üzerinden şekillendirmeye çalışmıştı. Erdoğan, "Kriz teğet geçecek" dediği dönemde, ekonomik kriz özellikle küçük esnafın deyim yerindeyse belini bükmüş, esnaf kısa ve uzun vadeli borçlarını ödeyebilmek, çarklarını döndürebilmek için her şeyini ortaya koymuştu.
Bu dönemde acaba neler olacak? Bize göre, ekonominin psikolojik yönüyle ilgili beyanatlardır bunlar. TÜSİAD Genel Başkanı Ümit Boyner'in açıklamaları, Bankalar Birliği'nin açıklamaları ve "Kriz beklemiyoruz" şeklindeki beyanatları aslında psikolojik bir harekattan başka bir şey değildir.
Her şey güllük gülistanlık değil. Bir litre benzinin 4 lira 30 kuruş olduğu bir ülkede, "Kriz beklemiyoruz" şeklinde beyanat veriyorsanız, o ülkede araç kullanan, otomobili olan herkesle alay ediyorsunuz demektir.
Bu bir psikolojik eşik meselesidir... Yamasol hükümeti döneminde Başbakan Bülent Ecevit ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında "Anayasa Kitapçığı fırlatma" muhabbetinden sonra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik krizi patlak vermişti. O süreçte, esnafın sesini duyuran, ekonomik krizin sembol gösterisi, Bülent Ecevit'in önüne atılan yazar kasaydı.
İşte bu psikolojik eşikten sonra, Yamasol Hükümetinin çöküş süreci başladı, ülkedeki ekonomik kriz bir hükümetin görevinden olmasına yol açtı.
Bugün böylesine bir kritik ve psikolojik eşik olabilir mi?
Ekonomik krizin olmayacağına dair bol keseden beyanatlar verenlerin, aslında bu noktada biraz daha temkinli ve geleceği okuyan bir profil çizmeleri gerekiyor.
Türkiye gibi ülkelerde her şey pamuk ipliğine bağlıdır.... Siyaset, ekonomi, sosyal yapı, hukuk, adalet böylesine girift şekilde iç içe girmiş vaziyetteyken sürekli temkinli olmakta elbette yarar olduğunu düşünüyoruz.
Bu bir domino taşıdır.... Bir yerden patlak verdi mi, önünü alamazsınız!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



