Dünya devletlerinin dikkatleri daha çok Ortadoğu, Asya'nın ortası ve Afrika gibi bölgeler üstünde yoğunlaşırken, Balkanlardaki gelişmeler kolayca gözden kaçabilmektedir. Oysa, gerek Bosna-Hersek'te ve gerekse Kosova'da ciddi siyasi kriz ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlardan en yenisi, 28 Temmuz'da Kosova'nın kuzeyinde Sırplarla Arnavutları karşı, karşıya getiren "sınır ve gümrük çatışması" olayıdır.
Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve şu ana kadar 75 ülke tarafından tanınmış genç bir devlettir. Türkiye onu ilk tanıyan devletler arasındadır. Kosova Arnavutlarının Tito'nun vefatından beri sürdürdükleri büyük mücadele, özellikle 1990'lardan sonra silahlı bağımsızlık mücadelesi haline dönüşmüştür. Kosova, ilk defa özerk bölge olarak ve sonra da bağımsız devlet olarak tanınmıştır. Kosova, Balkanlar içinde tarihi değeri büyük olan bir ülkedir. Pekçok grup, tarihi bağlarını vurgulayarak, orada aidiyet ve hak iddia etmektedirler.
Kosova sadece tarihi bakımdan değil aynı zamanda yer altı madenleri (özellikle gümüş, magnezyum, v.s.) bakımından da önemli bir yerdir. Bölgede petrol veya doğalgazın olmayışı, birçok sanayi devletinin gözünde önemini biraz düşürmekte ve bu husus, Kosova'nın dış politikasında etkin olmaktadır.
Kosova siyasetinin faktörleri:
Kosova'nın seçimle başa geçmiş Başbakanı Haşim Taçi hem milli bir kahraman hem de dünyanın kabul ettiği meşru bir siyasi lider olarak Kosova'nın son 12 yıllık dönemine damgasını vurmuştur. 1990'lardan beri Arnavutların verdiği özgürlük mücadelesini yürüten lider olarak çok sevilip, sayılan bir kişidir.
Kosova Arnavutları, Sırplara karşı verdikleri mücadelede en sonunda ABD'nin desteğini almayı başarmışlardır. Bugün Kosova'daki en etkili kurum Amerikan elçiliğidir.
Diğer taraftan Avrupa ülkeleri de, zaman zaman katkıda bulunmuşlardır. Kosova'da bulunan EULEX teşkilatı bir Avrupa kuruluşu olup Kosova'da Avrupa ve dünya standartlarına uygun bir seviyede işleyen kamu yönetiminin ve adalet sisteminin yerleştirilmesinden sorumludur. Kosova'da, hem kamu yönetimi ve hem de adalet mekanizmasının işlemesinde bu teşkilat rol oynuyor.
Kosova'da yaşayan Sırp azınlığı ise, Kosova devletiyle hiç bir şekilde iş birliği yapmaya yanaşmamaktadır. Sınır komşuları olan Sırp Cumhuriyetinden aldıkları teşvik ve destekle, ülke içindeki huzursuzluğu bilinçli olarak devam ettirmektedirler.
28 Temmuz 2011 tarihinde gerçekleşen sınır çatışması işte böyle bir ortamın ve düşünce tarzının sonucudur. Sırp azınlık, genelde Kosova'nın kuzeyinde ve Sırbistan sınırına yakın yerlerde yaşamaktadır. Kosova Sırpları, tüm gıda, ilaç, ev bakımı, diğer yaşam ihtiyaçlarını Sırbistan'dan getirmekte ve Kosova içinde üretilen malları, kendi bölgelerine sokmamaktadırlar. Kosova, eski Yugoslavya'nın dağılması sonrasındaki dönemde olduğu gibi, hâlâ Sırbistan'ın kontrolu ve etkisi altındaymış gibi bir davranış sergilemektedirler.
İç ve dış tutumlar:
Yıllarca süren Sırp baskısı-terörü ve ekonomik sıkıntılar sonucu Arnavutlar henüz devletin tüm mekanizmalarına yeterince hakim değildirler.
Bağımsız Kosova'nın içindeki Sırp azınlık, bir türlü "azınlık olduklarını" içlerine sindirememişlerdir. Hâlâ Kosova Arnavutlarını hiçe sayan bir eğilim içindedirler.
