Tepkileri farklı olsa da her canlı korkar. Korku duygusu canlının adeta tepkisini de belirler. Bu tepki korkutana karşı tezahür ediyor gibi görünmekle birlikte, aslında korkanın korku duygusuyla doğrudan ilişkili olmalıdır. Eğer korkutan korku duygusunun asıl nedeni olsaydı, mesela aslan her göründüğünde geyiklerin aynı kaçma güdüsü içinde olmaları gerekirdi. Oysa karnını doyurup avlanma ihtiyacı olmayan aslanı gördüğünde geyik kaçmamaktadır, yani her zaman aynı tepkiyi sergilememektedir.
Konuşan (natık), düşünen olduğu kadar korkan bir varlıktır insan. En temel güdülerden biri korkudur. Korku duygusundan yoksunluk, sevgi duygusunun yoksunluğu gibidir. Sevgi duygusu yoksunluğu insanda nasıl bir eksiklik, bir anomali olarak değerlendiriliyorsa, korku duygusu yoksunluğu da öyle değerlendirilebilinmelidir. Korku duygusundaki eksiklik veya yetersizlik, sevgi duygusundaki eksikliği ya da yetersizliği işaret ediyor olabilir. Bazı antropologlar, mesela E.B.Tylor "Primitive Culture" (İlkel Kültür) adlı eserinde olduğu gibi, korku duygusuyla "kutsallaştırma" arasında kurucu bir ilişkinin olduğunu ileri sürmüşlerdir.Ona göre, insanlığın belli bir döneminde Animizm (Canlıcılık) olarak tanımlanan inanış (cult)'ın ortaya çıkması insanın korku duygusunun bir yansımasıdır. Korktuğu olguyu mesela şimşek, gök gürültüsü, ateş vb. olayı veya durumu "kutsallaştırma" kategorisine sokarak ilişki kurmaya, düzenlemeye yönelmiştir. Sonuçta Tylor "Tanrı" olgusunu da insanın korku duygusuna, daha doğrusu güdüsüne bağlama eğilimindedir. Ki öyledir. Ancak korku güdüsü yanında sevgi duygusu ya da güdüsü ilintisi öngörülmediği takdirde, eksik bir insan ve dolayısıyla eksik bir Tanrı tasavvuru da kaçınılmaz olacaktır. Ayrıntı ve eleştirisinin yeri değildir burası.
İnsanın doğasına (fıtratına) ait bir olgu olarak anlaşılması gereken korkuyu bir değer, mesela ahlâki bir erdem, tabii erdemsizlik şeklinde görmek alışkanlığı da söz konusudur. Herhangi bir şeyden korkan insanı eksik, yerine göre erdemsiz olarak nitelendirmeye gidilir. Oysa korku duygusuna sahip olabildiğimiz, onun bakirliğini, saflığını, anlam ve gereğini kavrayarak davranabildiğimiz ölçüde insan olma olgunlaşma imkanını gerçekleştirebiliriz. Dostumuzu sevdiğimiz için incitmekten, kırmaktan korkmamız beklenmelidir. Birliğine, yüceliğine inandığımız Allah'ı sevdiğimiz ölçüde, buyruklarına ve yasaklarına uymamaktan da korkarız.
Hayatımızda ve toplumsal hayatımızda, ilişkilerimizi, konumumuzu, durumumuzu, güvenlik, barış ve huzurumuzu gerçekleştirirken aslında korku duygumuzun ne ölçüde belirleyici olduğunu, çoğunlukla üzerinde düşünülmemiş olsa da, anlamak durumundayız. Korku duygusu bakir, saf, tam, yeterli düzeyde işleyebilen ve etkide bulunan birey ve toplumda güven, barış, mutluluk, birlik ve dirlik daha fazla imkan dahilindedir. Korku duygusu yozlaşmış, pörsümüş, durağanlaşmış yitime doğru yönelmiş birey ve toplum, öncelikle kendine güvenden yoksun kalır, kendisiyle barışık olabilme imkanını bulamaz, birlik, dirlik ve düzeni, gerçekte çürüten alet, aygıt, araç ve düzeneklere başvurmaya yönelir. Kendi kendisiyle didişir, boğuşur, kavgalaşır, düşmanlaşır, başkalaşır ve yokolur.
Siyaset, insandaki korku (aynı zamanda sevgi=saygı) duygusunu yerli yerinde anlamaz, öngörmez, bilgece kavrayarak değerlendiremezse iktidarını ve gücünü zor balaştırmak, korku simulasyonuna büründürmek açmazına düşer. Kendini, yerine ikame edemeyeceği korku maskesiyle göstermeye yönelir ve öyle mecbur hisseder.Korkuttuğunu sandığı anda korkunun rüzgarında savrulmaya başlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




