Türkçenin 9. Uluslararası Şiir Şöleni'ne katılmak için Kosova'ya doğru attığım her adım, heyecanımın artmasına, gitgide büyümesine sebep oluyordu. Bunun zirve bir noktası yoktu. Dört gün süren yolculuğun her bir ânı heyecan kabarması şeklinde kendisini hissettirdi.
Dünyanın dört bir noktasından, hadi net bir rakam söyleyelim, toplam 22 ülkeden yola çıkan şairler, büyük bir ihtimalle benim gibi, yolculuğun her bir adımını kıymetli bir zaman zarfı (sarfı) olarak ömrünün (gönlünün) bir kıyısına teyellendirdi. Yüz -rakamla 100- katılımcı şairden bahsediliyor, demek ki en az yüz kalp şu üç günlük dünyada, o dört gün boyunca Kosova için çarptı.
Priştina'ya ayağımız değdikten birkaç saat sonra kendimizi Sultan Murat Hüdavendigâr tahtında bulduk. Meşhed, bağrında bazı uzuvlarını barındırdığı şehidi nasıl da kucaklamış, ona beşik olmuş... Tabiatın soğuk yüzü vuradursun gövdemize, elimizi Allah'a, alnımızı toprağa adamıştık bile. Meşhed toprağına secde etmenin ahir ömrümüz için ne kıymetler taşıdığını nasıl izah edebilirim?
Prizren ile Priştina arası bir buçuk iki saatlik bir mesafeyle ölçülüyor. Şölenin ana mekânı Prizren olduğundan, günün kararmasına kapılmadan oraya varmalıyız. Yolda, çay faslından feragat etmemek keyfiyeti de dâhil bu yolculuğa. Bir milli park içine ahşap oymalar alımlılığı içre inşa edilmiş mekân, şölenin hedeflerinden birisini, farklı coğrafi Türk bölgelerinden gelen şairleri kaynaştırmakta bir ilk adım olarak birebirdi.
Prizren'de kafileler kısa bir süreliğine birleşti. Burada ilk durağımız şehrin lezzetini ikram eden bir restorandı. Akşam yemeğinin akabinde ise üç ayrı otele dağılmak üzere tekrar gruplara ayrıldık.
Şölen için tahsis edilen mekân Yunus Emre Kültür Merkezi idi. Türkiye'nin, pek çok kardeş ülke şehirlerinde oluşturduğu bu merkezin Prizren'deki yeri, duvarları Kosova'yı tanıyan ülkelere teşekkür metinleri kazınmış olan Belediye binasının karşısıdır. Bu iki yapı, şehri boydan boya bölen Akdere'nin iki yakasına iliştirilmiş.
Prizren, Priştira'ya göre küçük bir şehir. Küçük ve güzel. Şehri güzelleştiren unsurların birisi Akdere. Onun az akan ve fakat çok şırıldayan suyu, özellikle akşamları, şehrin değişik noktalarındaki müzikhollerden göğe boşalan müzikle ahenk yarışına girişiyor. Benim galibim bu geniş yataklı küçük akarsu...
Müslümanların ve dahi Türklerin en yoğun yaşadığı şehir Prizren. Arnavutlarla Türklerin bir kardeşlik ortamında yaşayıp durduğu bu şehir, onlarca tarihî camii, hazireleri, hamamları ve namazgâhıyla, tam bir Osmanlı şehri. Son yüz yılda yaşadığı olumsuzluklara bağlı olarak bakımsız kalmış ve epey yıpranmış olan bu mekânlar, peyderpey yapılan restorasyonlar marifetiyle daha işlevsel hale getirilmiş, getiriliyor. Bunlardan birisi, belki de en önemlisi, Sinan Paşa Camii'dir. Cuma'yı bu camide eda etmenin kalp atışlarını yaşadık...
Şölen oturumlarından birisi de Prizren'e 20 dakika mesafedeki Mamuşa beldesinde yapıldı. Daha önceden de ahbaplarımın olduğu Mamuşa'da, yıllardır görüşmediğim genç bir kardeşimle yıllar sonra tekrar karşılaşmamız, bende kendine has bir duygu yoğunluğu oluşturdu. Bir Osmanlı köyü olan bu beldede başka Osmanlı yapısı var mıdır bunu öğrenemedim, fakat saat kulesi, tek başına yetecektir!
Prizren'de Yunus Emre Kültür Merkezi ve restorasyonu yapılan tarihi mekânlarla kendisini gösteren Türkiye etkisi, Mamuşa'da yeni yapılmış ve yakın geçmişte açılmış ilköğretim okuluyla ve ayrıca belediye binasıyla kendisini hissettiriyor. Bu durum ziyaret ettiğimiz bir diğer yerleşim yerinde, İpek'in Suşisa köyünde de var. Mehmet Akif'in babası Tahir Efendi'nin köyü olan Şuşisa, girişindeki Mehmet Akif İlköğretim Okulu'yla Türkiye'nin yardımını alabilmiş.
Suşisa'da bizi Mehmet Akif Ersoy'un akrabaları karşıladı. Onların samimi halleri ile şairimiz arasında bir bağ kurmamız hayli normaldi. Akif'in şimdilerde 83 yaşında olan yeğeni ve sonraki kuşaktan bir diğer yeğeni, kendilerine gösterilen teveccühten ötürü müteşekkirlerdi.
Akif'in baba yurdunda dikkatimizi çeken bir başka husus, yakın geçmişte Sırplar tarafından bombalanan bir Osmanlı camisini bağrında taşımasıdır. Fakat bu cami bugün virane haldedir. Tez elden aslına uygun bir şekilde yaptırılması için hiçbir mazeretimiz yoktur.
Şölen, evet bir şiir şöleniydi. Fakat biz henüz şairlere, onların şiirlerine temas etmedik. Elbette, kendine mahsus bir tehlikeye sahip olsa da, dört bir yandan şölene iştirak eden Türk şairlerinin ahvalini yazmalıydık...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



