Belki de inanmayacaksınız ama korkularımız, ölçülü bir şekilde kullanıldığında bizleri korumaya yönelik güçlü birer siper oluyor... Çoğu zaman, başımıza gelecek bir olayın ayak seslerini işitip hemen oradan uzaklaşırız değil mi?... Allah insana, kendisini karşılaşacağı tehlikelerden korusun diye korkuyu bir zırh gibi yaratmıştır...
Korku duygusu bebeklik döneminde işlerliğini dahi aktif bir şekilde sürdürüyor ve bebek o dönem herhangi bir riskle karşılaştığında irkilerek ya da gözlerimizi kırparak koruma refleksini devreye sokuyor. Bu yönüyle de korku ve refleksler, insanın saf doğal dokularında yer alan gizil bir akıl gibidir.
Gerçi gündelik hayatımızda korkular sürekli bizleri alt eden karanlık birer düşman olarak görülüyor ve bu şekilde de tanımlanıyor...
Hayattan korkmak
Acıdan korkmak
Ölümden korkmak
Hastalıktan korkmak
Depremden, kazadan, yalnızlıktan... korkmak...! Oysa bütün bunlar yerinde ve dengeli bir şekilde kullanıldığında aslında bizlere hiçbir zarar vermediği gibi aksine fayda getiriyor, koruyor, kurtarıyor. Hastalıktan korkan bir kişinin sağlığına dikkat ettiğine, yalnızlıktan korkanların insanlarla bir arada yaşamaya gayret gösterdiğine, ahiretten korkan kimsenin ibadetlerine titizlik gösterdiğine, kazadan korkan kimsenin aracını itinayla kullandığına, kul hakkından, ceza ve haramda korkan kimselerin hakkaniyete dikkat ettiklerine şahit olmuşsunuzdur. Peki ya böyle bir duygumuz olmasaydı ne yapacaktık? Korku duygularımızın ortadan kalktığını düşünseniz ya... İşte o zaman hiçbir şeyi ciddiye almayan, başına buyruk hareket eden, fiziksel ve duygusal varlığını riske atan, her an bir tehlikeyle yüzyüze gelen birer varlık olacaktık. Ve aslında bütün bunları düşündüğümüzde korkularımız dengeli bir şekilde yaşandığı sürece, benliğimizi ve varlığımızı koruma içgüdüsü olarak ortaya çıkıyor...
Sahi neden hep öcü gibi bildik korkularımızı? Oysa, bizi uyaran, bize telkin ve çağırıda bulunan bir başka yüzü de vardı onların? Ve biz korkularımızı hiç bu yönüyle tanımamıştık. Hiç bu yönden bakmamıştık... Her zaman kaçmıştık, her zaman uzaklaşmıştık...!
Ve yine inanmayacaksınız ama korkularımız çoğu zaman kurtarmıştır hayatımızı... Cezaya uğramaktan, haksızlık yapmaktan, kötülüğe yönelmekten korkan kimseler, hayatlarının seyrini değiştirerek, kendilerinden hiç beklenmeyecek davranışların sahibi olmuşlardır.
Biliyorum, korkularınıza hiç bu yönüyle bakmamıştınız... Çünkü, günümüz insanı, sevincini de, neşesini de, korkularını da çok abartılı bir şekilde yaşıyor ve bunun sonucunda da, ruhsal sorunlara sürükleniyor. Korkularımız doğuştan verilmişti ama onu nasıl kullanacağımız konusunda bizler de ne yazık ki, bu tablodan etkilendik.
Ve şimdi, korkularımızın tanımını yeniden yapalım ve onları hayatınızın canavarları gibi görmek yerine, bizi koruyan, yönlendiren ve uyaran birer uyarı sinyali olarak tanımlayalım... Korku üstümüze, ölümü, kazayı, yalnızlığı, yalıtılmışlığı, yoksulluğu sürüyorsa, yapacağımız şey duaya yönelmek ve önlemlerimizi almak olmalıdır. Korku üstümüze, hesabı, günahı, azabı sürüyorsa o zaman hakkaniyete önem verip ve Allah'ın rızasına uygun yaşamaya gayret edelim. Eğer korkularımıza bu şekilde yaklaşır ve onlardan kaçmak yerine bir sinyal olarak görebilirsek, nerede ve hangi şekilde olursa olsun korkular hayatımızın yönünü etkilemediği gibi bizlere tedbir ve telkin ruhu verecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




