Türkiye'nin çokça sarsıntıya uğradığı 2001 krizinden bugüne herhangi bir mali kriz yaşamaması bizleri aldatmamalı. Bankaların, finansal kuruluşların battığı mali bir kriz yaşanmadı, ancak son yaşanan küresel krizin etkilerinden olarak bir "reel sektör" krizini yaşadık. Korkunç bir işsizlik rakamı ve kapanan işyerleri gerçeğini gördük. Allah beterinden saklasın diyerek, mali bir kriz yaşanmadığında her şeyin yolunda olduğu yanlış inancına odaklanalım.
2001 krizinden sonra Kemal Derviş'in IMF destekli "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" hala yürürlükte ve aynen uygulanıyor. O dönemde mali yapıları sağlamlaştırılan, çürük ve batık aktörlerin elendiği bir mali sektör yapılanması olduğunu hatırlamakta fayda var. Bir bakıma, kamunun paraları mali sektörün tedavi edilmesinde kullanıldı. O günden bu yana, bankalar (özellikle de kriz dönemlerinde) karlarına kar katıyorlarken, kaynaklarıyla o bankaları tedavi eden kamu (yani halkın geneli) reel manada zenginleşmedi.
Birtakım hesaplama yöntemindeki farklılıklar ve farklı ölçütlerle birkaç senede milli gelirin 2'ye, 3'e katlandığı gibi bir argümanı ileri sürmenin gerçekçi bir yönü yok. Bu ülkede 5 milyon asgari ücretli var halihazırda ve bunların ellerine geçen gelirlerinin katlandığını söylemeyi bırakın, her geçen gün daha da trajik bir tabloya dönüşüyor halleri. 2012 sonunda bile 700 TL'yi bulamayacak (698 TL olacak).
Bankalara kamudan kaynak aktarılması ve bankalar zengin edilirken büyük halk çoğunluğunun ne uzayıp ne kısalmasına (hatta devamlı kısalmasına) tepkiler Batı'da bile görülüyor artık. Wall Street'te başlayıp Londra'ya vs yayılan eylemlerin ana fikri biraz da bu. Artık denizin bittiğini gören ve eski müreffeh günlerin yerini işsizliğin, yoksulluğun, borçluluğun almaya başladığı bir "Batı orta direği" gerçeği var ortada. Ürettiklerinden fazlasını yaşamaya çalışanların beklenen akıbetiydi bu ve gerçekleşiyor şimdi.
Burada önemli olan, Batı sokaklarındaki halkın da bir sömürü olduğu gerçeğine uyanması. Dünyanın adaletsizliğinden dem vuran "1 kul için 9, 9 kul için 1 pul" ifadesinin "Biz yüzde 99'uz" şeklinde Wall Street'te yankılanması bile başlı başına bir hadise. Onlar da, en zengin yüzde 1'in geriye kalan yüzde 99'u sömürmesine isyan halindeler. Resmin büyüğünde ise, Batı medeniyeti ülkeleri yüzde 1'i temsil ediyor ve dünyanın kaymağını yiyorlarken, dünyanın geri kalanı ise onların kırıntılarına talim eder vaziyette.
Aslına bakılırsa, bizim de yaşamamız muhtemel bir akıbetin habercisi bu gösteriler, eylemler, protestolar. Kapitalizme karşı çıkış, kapitalizme ve dünya ekonomik sistemine entegre olmaya çalışan (veya entegre olması istenen) bizim gibi ülkelere ibert olmalı. İleride bizi de bekleyen bundan farklı bir şey değil çünkü. Gerçi, "orta direk"in çökmesini biz onlardan çok önce yaşadık. Ancak, büyük şirketlerin ve sermayenin nüfusun büyük çoğunluğuna tahakküm kurduğu gibi bir sonuca ulaşılacağı yerde, herkes kısa yoldan "köşe dönme" telaşına düştü. 5 milyon asgari ücretlinin olduğu ve bu insanların bir çoğunun da aile geçindirdiğini düşünürseniz, ne menem bir adaletsizlik çarkının olduğunu görebilirsiniz.
Küresel ekonomik sistem, insanları çok ince bir noktadan yakalıyor. "Haz almak" üzerinden ilerliyor, "daha fazlasını" istemesini, "daha fazlasını" tüketmesini güdülüyor. Şu anda, biz de o safhadayız. İsyan bayrağı açan Batı toplumları "daha fazlasını" isteye isteye doyumsuz bir noktaya geldiler ve sistemi sorgulamaya başladılar. Şanssızlığımız, göreli olarak artan satın alma imkanları ve bizlere zenginleştiğimiz hissi veren finansal araçlar, misal kredi kartları, krediler vs. Daha fazla tüketmekle, daha fazla istemekle insanı can alıcı yerinden vuran bir dil kapitalizmin makyajı. O makyaj kalkınca ise, altından meymenetsiz bir yüz çıkacak.
Türkiye, tüketmeye dayalı bir büyüme gibi tuhaf bir modeli uyguluyor. Yurtiçinden veya dışından uyarılar geliyor tasarrufların az olduğuna dair. OECD ülkeleri arasında yerimiz çok kötü tasarruf etme anlamında. Şu ana kadar bizi idare eden mali bir krizin içine girmememizdi. Bankalar batmayınca, dolar roketleyip borsa çökmeyince kimse gerisini dert etmiyor. Reel sektörün, hanehalkının yaşadığı sıkıntılar önemsenmiyor. Onların gözünü açacak ibret vesikaları da var ortada, ancak ders almak için ille de yaşamak gerekecek herhalde.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