Kosova'da yaşayan Sırplar, uyum sağlamak yerine, kalkıp göç etmeyi tercih etmektedirler.
Kosova Sırpları, ya "resmi bölünme ve ayrılma" ya da "büyük bir özerklik", istemektedirler. Bunlar olmazsa kitle halinde "göç edip bir şekilde Sırbistan'la birlik olmak" istemektedirler.
Dıştan, Sırbistan cumhuriyeti bu tutumu teşvik edip, desteklemektedir.
Sırbistan bu tip bir uygulamayı Bosna-Hersek'te de gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Avrupa ülkelerinin bir çoğu da böyle bir ayrışmayı normal bulmakta hatta tasvip etmektedir. Sırplar, iki ayrı yapı, kültür ve karakterdeki grupların, milletlerin mutlaka ayrı olmaları gerektiğini AB ülkelerine ikna etmişlerdir.
Diğer taraftan Avrupa devletleri, benzer bir durumda olan Kıbrıs'taki Türk ve Rum toplumlarının, tüm olumsuz deneyimlere ve her konuda farklı olmalarına rağmen tekrar birleşmesini istenmektedir.
Yunanlılar, Güney Kıbrıs Rumları ve Ruslar, Kosova'daki bu gergin ve ayrılıkçı durumu desteklemektedirler.
Avrupa devletlerinin bazıları Sırplara arka çıkmakta, alttan alta destek vermekte ama bölgedeki Amerikan gücü karşısından sessiz kalmayı tercih etmektedirler.
ABD ise Kosova devletinin bekasını ve o ülkedeki farklı grupların bir yolunu bularak birlikte yaşamalarını istemektedir. (Kendi deneyiminde olduğu gibi.)
Tehlike kıvılcımları:
Kosova bir devlet olarak kendi sınırlarını kontrol altına almak ve gümrüklerini korumak amacı ile harekete geçmiştir. (28 Temmuz 2011 olayı budur.) Zira:
1- Sırplar, Kosova içinde üretilen hiç bir mal veya ürünün kendi bölgelerine girmesine izin vermemekteydiler.
2- Kosovalı Sırplar tüm ihtiyaçlarını, Kosova yerine Sırbistan'dan temin etmekteydiler. Sonuçta Kosova bu duruma isyan ederek, kontrol noktalarını ele geçirmeye kalkmıştır.
3- Bu mücadelede öfke, nefret ve hazımsızlık birleşerek Balkanlarda "tehlike ateşini yakmışlardır"
4- Bu sadece Kosova içindeki bir ateş olmayıp, Avrupa içindeki eski çekişmeleri de tetikleyip su yüzüne çıkartmıştır.
5- Aynı zamanda, Avrupa ile Amerika arasında gittikçe artan rekabet ve çekişmenin de işareti olarak ortaya çıkmıştır. Esasen, daha önce Avrupa ile ABD arasındaki gizli üstünlük çekişmesi en bariz şekli ile Libya'da kendini göstermiştir.
Sarkozy'nin Libya'ya saldırısı, aslında, Fransa'nın kendi etki alanlarını yeniden çizme çabalarından başka birşey değildir.
Aynı durum İngiltere için de, İtalya için de geçerlidir. Libya işinde, ABD kendine göre başka hesaplarla aynı yola girmiştir.
Balkan siyasi arenası ise bu çekişmelerin sadece başka bir türünü ortaya çıkartmaktadır. Ama ana hatları ile olaylar aynıdır.:
Orada da aynı ABD, Avrupa çekişmesi mevcuttur.
Orada da Avrupa ülkeleri arasındaki gizli rekabet ve çekişmenin yansıması mevcuttur.
Bir de tüm gizleme çabalarına rağmen bir din rekabeti ve çatışması gizli bir akıntı gibi olayların gidişatını etkilemektedir.
Arnavutların çoğunluğunun Müslüman olmasına karşın Sırpların Ortodoks Hristiyan oluşu ve AB adayı olmaları siyaset terazisinde dengeyi bozan faktörleri oluşturmaktadır.
Avrupa'da artmakta olan İslamafobya da dikkate alındığında bu son faktörün ne derece önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Balkanlarda çakan tehlike kıvılcımı dikkatle takip edilmelidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



