-Evlâd-ı Fâtihân'dan Bahtiyar Sipahioğlu'na-
"Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan. Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an; Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?"
Türk şiirinin Balkan sesli şairi Yahya Kemal'in, Kendi Gök Kubbemiz'in ilk şiiri Süleymaniye'de Bayram Namazı'nda önce dört büyük bentte o muhteşem mabet, ardından Osmanlı İslam coğrafyası birer bentle perde perde anlatılır. Şairin bu şiirde Balkanlar'la ilgili dizeleri, üstteki gibidir. Her biri zaferle taçlanmış beldeler görklü top sesleri eşliğinde tek tek anılır.
Yahya Kemal'in Kosova'yı birinci belde olarak zikretmesi manidardır. Bunu şairin Aziz İstanbul'undaki şu satırlarla daha kolay anlatabiliriz: "1389'da Birinci Kosova muzafferiyetinden 1453'te İstanbul'un fethine kadar zaman mesafesi ne kadar kısadır. Yalnız 64 senedir! 1453'te İstanbul surları önüne gelen orduda 1448'de İkinci Kosova ve 1444'te Varna muzafferiyetlerini kazanan asker olduğu gibi, 1396'da Niğbolu muzafferiyetinde bulunmuş ve yetmiş beş yaşına girmiş harp erleri vardı, 1389'da Birinci Kosova'da yirmi yaşlarında iken döğüşmüş ve seksen beş yaşlarında İstanbul fethini görmüş ihtiyarların da bulunduğunu farz etmek mümkündür. (...) Öyle anlaşılıyor ki, Rumeli'yi fethetmeden, (...) İstanbul'un fethi mümkün değilmiş." (S: 28-29)
Şiirimizin Balkanlar'dan esen bir diğer büyük sesi Mehmet Akif, Kosova'yı Safahat'ta başlıca iki yerde, Hakkın Sesleri'nde ve Fatih Kürsüsü'nde konu edinir. Şair, Hakkın Sesleri'nin üçüncü manzumesinde, şu "Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk / Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!" diye başlayan şiirinde Kosova'yı, Yahya Kemal'inkine zıt bir durumdan ötürü, bir mağlubiyet hüsranı bağlamında ele alır. "Üç kaltabanın hırsına feda olan" Akif'in dede ve baba toprağı, elden gitmiştir:
"Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti...
Öyle bir gitti ki hem: Bir daha gelmez ebedî!
Ne olurdun bunu kalkıp da göreydin acaba?
'Meşhed'in beynine haç saplanacak mıydı baba!" Büyük bir buhran içinde kendinden geçen şair, şu dizeleriyle sanki bir coğrafya için yakılacak en acı mersiyeyi terennüm etmektedir:
"Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova...
Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!
Hani binlerce mefâhirdi senin her adımın?
Hani sînende yarıp geçtiği yol Yıldırım'ın?
Hani asker? Hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehîd?
Ah o kurbân-ı zafer nerde bugün? Nerde o iyd?
Söyle, Meşhed, öpeyim secde edip toprağını:
Yok mudur sende Murâd'ın iki üç damla kanı?
Âh Meşhed! O ne? Sâhandaki meyhâne midir?
Kandilin, görmüyorum, nerde? Şu peymâne midir?"
Mehmet Akif, şiirini yedi mısra daha sürdürür. Bu yedi mısrada şair Kosova'nın içine düştüğü faciayı gittikçe karamsarlaşan bir tarzla anlatır. Fakat bugün, çok şükür söz konusu haller Kosova'da bulunmuyor...
Akif'in Fâtih Kürsüsü'ndeki Kosova'da aynı minval üzeredir, şair Kosova'yı mağlubiyetten ötürü anlatır! İşte o satırlardan bir bölüm:
"- Nedir uzakta nümâyân olan şu ıssız ova?
Ki pek hazin duruyor?
- Bilmiyor musun? Kosova!
Nasıl bilirdin! Evet, bilmesen de hakkın var:
Bırakmamış ki, taş üstünde taş, kudurmuş canavar!
Yol uğratıp da bu sahrâdan önce geçmişsen;
Görür müsün, bakalım, bir nişâne geçmişten?
Ne olmuş onca mefâhir? Ne olmuş onca diyâr?
Nasıl da bitmiş o saymakla bitmiyen âsâr!
Murâd-ı Evvel'i koynunda saklayan toprak,
Kimin ayakları altında inliyor, hele bak!
Kimin elinde bıraktık... Kimin emânetini!
O Pâdişâh-ı Şehîd'in huzûr-i heybetini,
Ne reng-i muzlime girmiş o yemyeşil Kosova!
Şimâle doğru bütün Pirzerin, İpek, Yakova Fezâ-yı mahşere dönmüş giriv-i mâtemden..."
Şiirimizin Balkanlar'dan kopup gelen iki ebedî sesine Kosova bağlamında temas edişimiz boşuna değil: Bugün, siz bu yazıyı okurken, biz, Türkiye'den ve dünyanın pek çok noktasından toplanıp gelmiş şairler, Kosova'dayız. Priştina, Prizren (Âkif'çe söylersek: Pirzerin), Mamuşa, İpek gibi beldeleri ziyaret ediyoruz. Buraya gelmeden evvel, Bursa'daki türbesinin başında ruhuna Fatihalar gönderdiğimiz şehit Murat Hüdavendigâr'ın, bakın şimdi bir diğer yurdunda, Meşhed'te, yeniden huzurundayız.
Türkiye Yazarlar Birliği'nin düzenlediği 9. Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni, Kosova'dan dünyaya, bizim yeniden dirilişimizin müjdesini verecek...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



