Kent dindarı kimdir? Köylü, kasabalı ve şehirli diye din algılayışını tasnif edersek bunun sosyolojik karşılığı bellidir: Kent dindarı. Mehmet Altan aynı adla çıkan kitabı çerçevesinde Zaman gazetesine verdiği mülakatta her gün bir yenisi ortaya çıkan darbe planlarının bu kentsel dini yaşam algısına karşı yapıldığını iddia ediyor. Kent dindarlığı tanımını acaba dinden mi yoksa kent jargonundan mı alıyor?
Dinin modern hayata muhalif olduğu gerçeğinden hareket edersek, dindarlığın kentli biçiminin yerleşik İslami modellere dayanmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Altan'a göre kentli dindarın özellikleri şu noktalarda toplanıyor: Dinin siyasi yönüne vurgu yapmayan, içsel -mistik-yolculuğa koyulmuş, olayların düşünsel ve felsefi boyutunu yakalayan.
Siyasi İslam'la kültürel İslam arasındaki farkı Taliban'la Şeyh Galip arasındaki anlayış ve kavrayış farkına indirgemek kem âlatla kemalat yapmaya benziyor. Din ne kültürdür, ne estetik, ne de düşünce ve siyasetten ibarettir. Bunların hepsinin birleşimi ve bu unsurların ortak bir merkeze (tevhit) dağılımıdır. Eğer kentli bir dindarlıktan bahsedeceksek, bunun kaynağı doğal Medine membaı değil, modern şehrin ilaçlanmış şebeke suyu olacağı aşikârdır.
Dindarlığı elbette köylülük olarak ilişkilendirmiyor ve bedeviliği hiçbir zaman yüceltmiyoruz. Fakat dindarlığın kentle ilişkilenilmesi karşısında 'hangi kent?' diye sorma hakkına da sahibiz. Eğer bu içerik olarak Medine'yi (dolayısıyla medeniliği) temsil eden bir kentse ne âlâ; ama teknolojik imkânlarla kendini kamufle ederek görüntüde kentli, içerik ve ruh olarak köylü (bedevi) kalmaya devam ediyorsa böyle bir kimliği kabul etmeye imkân yoktur.
Eğer doğduğumuz coğrafi köken açısından köylülük mevzu ediliyorsa yüzde seksenimiz hâlâ köylüdür ve kimse bu kimliği kolay kolay üzerinden atmaya istekli görülmemektedir.
İslam-siyaset ilişkisinin belirleyicisi ne tarihteki Harici zihniyeti ne de günümüzde Buda heykellerine savaş açan Taliban anlayışıdır. İslam elbette mensuplarına güdülmeme bilinci, yönetme izan ve şuurunu da telkin etmiştir.
Her dönemde olduğu gibi günümüzde de yine dindarlığın ve dindarların karşısına çıkanlar köylü din karşıtları olmuştur.
Bedeviliğin en büyük vasfı katılık, kabalık ve körü körüneliktir. Tevbe Suresi 79'da bu hakikat çok açık dile getirilmiştir: "Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Türkiye'de sosyolojik anlamda yahut medeniyetin taşıyıcısı olmak bakımından bir şehirden bahsedilebilir mi doğrusu bundan şüpheliyim.
Evet, kent vardır belki; ama şehir yoktur bu ülkede. Kentin dindarı da dinsizi de yaralı. Her ikisi de yol-yordam ve erkân öğreten şehrin rahle-i tedrisinden geçmiş değildir. Bu yüzden salt aklı olan kalbi olanı çekemez.
Modern dünyanın köyleri kentlerin hafızasını taşır. Şehirli kalabilmiş köyler kampanya ve seferberliklerle köylüleştirilmeye çalışılır. Şehirleşmenin bizdeki en kestirme tarifi çağdaşlıktır ne de olsa. Çağdaşlığın müteradifi ise Avrupalılaşmadır. Bu kameralar sizi attığınız adımlara göre köylü ya da kentli gösterir.
Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma kriterlerine riayet etmediğiniz zaman dünyanın merkezinde de yaşasanız bir anda şehirlilikten sınıfta kalır bedevi (gerici-çağdışı) seviyesine düşersiniz. Bunun için bir Avrupailik ölçütü olan kâğıtla taharetlenme yerine su kullanmaya kalkmanız bile yeterlidir.
Din ister kırsal ister kentsel coğrafyalarda olsun eğer gerçek ve bütüncül bir şekilde öğretilip yaşanmasına fırsat verilirse şehirli dindarların çoğalmasına hizmet edecektir. Buradaki şehirden maksat Medine, Bağdat, Kahire, Endülüs, Semerkant, Şam, Tebriz, Konya, İstanbul gibi ruhunu İslam'dan almış olan kalbi çarpan kentlerdir.
Bütün mesele, bir sistem olarak İslam'ın ne olduğunun yeterince bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.
Birilerinin müsaade ettiği ya da tahammül edebildiği kadarıyla İslam mı, kimilerinin kalbinin derinliklerine gömdüğü, bazılarının akıl terazilerinin bir tarafındaki ağırlığı dengelemeye yarayan bir İslam mı, yoksa sınıfsız toplum, sosyal adalet, haysiyetli birey vaat eden medeniyetin, kültür, düşünce ve estetiğe kaynaklık eden İslam mı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




